Vittek'in IBB maçındