28 Eylül 2011 Çarşamba

Tatar Ramazan(Trabzonspor)

  Simyacı ile Trabzonspor arasındaki benzerlikleri,kendime göre uzun zaman önce anlatmıştım.Şimdi Trabzonspor'un başka özelliklerini anlatmanın vaktidir.Malum bu takım öyle bir takım ki, milliyetçi kişi,onda milliyetçiliği;devrimci kişi onda devrimciliği buluyor...Maçlara anlam katan bu takım, maçlarla sınırlı kalmayıp insanoğlunun haftaiçine ya daha çok anlam katıyor,ya da aldığı sonuçla herşeyi anlamsız kılıyor...

 Inter maçından sonra oynadığımız Lille maçı, Trabzonspor gerçeklerinden çok ülke gerçekleriyle başbaşa bıraktı bizleri...Çünkü ortaya koyulan oyun kafa karıştıracak cinsten.Eleştiriler yine tavanda,2 maçta 4 puan toplanmış olmasına rağmen...

 Inter maçı için,bizim kendi ülkemizin(!) medyası, maçı farklı şekilde izlemiş olacak ki, ''Trabzon'un şansı'' manasına gelen haberler yapıldı,konuşmalar çıkarıldı.Fakat onlar bu lafları söylerken,Avrupa ŞL kamuoyu,Trabzon'un oyununun modern bir deplasman futbolu örneği çizdiğini söyledi...Türkiye'de çok az isim, Modern Futbolda,deplasmandaki bir 4.torba takımının 1.torba takımına karşı oynadığı mücadele olarak tanımladı maçı...

 Lille maçına gelince...Eminim benim gibi sizlerde en çok bu maçtan çekiniyordunuz.Çünkü rakip evinden çok,deplasmanda iyi performans ortaya koyabilen bir görüntüye ve yapıya sahip.Üstelik 2 senelik kurulu bir takım olmaları,bizim gibi yeni kurulmuş bir takıma karşı üstün kılıyor kendilerini.İşte tam da bunun farkına vararak,başlamışız oyuna,(ben kaçırdım ilk anları,ilk dakikaları banttan izledim)ve sıkıntılar yaşamışız.Tam bu sıkıntıları atlattık derken,aslında çok basit bir gol yiyince çekiniyor insan...Kaybedilecek 3 puana değil, malum bizim öz ulusal medyamız varya!''Neler yazacaklar yine kendilerini tatmin etmek için ve bizim sinir katsayımızı yükseltmek için'' diye düşünüyoruz.

  Maçı geri kalan dakikalarında,Lillenin ikinci bir net pozisyonu oluyor,onu da kalecimiz Tolgamız kurtarıyor...Biz ise Adrian değişikliğinden sonra orta sahada daha iyi top tutuyoruz ve dakikalar geç olsa da Henri ve Halil ile daha çok hücum hattında top oynayabiliyoruz.Nitekim bu baskının sonucunda, penaltı ile durum eşitliyoruz.

  Ertesi sabah,soda içmeyi unutmuş editörlerimizin yorumlarını merak ediyoruz.Ertesi sabaha kalıyoruz,çünkü maç sonrası canlı yayın izleyemiyoruz! Avrupa'ya göz atıyoruz netten, Trabzonspor'un oyununu öven cümleler ile karşılaşıyoruz,ülkemizde canlı yayın yokken!

  Yine aynı cümleler,aynı sözler...Trabzon'un şansından bahsediliyor...Tek bir pozisyon bulamadan alınan 1 puandan,atılan 1 golden bahsediliyor...Açıkçası gülünç bir durum ama ağzımızla gülemeyecek kadar da komik bir durum...

  Maçın açık bir şekilde orta saha mücadelesi olacağını,maçtan önce Zokoramız belirtiyor.Nitekim öyle de oluyor,Trabzonspor daha çok topu hücum hattında tutmasına rağmen,ceza sahasına girmekte zorlanırken,Lille orta sahada üstünlüğü ilk 30 dakikadan sonra kaybederken,kontralarla ceza sahasına girip 2 pozisyon yaratıyor,biri gol oluyor...Yani adı üzerinde,Orta saha mücadelesi olarak tanımlanıyor aynı maçımız Avrupa'da...

  Bütün bunlar,aslında birşeyi,tekrar gözler önüne seriyor.İstanbul medyasının ekmeğine yağ sürdürtmeyen,İstanbul takımlarından birinin hırsızlığını engelleyen takım olan Trabzonspor,İstanbul medyası tarafından yok sayılıyor...Görmezden geliniyor.Zaten, bu yüzden İstanbul her zaman Anadolu'ya uzak kalmıyor mu...

  Fenerbahçe,Galatasaray,Beşiktaş sanki her sene şl de San Siro'da yüzde 90 topla oynama oranına sahip ve net pozisyonlarla açık ara farkla maç kazanıyormuş gibi, sanki İstanbul takımları her sene Fransa Şampiyonunu kendi evinde,tek kaleye mahkum ediyormuş gibi yapılan yorumlar çok komik...Aklımıza efsane bir filmden efsane bir replik geliyor...Hani İstanbul Medyasının kurulu düzenini sarsan Trabzonspor ile Devletin çarpık mapus yapısını sarsan Tatar Ramazan'ı karşılaştıracak cinsten...
 

 Hüseyin Müdür: Sen burada yalnız değilsin Ramazan,bizde dosyan var biliyorsun.

  Tatar Ramazan: Biliyorum.

  Hüseyin Müdür: Ve dosyan hayli yüklü.

  Tatar Ramazan: Olabilir.

  Hüseyin Müdür: Biz burasını mahkumlara danışarak değil,kanunlara,nizamlara  göre idare ederiz.

  Tatar Ramazan:İdare edersiniz de,içerisi neden karmakarışık?!

  Hüseyin Müdür: Onu size sormalı! Kapı ağzına geliyorsun,idarenin gardiyanını bakkal çırağı gibi azarlıyorsun.

  Tatar Ramazan:Bunu neden yapmışız ama?!

  Hüseyin Müdür:Burası hükümet dairesi,benimle tartışma kapısı mı açmak istiyorsun?Gardiyanlardan sonra bize mi geldi sıra?Seni kapalıya atıyorum!Orada da kabaran günahlarının hesabını yaparsın!

  Tatar Ramazan: Siz beni resimlerde gördüğünüz mahkumlarla karıştırıyorsunuz galiba müdür bey.Benim adım Tatar Ramazan!BEN BU OYUNU BOZARIM!



  Yani aslında bizim karşımızda gördüğümüz,ne İstanbul medyası,ne fenerbahçe...Onlar sadece bu kirli düzenin gardiyanları,ve bizde o gardiyanları tartakladık...Oyunu bozmaya ant içtik,adımız Trabzonspor çünkü...Gardiyanı tartakladık,sıra Abdurrahman Çavuşta...Sonra ise Hüseyin Müdürde...

  Eğer sizde merak ederseniz,Trabzonspor ile Tatar Ramazan arasındaki benzerlikleri görebilirsiniz,belki tek fark Trabzonspor'un belindeki Sürmene Kamasının daha tehlikeli olmasıdır...

  Saygılar.

22 Eylül 2011 Perşembe

Karabükspor!Demir!Çelik!

     Bolu'dan,otobandan,Karabük için saptığınızda, Batı Karadeniz yolculuğunuz başlamış demektir.Karadeniz'in batısı nedir ki? Bize öğretilen derslerin yalancısı olmuş diller alışıktır buna...Karadeniz'in doğusu,ortası,batısı olmaz.O denize kıyısı olan her şehir(inanın İstanbul hariç) nefesini alır denizin içine,ciğerlerine...O yüzden her Karadeniz kıyısı şehir,Karadenizlinin şehridir.Çünkü gittiği zaman yabancılık çekmez.Şehrin yerleşimi,insanın bakışı ve sıcakkanlığı seni sarıp sarmalayıverir...

   Benimde Karabük yolculuğum bu heyecanla başladı...Heyecan...Çünkü küçükken gitmiştim akrabalarımın yanına,o güzel şehre...Heyecan, gönlümdeki sert  toprağı bile kaydırabilen heyelandı...Karabük yolunda giderken,o heyecan benim yol arkadaşımdı...

  Yollardan,Karabük yolundaysanız eğer, o yolun amacı olan şehir,Karabük'e geldiğinizi,emek kokusundan anlarsınız.Kardemir sizi karşılar,bütün ihtişamıyla...Hayran bakışlarınızın sabitlendiği bu büyük fabrika, aslında o şehrin amacı,yaşam alanıdır.O şehirdekilerin yüzde 90'ı ekmeğini ordan çıkarmış/çıkarmaktadır.Emeklisi oranın emeklisi,işçisi oranın işçisidir...Emeğin kokusu ile Karadeniz'in kokusunu harmanlar bu şehir...Bu yüzden insanı da emeğe saygılı insanlardan oluşur...Muhafazakar,sosyal demokrat,radikal islamcı ve ya sosyalist görüşlere sahip kişiler vardır evet...Ama hepsi emeğin anlamını gerçekten bilir...İstanbul hikayedir Karabük'ün yanında bu konuda...

   Benim bildiğim,fabrika ile doğan bir şehirdir Karabük...Karabük şehri,bünyesinde pek çok yerden evlat barındırır.Kimisi aslen Giresunlu,kimisi Trabzonlu,kimisi Rizeli,kimisi Bolulu,Zonguldaklı ve nice yerlerden.Kardemir'den bahsetmiştik; işte siz fabrikayı gördükten sonra hemen şehre gireceğinizi sanırsınız ama yanılırsınız.Yanıldıkça şaşkınlığınız da artar.Hani yol biter dert bitmez derler ya; öyle birşey...Yol biter,emek bitmez.Çünkü siz yolda gittikçe fabrikanın ne kadar büyük olduğunu anlarsınız,bu sefer ne zaman bitcek diye şaşırırsınız,ama gelin görün ki amacı Karabük'e insanları ulaştırmak olan o yol biter; dert,emek,çile bitmez...Şehire girdim sanarsınız ama aslında fabrikaya dahil olmuşsunuzdur...Kardemir'e...

    Yıllar sonra,Karabük'e,Trabzonsporumun mücadelesini alkışlamak için gittim.Trabzonspor'a olan sevgim,Karabük'e olan hasretimle birleşti.Trabzonspor belki şampiyon olur diye değil,Trabzonspor'un emeğini,emeğin kentinde; Trabzonspor'un alın terini,alın terinin kentinde alkışlamaya geldim.Emeğin kentinde Trabzonspor'u sevdiğimi söylemeye geldim ben...

    Akrabalarımın yanında bir gün geçirdim,uzun zamandır yiyemediğim o meşhur ekmeğini,''göbü'' sünü,çok özlediğim ve merak ettiğim akrabalarımın evinde yedim.Her akşam yatarken ettiğim Trabzonspor duasını,orada ettim.

    ''Hiç bir şey tesadüf değildir.'' diyenlerdenim ben.Bu yüzden,fikstürün son maçının,Trabzonspor'un son maçının,Karabük'te olmasına şans ve ya kura diyemem.İlahi adalet derim,çünkü ilahi güç; Trabzonspor'un harcadığı haramsız emeği,emeğin kentinde alkışlatmak istemiştir benim düşünceme göre...

    Maça gelirsek; maçtan önce arkadaşlarımla,abilerimle gezdiğim o güzel yerlerin,o güzel coğrafyanın bende bıraktığı izlenim ile, inançsız geldiğim maç için inanmaya başladım...Emeğin şehri insana,emek verilince hiçbirşeyin imkansız olmadığını,soluduğu havasıyla bile anlatıyor.Bende o havayı çektim içime...ümitsiz geldiğim şehirde ümitlendim.

   Maça giderken, o emeğin şehrinde,bazı insanların emeksiz güce saygı duyduğunu,emeğe terbiyesizlik yaptıklarını gördüm.Ama bunu şehir için diyemem kesinlikle.Bence, o şehirde,o gün, konvoyumuza laf attığını zanneden insan evlatları emekçi değildir büyük çoğunlukla...Çünkü emekçi emeğe saygısızlık yapmaz.Emekçi, emeğe hareket sallamaz...

    Maç başladığı anda, yanılmadığımı anladım.Şükrettim yaradana...Emek şehrinin çocukları,kupanın gerçek hakedenine destek oldular.Aynı tribünde,yanyana,forma rengimizdeki ortak mavinin aşkına biz maviden önce ''bordo'',onlar maviden sonra ''ateş'' demeye aşık oldular birdaha,birdaha ve birdaha... ''Bu sene kupa Karadenize!'' diye bağırdı Karadeniz uşakları o tribünde, Karadeniz'i kolaylık olsun diye 3 bölüme ayıranlara inat...Maç sonunda bile ''Karadeniz'' diyebildi o bölgenin uşakları...Çünkü dedim ya,iki takımın taraftarları da aynı denize aşıktı,birinin şehri denize sıfır,ötekisinin şehri denizden önce paralel dağla kesilmiş olmasına rağmen...

  Maçtan sonra, gözlerimden dökülen yaşları yine o şehir sildi...Arkadaşlarımla sonradan görüşmek için vedalaşırken o da tokalaştı benimle...Üzüntümden, dikiz aynasından ona selam vermeyi unuttum ama ben...O şehre,o şehrin delikanlı taraftarına,o şehrin emeğine selam vermeyi unuttum bir eşeklik edip,ama kim dedi bir daha gitmeyeceğim diye?

  Bu yazıyı, emek şehrinin çocukları,Trabzon'a gelmeden önce yazmak istedim.Hislerim ve saygım tazelensin diye...Onlara ''hoşgeldin'' diyebilmek için sebeplerimin ne olduğunu o şehrin çocukları,o güzel takımın güzel taraftarları anlasın diye... Hoşgeldin Karabük'üm!Kardemir'im!Emeğim!Demirim!Çeliğim!

  Saygılar.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Kahrol Trabzon!Al sana bombiş!

  Dün öye bir tanıtım yapıldı ki; ''Türk Futbol Tarihinde bir ilk.'' cümlesi ile başlayan...Her zaman ki gibi medyanın abartması olduğunu bu sefer düşünemedim anne beni affet.Dün maç esnasında öyle yorumlar vardı ki,''Kadınlardan ders alsın erkekler'' cümlesi ile devam eden...Kadın-Erkek olmaktan çok insan olmanın önemli olduğunu unutuverdim bir an anne beni affet.

 Anne, ben dün herkesi senin gibi sandım.Orada futbol aşkıyla tutuşan kadınların olduğunu sandım.Ben, orada ofsaytın ne olduğunu bilen, pozisyonun nasıl bitebileceğini öngörebilen ve dahası maçın sonucunun galibiyet-beraberlik-mağlubiyet olduğunu anlayabilecek kadınlar olduğunu sandım anne.Anne ben, orada onca kadının,eşine,çoluğuna,çocuğuna,babasına: ''Al işte maça böyle gidilir!'' örneğini vereceğini sandım.Çünkü ben dün medyaya kandım anne, medya böyle yapacaklar dedi umutlandık anne,affet beni.Gurban oğlayum hao ayaklarinun aldina.

  Maçtan sonra öğrendik vaziyeti.Eee tabi edilen küfüre ben kafamı takmam da, edilen küfürler ile o kadar çok soru işareti oluştu ki kafamızda...Beraber bakalım;

  1)''Aykut KOCAMAN: Tarihe tanıklık ediyoruz.''

          ''Peki o zaman'' diyelim biz de...Çünkü söylenecek sözler aslında bilindik sözler.Trabzon'da futbolun kadını erkeği yoktur.O yüzdendir ki sizin bugün; ''Aaa bu ilk heralde,tarihe tanıklık ediyorum'' dediğiniz şey,aslında ne kadar Anadolu'ya uzak yaşadığınızı gösteren, ne kadar ''Anadolu'dan geldik'' deseniz de,dönüp bakmadığınız toprakların size attığı bir büyük farktır.Bir şarkı ezberletmişler sizlere,hala daha söylüyorsunuz;

''Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür,
gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür''

  İşte yanılgınız burada.Gitmediğiniz köy sizin değil,zaten sizin olmadığı için,onu tanımıyorsunuz bile.Ülkenin Kuzeyindeki şehirde kadınların futbol telaşesi sizler şortla gezerken bile vardı.

  2) ''İ..e Trabzon, olamazsın şampiyon.''

    Bu tezahüratın 61.dakikada yapılması, bu dakikanın dost-düşman herkes tarafından Trabzon'a ait hissiyatlar bıraktığını gösterir.Dost; ''Şampiyon'' diye bağırır, düşman ''Parçala Behçet'' manasına gelen tezahüratlarla hatırlar Trabzonspor'u.Bu küfürlü tezahürat ilk defa yapılmıyor, yapılan ilk defa kadınlar tarafından yapılması...Açıklayalım.

    Sabah uyandınız,ufak uşağınız yanınıza geldi; ''Anne  dün televizyon seni gösterdi, İ...e Trabzon diye bağırıyordun,çok güzel gözüküyordun,yüzünde gülücükler açıyordu,merak ettim anne,i...e ne demek?'' diye sorsa; vereceğiniz cevap sizin sol ve sağ omuzunuzdaki günah-sevap dengenizi sarsmaz umarım.

    Geçen sezon içerisinde, aklı evvel her hakemin penaltı kararını onayladığı,Trabzon'un kullandığı penaltılar için, şu an şike ve çete suçundan dolayı tutuklu bulunan başkanlarının sözlerine inanıp,televizyonlara; ''Trabzon'un penaltılarını izliyoruz, ben oğluma nasıl anlatacağım bunu?'' diyebilen annenin, aynı oğluna, dün Trabzon'a söylediği İ..e sözünü nasıl anlatacağını çok merak ediyorum.

    Hadi erkek fanatik,fanatizminden dolayı popülist.Ne oldu kadınların''Biz erkekler kadar yüzeysel bakamıyoruz şekerim'' laflarına...Yüzeysel bakmayı geçtiniz,sığ sularda yüzmekten bile korkar oldunuz.

   Ganzilistv'nin videolarını izleyenler bilir,bundan 30 yıl önce, Fenerbahçeli Uğur Dündar'ın röportaj yaptığı yaşlı teyzeyi...Uğur Dündar belki hatırlamaz,bugünkü ''araştırmacı'' gazeteciliğinden dolayı o teyzeyi.Ne demişti teyze?Bakalım:


   ''Oğlum sahaya giriysığnız.Ananıza-Bobaniza sövdürursenuz,hiç sahaya girmayın.Ne vurun-Ne vurulun...''

   O teyze kim biliyormusunuz? O teyze tüm Trabzonspor'lu kadınların sesi...Benim annem, annanem, babaannem, teyzem. Diğerlerinin de anası,annanesi,babaannesi,halası, teyzesi...İşte biz böyle anaların çocukları olduğumuz içindir belki de sadece saha içinde mücadele etmeyi seviyoruz.Anamız bizi maça gönderirken, böyle konuştuğu için biz bugün dikkat ediyoruz.Şimdi bir de dün sözde Trabzon'u aşağılayacağını sanıp küfür eden hanımlara bakıyorum da; tvde böyleyseniz,acaba çocuklarınızı maça gönderirken neler kusuyorsunuz...Bugünün bazı haksızlığı ve hırsızlığı savunan fenerbahçelilerinin,dün nasıl yetiştiğini anlatıyorsunuz bize üstelik.Hem konu anlatımlı hemde soru bankası hediyeli olarak.



Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız


 Nazım Hikmet Ran.
 

      Dipnot: Milliyet muhabiri Miraç Zeynep Özkartal ne diyor bakın; ''Sinirlenince en fazla 'gerizekalı' diye bağırıyorlar,kaçan pozisyonlara ise 'Hadi Be'. Öfke? Hiç yok.Saldırganlık? Asla'' Eee gülüyor tabi Kuzey'in çocukları böyle muhabirlere,demek ki spor medyasında yalanı sadece erkekler söylemiyormuş,kadınlar da binlerce tiraja sahip gazeteye abartmış halde yalan yazabiliyormuş diye...Sosyal Medya güçlendikçe, böyle muhabirlerde okuyucuya şirin gözükmek için harcadığı çabalarla gülünçleşiyor.

     Dipnot2: Fenerbahçenin isyan ettiği gol iptali için,kalecileri ve Semih Şentürk'lerinin yorumları şaşırtıyor mu sizleri? Görende ''Biri bana bunu açıklamalı'' diyen Volkan'ın geçen sene tertemiz bir ligde oynadığını sanır.Gören de twitterda isyan eden,ama geçen sene ses kayıtlarında rakibi mamalamayı öneren genç Semih'in tertemiz golcü olduğuna inanır.Dipnot2 için de bir Ömer Hayyam şiiri koyardım da neyse boşverin.

  Saygılar.


        

  
 

 

20 Eylül 2011 Salı

Ömer Ç.:Bir Kadıköy Paranoyası

  Değerleri temsil eden kişilerin yaptıkları,değerlere değer katabileceği gibi, değerleri yok sayılabilecek kadar da azaltabilir bence.Bu değer için ister kurum, ister kültür örneğini verebilir her insan.

  Fakat ortada açık ve net olan birşey var ki; eğer insanların değerli gördüğü bir kurum ve ya bir kültür, yine bir insan tarafından temsil ediliyorsa,o insanın seçilmesi çok önemlidir.Çünkü o insan, o kurum ile özdeşleşir görevini yaptığı saatleri içerisinde.İşte burada ortaya çıkar negatif kutup ile pozitif kutup arasındaki manyetik alan hesabı.

  Fenerbahçe bir değer ise eğer, bunu en iyi Fenerbahçe'ye değer verenler bilir.Daha doğrusu en iyi onların bileceğini düşünüyoruz biz.Fenerbahçe'yi temsil eden her kişi, o camiaya gönül veren kişilerin adına konuşuyordur aslında,yukarıda da bahsettiğimiz gibi.

  Fenerbahçe SK, yıllardır en antipatik takım görünümünde.Normal Şartlar Altında(NŞA), en antipatik takımın,en başarılı takım olması gerekir ki, Türkiyede en uzun süreli başarıyı 4 sene arka arkaya şampiyon olarak yaşamış olan bir diğer İstanbul takımının o başarılı zamanında bile en antipatik yine Fenerbahçe'dir.Bu düzeltilesi durum, Fenerbahçe'yi yönetilenler tarafından bir gurur vesilesi görüldüğünden beri, düzeltilmesi gereken yanlışlar ''kutsal'' kabul edilmiştir.Ali ŞEN döneminden sonra,Aziz YILDIRIM zamanında bu olayların zirve yaptığını, ve yanlışlıkların zirve yaptığı anda meydana gelen ilahi adalet tecellisini aklı başında Fenerbahçe taraftarları da olmak üzere herkes görmüştür.

  İşte; yöneticin senin kulübün ve camian için ne kadar önemliyse, yorumcun da o derece mühim bu süreçte.Trabzonspor yıllarca bu olayın sıkıntısını çekmiştir.Aslında Trabzonsporlu olmayan ama Trabzonsporlu gösterilen kişiler tarafından temsil edilmiştir hesapta. Eski futbolcuları,çıkar peşinde koşan yöneticileri, kendi çıkarını Trabzonspor'dan üstün gördükçe o programlarda, Trabzonspor güç kaybetmiştir.Artık yeni yeni,''Önce Trabzonspor'' diyebilen kişilerin gazetelerde,televizyonlarda,radyolardaki mücadelesini izleyip gururlanabiliyoruz.Çünkü; okurken,izlerken,dinlerken uzun yıllar sonra belki de ilk defa ''Hah ben olsam bunu derdim işte'' diyebileceğimiz haklı ve güzel cümleler duyuyoruz.

  Fenerbahçe SK ise bunun sıkıntısını yaşadığını hala belli ediyor.Beni Fb'nin sıkıntısı en ufak derecede ilgilendirmez.Beni ilgilendiren, Fb yorumcusu olan,önceden yöneticilik yapmış kişilerin yorumlarındaki üsluplarıdır.

  Klasik medya güç kaybediyor.Çünkü sosyal medya gitgide güçleniyor.Çünkü daha tarafsız,herkes eşit.İşte bu yüzden ''dinazor'' dediğimiz yorumcuların klasik medya kurumları içerisinde kırdığı potlar hemen düzeltilirken,benzer potları sosyal medyada kırdı mı geri dönüşü olmuyor.

   Ömer Çavuşoğlu...Fenerbahçeliler tarafından önemli bir değer belki de.Ama sosyal medyada söylediği son sözler,''3 kuruşluk insana verilen 5 kuruşluk değer'' lafını kanıtlıyor.Zaten Fenerbahçe SK taraftarları bu yanlış yüzünden her seferinde 2 kuruş zarar ediyorlar ya, banane onların sorunu.

   Ömer Ç.'nin ağzından çıkan,Trabzonspor ile ilgili sözler kan donduruyor.Şöyle ki; söylediği söz, hiçbirşey bilmeyen, lise milliyetçiliğinden demlenen liseli çocukların bile birbirlerine söylemeyeceği bir söz.Üstelik cahillik yaftasının, bu sözü söyleyene karşı yapıştırılması farz olan bir söz.Gelin görün ki bu cahilliği yapan,Fenerbahçe SK'nın eski yöneticisi olunca, Fenerbahçe'nin, medyada anlatılan Kurtuluş zamanındaki ''Vatanının birliğini bütünlüğünü sağlayan galibiyetlere imza atması'' efsanesi de Ankara'ya göre Kuzeyde ve Doğuda olan şehrin çocuklarını inceden işkillendiriyor.Trabzonspor'a Pontus,Galatasaray'a PKK diyen bir kişinin takımı için söylenen ''Kurtuluş Savaşı'nın takımı'' gibi sıfatlar bizi güldürüyor.Gemide filminde bir replik vardır;Kaptan ile Kamil'in efsane konuşması... Öldürülmeden önce tecavüz edilen kız için ve kullanılan uyuşturucuyu örtbas etmek için Kamil'in Kaptan'a sunduğu öneriye Kaptan'ın bir cevabı vardı;

    ''Karı O....ydu s.....k,adam p....nkti öldürdük,otu da biz çekiyoruz, ulan sormazlar mı adama siz misiniz bu şehrin zaptiyesi diye?''İşte bu cevaba benzer bir soru sorulabilir,bu mantıktaki şahıslara;

     ''Ulan Trabzonspor Rum,Galatasaray PKK; ulan sormazlar mı adama bir delikanlı Fener mi  diye?''

    ''Boşverin, bu adamımı ciddiye alacaksınız?'' sorusu ise beni kızdırıyor.Neden ciddiye almayacakmışım? Yıllardır ciddiye alınmayan kişilerin sebep olduğu ciddi olaylarla başbaşa kalmadı mı Trabzonspor? Eğer Fb taraftarı bu insanı ciddiye alıyorsa, bu insana gereksiz değer veriyorsa(3 kuruşluk insana 5 kuruşluk değer) bende bu insana hakettiğinden de az-2 kuruş daha az- değer veririm ki ülke ekonomisi dengeye gelsin,cari açık artık artmasın,ithal isimlere artık ihtiyaç duyulmasın.

    Pontus tarihini tartışmayacağım bu yazıda.Çünkü ben bu konu hakkında kitaplar okusam bile asla yeterli değildir biliyorum.Benim bahsetmek istediğim en önemli şey,aşağıdaki paragrafta geçer ki;

     Trabzonspor takımını tutan bir insan Rum olabilir, Ermeni olabilir,Yahudi olabilir. Trabzon'da yaşayıp Trabzonspor'u tutan her insanın saf müslüman olması gerekmez.Dedesi Rum olabilir,Ermeni,Rus olabilir.Bunlar,sözde aşağılamak için geçerli cümleler mi gerçekten?

   Çünkü şunu da biliyoruz ki,Fenerbahçe'nin oynadığı çayır Papaz'ındır...Adalardaki Rum nüfusun yüzde doksan taraftarı olduğu kulüp Fenerbahçedir.Bunlar ayıp şeyler değil,olamaz da.Elbette benim takımımı Rum'da tutabilir,Ermeni de... Gürcistan'da futbol yaşantısını sürdüren ve 61.dakikada ''Trabzon'' diye bağıran Dinamo Tiflis taraftarlarının yaptığı gibi. Etnik kökenler günah değildir ki bunlara sözde vurduğunuzda sevap kazanasınız.Kaldı ki son dönem ki araştırma-inceleme kitaplarında Trabzon halkı için değil,Çavuşoğlu soyadı için Yahudi Dönmesi sıfatı yapılıyor.Tabii bizce bu da doğru değil.Herkes istediği takımı tutabilir,herkes istediği gibi tanrıya tapabileceği,herkes istediği kıza aşık olabileceği gibi...Önemli olan bunu kavrayabilecek beyine sahip olmaktır.

 Ben sana İnşaat Mühendisi olamazsın demedim,ben sana.......

 Dipnot: Dinamo Tiflis'e  selam olsun.


 Saygılar.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Vittek ve Mahcubiyet.

  Vittek'in IBB maçındaki sakatlığının ciddi olduğunu öğrendiğimde her taraftar gibi içim sızladı.Fena derecede hemde.Bir sıkıntı hissettimi insan kurtulmak için doğru yolu düşünmesi için sakinlik gerekiyor.

   Taraftarın konu hakkındaki yazılarını gördükçe ise, çok bilmişliklerini ukalalık ile donattıklarını görebiliyoruz maalesef. ''Trabzonlu futboldan anlar.'' bence bu söz artık eskisi kadar gerçek olmasa bile size göre değişebilir ama şu günümüzde her bilinçli taraftar şunu kabul eder ki ''Trabzonspor taraftarının insanlıktan anlayan kısmı azınlıktadır.''

   Ankaragücü dönemindeki ağır sakatlığı malumumuzdu.Fakat taraftarın şunu bilmesi gerekir ki; oyuncu o sakatlığı yaşadı diye yeni sakatlığı oluşmadı.Pozisyon izlendiğinde zeminin azizliğinden olsa gerek yanlış basmasının ve darbenin etkisini görebilirsiniz.Bunun geçmiş dönemdeki sakatlık ile alakası ancak şöyle olabilirdi;
eğer Vittek geçmiş dönemdeki sakatlığı geçmeden antremanlara başlasaydı ve sakat bacağını güçlendirmeden IBB maçına çıksaydı,yani tam düzelmeden bu maçta olsaydı, o zaman bu sakatlığın,önceki sakatlığı yüzünden olduğunu anlardık.

 Ama Vittek sakatlığından kurtulmuştu,güçlenmişti,Şenol Hoca bile, Vittek'in Sapara'dan daha hazır olduğunu söyledi Inter maçından sonra.

   Fakat bunu taraftara anlatamazsınız.Aslında bunu taraftar anlarda, kendisini taraftar sananlar anlamaz.Üstelik ukalalığı ve çok bilmişliği herşeyin üzerindedir açık konuşmak gerekirse.Hayatında  profesyonel olarak spor yapmamış,takım oyununda bulunmamış taraftarın tepkisidir bu.Bunu taraftarı ezmek için söylemiyorum.Maalesef öyle bir konuşuyor ki taraftar, bu işin içerisinde olmamış,takım oyunu oynamamış olmasına rağmen,çok iyi anlarmış gibi tespitler okuyunca sinirleniyor insan.Pozisyonun aynısı halı sahada kendilerine yapılsa,yeri göğü inletir ama aynı kişiler.

  Vittek insan evladı.Sakatlanması gayet doğal.Sakatlığından sonra; ''Al işte zaten sakattı.'' ''Sakat adamı alan şimdi ne düşünüyor'' diye oluşturulan düşünceler inanın sağlıklı değil.

   Maalesef olaylara hep karamsar bakan kişi sayısı bir büyük çoğunluk.Bunun zamanla ve jenerasyon ile değişeceğini umuyorum.Kendini beğenmişlik yüzünden sakatlık konusunda nankör olan taraftarımız, umarım birgün bu düşüncülerinin mahcubiyetini yaşarlar.

 Saygılar.

 

18 Eylül 2011 Pazar

Kaybetmek ve Alışkanlıklar.

     Trabzonspor-İBB maçını izleyemedim.Bu yüzdendir ki, maç kritiği yapmam son derece yanlış olur.Fakat yorumlarına değer verdiğim insanların ve genel kanının birleştiği nokta: top oynayamadık.

      Her takım top oynayamayabilir.Her takımın başına bunun gelmeside gayet doğal bir durumdur çünkü oyuncuyu ne kadar iyi hazırlarsanız hazırlayın; yorgunluğu, dikkati vb etkenler oyuna yansır.Üstelik bu bir takım oyunudur.O yüzden dünyanın en iyi futbol oyununu oynayan ekip olsanız bile kaybedersiniz.

     Kaybetmek ise zor coğrafyanın çocuklarını fena işkillendiriyor.Bir türlü hazmedemiyor, çabuk parlıyoruz.Doğal olarak fazla zarar veriyoruz.

     Takımın 3 gün önce çıktığı zorlu mücadele belli ki fiziksel değil mental olarakta İBB maçına hazırlanmalarını engellemiş.Eğer bir maça konsantre olamazsanız, az önce verdiğim örnekteki gibi,en iyi oyunu oynasanız bile kaybedersiniz.

     Inter-Trabzon maç yazısında Inter: sistem, Trabzon: çevre demiştim ve bir çıkarım elde etmiştim.Şimdi aynı durum geçerli.Trabzon bir sistem iken IBB bir çevre...Parametreleri değişken ve zor bir çevre.Bu yüzden bu çevreye karşı hatalar net olarak ortaya çıkabilir.Manisa ve IBB maçlarından çıkarılacak sonuç şudur ki, geçen sene son dakikalara kadar mücadele eden takım, bu sene son dakikalarda mücadele edememekle kalmayıp gol yiyor. Bu bir sorun,ama çözülemeyecek bir sorun değil.

    Takımın geçen seneki gibi olması için,önce geçen seneki gibi bir takım olması gerek.Bu sene Trabzonspor, stoper mevkiisi dışındaki tüm mevkiilerinde geçen seneye göre alternatifleriyle beraber çok daha güçlü isimlere sahip.Devre arası transferinde stoper mevkiisinin de güçlendirileceğini düşünüyorum, her ne kadar geç kalınsa da...Bu yüzdendir ki, geçen seneki oyunu görememek en azından bu sene için alışılması gereken bir durum.Çünkü bizim sistemimiz, geçen seneye göre şu anda zayıf.Tüm parametreleri güçlü gözükmesine rağmen,sistemde parametreler dengeyi oluşturamamışlar.

   Bu iş sabır işidir.Yeni kurulan bir takımdan, geçen seneki gibi 3 senedir beraber oynayan bir takımın performansını beklemek polyannayı bile kalpazanlaştırabilecek bir iyimserliktir.Benim kendi düşüncem, bu takım şampiyon olabilir ama bu takım 82 puan toplayamaz.Ve aynı şekilde şunu da düşünürüm ki; eğer teknik ekip ve kadro korunursa, önümüzdeki 5 yılda lige damga vuracak bir takıma sahip oluruz.Çünkü takım haline getirmeye çalıştığımız oyuncular bu sene içerisinde ancak takım olabilirler.Aslına bakarsak, bir sene beraber oynamak bile mükkemmel oyunu getirmez size fakat kadrodaki isimlerin kalitesi, bu takımın,takım oyununu 1 senelik beraber top koşturma ile sağlayabileceğini gösteriyor.

  Sistemden bahsetmişken, taraftarada utanarak değinmeden olmaz.Çünkü cidden utanılacak bir vaziyet.Anlaşılan o ki, Trabzon tribünlerinde bir Tatar Ramazan çıkmadan tribündeki oyunlar bozulmayacak.Takım sahipsiz kalmakla kalmayıp,kötü sonuçlarda ''yuh''lanacak...Anlamak zor iş, aylardır görmediğin takımın sahaya çıkıyor, üstelik bu takımın geçen sene o kadar çeteye karşı mücadele etmiş ve ağır bir yara almasına rağmen yılmadan şampiyon olmuş, hakkı teslim edilmemiş,Avrupa ona hakkını teslim etmiş.Ve sen bir kötü sonuçta, bu takıma köstek oluyorsun.Senin oyundan önce geçen seneki ruhu alkışlaman gerekir.Kaybetmek her zaman kötü değildir ki bazı kayıplar bence büyük başarıların temelini atar.

    İşte taraftarın da buna alışması gerek,yani alışkanlık yapması...Alışkanlıklar iyi ve kötü diye ikiye ayrılır ve iki türünü de bırakmak zordur.Fakat bu zor coğrafyanın çocukları yine tersten yaşarlar hayatı; çünkü maalesef kötü alışkanlıklar iyilerine göre hayli fazladır.

  Dipnot: Mustafa Yumlu'ya tepki gösterilmesi beni şaşırtıyor.Her maç ufakta olsa üzerine koyuyor,gelişiyor.Ama sanırım kötü sonuçta en çok tepkiyi alacağını maalesef her özevlat gibi o da biliyor.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Trabzonspor Vatan Hainliğine Devam Ediyor Hala...

  Her Trabzonspor taraftarı,bu maçı anlatırken; ''Nasıl başlasam'' ikilemi yaşar.Özlü sözler yardıma koşuyor Allah'tan.

Başlığın benzerini ilk yazılarımın birinde atmıştım,''Şenol Güneş Vatan Hainliğine Devam Ediyor Hala'' diye... Zaten sorunda aynı...

 Öyle ki, Çarşamba günü oynanacak maç,sadece bir Şampiyonlar Ligi maçı değildi,düşünebiliyormusunuz, bir takımın mücadelesi, Şampiyonlar Ligi maçına bile farklı anlam katıyor...İşte böyle bir maç için ekranlara kurulan tüm Türkiye'nin temennisi maalesef aynı değildi.Süreç malum,bu süreçten ders alması gerekenler,derslerini almak bir yana, ders vermeye devam ediyorlar statik köşelerinde.Bir kısım vatandaş, Trabzonspor'un farklı yenilmesi için dua ediyor!Sebebi belli... Hani bir efsane vardır hep, ''Hırsızı evine girmiş halde yakaladın,öldürürsen ve ya yaralarsan suçlusun'' diye,işte bu efsaneyi ortadan kaldırdı Trabzonspor.Çünkü Emeğini çalan hırsızı yakalattığından bu yana, Trabzonspor ''suçlu'' oldu.

  Takım dizilişiyle Inter karşısında taktiksel olarak doğru bir yapıya sahipti bence.İlk 45 dakika,rakibi tartayım derken sendelemedi değil,ama yine de ilk Şampiyonlar Ligi maçına göre iyiydi ve harika bir netice aldı.

   Ben,neticeden çok,neticenin etkilerine bakıyorum.Trabzonspor'un galibiyeti maalesef çok insanı üzdü.Avrupa basınına baktığınızda, takımın kurgusunun modern bir deplasman takım kurgusu olduğuna vurgu yapılıyor.Dahası da var; yabancı futbol otoritesi sayılabilecek çeşitli ülkeden yorumcular, Trabzonspor'un kurgusu ve hataları dışındaki oyun disiplinin,galibiyeti sürpriz kılmadığını söylüyorlar. 2.devrede, itina ile tartılmış Inter'in vaziyeti ortadaydı zaten...

   Fakat aynı maç için, Türk Spor Medyasının fikirleri aynı değil...Maç aynı maç iken, bir,bilemedin iki aklı selim yorumcu dışarısında, Trabzonspor kurgusunu anlayabilen beyin tahmin edildiği gibi yok...''Trabzonspor şansa kazandı.'',''Inter kötüydü.'', ''Inter'in taktiksel hataları bu sonucu verdi.''... Böyle yorumlar çok komik aslında. Çünkü; şans dediğiniz zaman,Halil Altıntopun direkten dönen volesini de değerlendirmeniz gerekir.Eğer şans dedikleriniz Tolga'nın tuttuğu toplar ise, milli takım kalecilerini bir an önce çöllerdeki kutup ayılarından uzaklaştırın. Inter'in taktik hatalarını bahane edenler ise daha komik. Hata ne zaman ortaya çıkar? Sistem çalıştığı zaman.Sistem zorlukla karşılaştığı zaman. Sistemi zorlukla karşılaştıran nedir? Çevre. Inter bu maçta sistem,Trabzon bu maçta çevre idi.Doğal olarak, sistemi zorlaması normal.Zorlanan sistemin ortaya çıkan hataları ise Trabzon'un akılcı oyununu ortaya koyuyor.Yani, Trabzonspor'u kutlamaktan çekinenlerin bahaneleri bile Trabzon'un akılcı oyununu ispatlıyor.

   Trabzonspor, zorluklara karşı büyümeye devam ediyor.Bu yolda çok daha zorlanacak, ama her zorluğun pozitif etkisi de, o zorluğun şiddeti ile eşdeğerdir.

    UEFA'da ''Ayın takımı'', anketlerde 1 numara çıkan bir takımın,kendi ülkesinde ''Sürpriz'' gözükmesi,aslında ülke futbolunun medyası gözükenlerin,hırsızları ne kadar iyi tanıdığını ve sevdiğini ortaya koyuyor.

  Gönül isterdi ki, medyanın hataları yerine, oyuncuların inadını anlatabilelim,ama o zaman da yazı çok uzar, başka bir Inter maçına inşaallah! 28 Sene beklemeyeceğiz çünkü!

  Saygılar.

13 Eylül 2011 Salı

Süper Lig...Seni Kalbime Gömdüm.

 Başlık çalıntı; şöyle ki;

    ''Seni Kalbime Gömdüm'' kısmı takipçisi olduğum Behzat Ç. nin hayecan ile beklediğim filminin adı,ordan aldım yani... Başlığın başındaki kısım; ''Süper Lig'' ise zaten bildiğiniz gibi tamamen ÇALINTI...

     Marka değeri Türkiye Kamuoyunda fazlasıyla önemli olan, hatta markanın değeri, Türk Futbolunu yöneten insanların kişiliğinden,sözlerinden hatta kimi zaman devletin yasalarından daha önemli olan yeni dokunulmazımız Süper Toto Süper Lig başladı.Lig başlayınca şu görüldü ki; insanların ceplerini doldurmak ve ya boşaltmamak için çırpındığı,bir hafta önce söylediği sözleri bile bile unuttuğu, taraftar olmaktan kurtulmayıp,taraftarken TFF başkanlığı yaptığı ligin marka değeri izleyici açısından çoktan bitmiş...Demek ki neymiş? Siz paranız için kişiliğinizi,görevinizi kötüye kullanabilirmişsiniz, ama Türk Futbol Seyircisi, sizin para için bu kadar çırpınmanızdan sonra size zırnık koklatmayıp maça gelmezmiş...Demek ki neymiş? Marka değeri dediğiniz şey, birbirinize uyumadan önce söylediğiniz masalmış.Bir varmış,bin yokmuş yani!

   Taraftarın tribünleri doldurmaması, aslında en önemli unsurdur bu süreçte.TFF'nin fenerbahçe ile ortak çalıştığı bu süreci tüm futbolseverler reddetti.Her bir futbol taraftarı Tatar Ramazan'dı bu süreçte yani; ''Benim adım Tatar Ramazan,ben bu oyunu bozarım.'' Aslanım benim,yürü kim tutar seni.

   Geçen süreç, Türk Futbolu açısından değil; Dünya Futbolu açısından çok önemlidir.Çünkü ilk defa Dünya Futbolunun önüne, her zaman söylenen; şike-çete ilişkisi kanıtlarla konulmuştur,iddialar çok fazladır,soruşturma şu ana kadar ki en büyük soruşturmadır ve bütün bunlar bence spor hukukunda okutulması gereken muhteşem örneklerdir.

   Müslüman.. diye diye yabancıları ''gavur'' olarak benimsemiş toplumumuza da büyük bir ders olmuştur, inançları gereği 1 ay geçmeden kutsal toprağı ziyaret eden kişilerin,gözlerin içine baka baka yalan söylemesi...Ve gavur denilen yabancının gelip adaleti sağlaması...

   Sürecin sonlandırılmamak istendiği, ''Artı sonsuza'' götürülmek istendiği bu ülkede, tribünde hırsıza hırsız demek suç olmuş, ama hırsızın posterini asmak suç olmamıştır.Hırsıza sövmek suç olmuş, ama hırsızın tişörtünü ''pisliğin içine girmediği iddia edilen''oyuncuların sallaması ''çığlık'' olmuştur.Tabi bu çığlığın bizim ordaki adına ''Afkurma'' derler, buda başka bir yazı konusu.

   Yurt genelinde tüm maçlarda tribünlerin dolmaması haber değildir,ama saha dışında 200 tane bile olmayan fb linin tezahürat yapması haberdir bu canım güzel müslüman ülkemde.

   Bu ülkenin istatistik anlayışı öyle fenadır ki,yeri gelir stat dışında tezahürat yapan 200 kişi,25 milyon(!) fb taraftarını simgelerken, hakkı yenilmiş bir şehirde yürüyen 30 bin kişi, 1 avuç insanı simgeler.Şunu da söylemek gerekir ki, şike olaylarının ciddiyetini kabul eden fb taraftarı gerçekten çok çok çok fazla.Ama medya ve medyanın oyuncağı olmuş grupların sayısı çok az olmasına rağmen gücü çok fazla, tüm fb taraftarını temsil ettiğini kabul ettirmeye çalışıyorlar...

   Yazı uzayıp gider...Başka zaman devam etmek dileğiyle...Sallanan tişörtler, stat dışından haykırılan tezahüratlar, hırsızları için dökülen gözyaşları,bütün bunları bir mağduriyet simgesi olarak gösteren yayıncı kuruluş adına; Futbol nereye,hepiniz oraya(!)...

   Dipnot: Lemi; yeğenini aşkına Trabzonspor'u dün akşam temsil ediş şeklin, bana yeğeninin bir maçtaki kendini yere atma rekorlarını geçtiğini düşündürttü.Atla uşağum atla...

   Saygılar.
   

8 Eylül 2011 Perşembe

Doğarken Ağladı İNSAN...

Bugün sen çok gençsin yavrum
Hayat ümit neşe dolu...
Mutlu günler vaadediyor sana yıllar ömür boyu...

Ne yalnızlık ne yalan üzmesin seni.
Doğarken ağladı insan...
Bu son olsun bu son.

     Ankara'daki Ankaragücü maçını hatırlasana, hani ilk maçtı. Kampa girilmeden sen şampiyonluğa inanmıştın, annenin,babanın hissedemediği, belki de unuttuğu hissi hissediyordun,emindin hani.Her şey güzel gidecekti, inanıyordun sen. Unutulan bir şeydi belki,ama unutulmaması gereken en büyük şeyi tekrar ispat edecektin ya Türkiye'ye...

   İşte Ankara'da buna bismillah deyiverdin sen. Hani emindin de, olur da Allah göstermesin kötü bir sonuç alırsak moral bozulurdu...İzledin dimi maçı sen? Ne de mutlu olmuştun, daha futbolcusu kampa girmeden senin ondan beklentini daha o bilmeden,senin öngördüğün oluyordu,diğer Trabzonspor taraftarlarıyla birlikte...

   Hani devamıda gelmişti,2. hafta, tarihi farktan kurtuluvermişti Fenerbahçe SK. Hatırlasana...

   Manisa maçından sonra korkmuştun ya hani,sen korktuğunda renktaşın sana gülümsemişti, o korkun gitmişti,güvenin yerine gelmişti...Ondan güven ödünç almıştın da ileriki zamanlarda o güveni ona geri ödeyecektin, onun omzuna bu sefer sen el atacaktın,hatırlasana o an ki kalp atışını...

   İlk devreyi hatırladın değil mi? Toplanan puan başkalarını şaşırtırken,sen kendine şaşırmıştın hani, ''nasıl bu kadar emin olabildim ben'' diye...Hani küçüklükten beri mızıkçılık yapanlar haksız bir serzenişte bulunmuştu...Korkuyordun kabul et.Bu sefer takımdan değil, kötü niyetlilerin bu gücünü kötüye kullanacağına emin olduğundan korkuyordun.Çok... Ortaya koyulan bir emek, bir başarı,azim,hırs,mücadele. Bunlara  yapılacak bir haksızlık...

   Senin burnunudan bir damla kan aksa, annen nasıl da korkardı ama... Bir yerin çizildiğinde sardığın yara bandı bile o annenin yüreğinin sızlatırdı da sana çaktırmazdı durumu.İdare ederdi,hani saçını okşamaya bile dikkat eden annen hep sakınırdı seni,görürdü korkularını kalbinin içinde, o korkularına teslim olmadan seni seyrederdi...Ama kötü birşey de olmazdı hani, hep annenin duası kabul olurdu yaradan katında...Sağ salim dönerdin eve çoğu zaman...

   Ya ikinci yarıyı hatırladın mı? Unutmak ne mümkün? Kötü niyetliler başlamıştı işe hani...Hani annen sana birşey olmadan önce hissederdi de korkardı ya, işte sana o gün en büyük yanlışlar yapıldı...Kimse göremedi,görmek istemedi, yaşatmadı sana sevincini...Seni gören yine annendi ama dimi? Tüm ülkenin görmesi gerekeni, tüm ülke görmedi,istemedi... Küçüklüğünden beri içinde büyüdüğün ülkenin insanı, burnundan akan kana domates, alnından akan tere yağmur damlası diye baktı.Seni yine birtek annen gördü hani...Gözündeki gözyaşını onun görmesini istemedin ya hani, tüm ülkenini güçlülerinin seni ağlatmasını annenin görmesini istememiştin, çünkü o annendi senin,sen onun göz yaşına kıyamazdın...Tuttun ya kendini,yüzün şekilden şekle girmedi mi? girmez olur mu,hadi itiraf et,sıkmadın mı yumruğunu,aldığın nefese şükretmeyi öğretmedimi sana bu ikinci yarı...Hani sen bu ikinci yarı, Türkiye'ye ''Anneeeeee'' diye bağırmadın mı?

   Susmadın,ama susmuş gösterilmedin mi.Sövmedin,ama sövmüş gösterilmedin mi...Doğru söyle sen bu ülkeyi canından çok severken, bu ülkenin çoğu godamanı seni sevmedi değil mi?En çok buna içerlemiştin ya hani,ait olduğun ülkenin seni dışlamasına...

   Hani 5 hafta kala,apaçık ortada olan bir vaziyeti tüm Türkiye destan diye kutlamıştı ya...Hani göz göre göre yapılanları 6 nokta bandıyla bağlamışlardı ya bunu, hani bundan biraz bahsettikçe,paranoyak,şizofren damgası yemedin mi? Böyle gelen böyle gidecek laflarına maruz kalmadın mı? Hadi hepsini geçtim de, o son 5 hafta içinde,her haftasonu annenin ağlamasına şahit olmadın mı? Seni gözünden sakınan varlığın üzülmesine izin vermek zorunda kalmadın mı? Hani sen bunu kendine yedirememiştin,hani sen kimi zaman yerde yatarken,kimi zaman holde uyurken bulmamışmıydın kendini...

   Son maçın çıkışında,siyah gökyüzüne haykırmamışmıydın sevgini, ağlaya ağlaya...Hüngür hüngür ağlaya ağlaya rabbine şükrederken sevdiğini söylemiştin ya Trabzonsporu... O kadar canı yanmasına rağmen sana ''bende'' diye verdiği cevabı duymuştun ya,ağlarken gülmüştün,şükrederken ağladığın gibi...

  Hani bir Pazar sabahıydı,uykulu gözlerle görmüştün gözaltılarını...''Burası Türkiye'' demiştin de, sonra ümitlenmiştin, ortaya çıkanları gördükçe sevinmiştin...Korkmuştun da bu süreçte,ama sonrasında anlamıştın sana atılanın bir iftira olduğunu...Hani sana mücadelen sırasında iftira atanlar,şimdi de iftira atmıştı da sen sadece arada sırada söverken,çoğu zaman tecelli eden ilahi adaletin büyüklüğüne tekrardan şükretmiştin.

  Adı büyük,yüreği küçük insanları gördükçe şaşırmıştın...Alamadıkları kararlara kızdıkça gülmüş,gülmüşte şükretmiş,şükrettikçe gözyaşların aklına gelmiş, o gözyaşların senin aklına annenin gözyaşlarını getirmiş, sonra yine kızmıştın...Bu döngüyü sen bulmuştun,adını koymaya gerek bile duymamıştın...

  Sen, büyük bildiğin kurumların, güçlü bildiğin kişilerin hepsinin senin yüreğinden küçük olduğunu görmüştün bu ülkede...Toprağın aklına gelmişti,köyün,patika yolun,deren,hamağın,taflanın,fasulyen,annanen,dayın,evin...Sen bu ülkeden çok bu toprağa ait olduğunu anlamıştın,hadi gözün aydın yine bir şerden bir hayır çıkarmıştın,şükretmiştin yaradanına...Sen bu ülkeyi değil, bu ülkenini insanını değil bu toprağını seviyordun...Sen aşıktın da sonradan öğrenmiştin hani...

  Aldığın müjdeli haberi de hatırladın mı? Yabancıya gavur diyenlerin sağlayamadığı adaleti sağlayan yabancılara ettiğin teşekkürü? Hayallerini? Çökertilmeye çalışılan ama hep dik duran hayallerini? Gülümsedin ya yine, sonra şükrettin...

   Bugün...Rahattın sen...Bir sene önce çokta fazla edinilmemiş tecrübenin eksikliği ile kurulan temiz hayaller, bu sene artık  dayanaklarına oturtulmuş,sağlam bir köy evi gibiydi...Hayallerin hala tertemiz, ama daha gerçekçi olmuştu,üstelik hakettiğini almaya başlamıştın,kayıpların olmasına rağmen..Devamı da gelecekti,gelmek zorundaydı...

  Hani en çokta o cana sevinmiştin,anneye...Ağlamıordu da gülüyordu artık.Onun gülüşü senin güneşindi...Senini güneşin takımının ateşi,takımının ateşi şehrinin meşalesiydi...Toprağının...

  Bugün ağlamadın, çünkü bugün doğdun...Sen doğarken ağladın,uzun sürdü, ama doğdun artık,ağlamana gerek yoktu, ayrıldığın pis dünyadan,temiz bir dünyaya doğdun sen...

Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son...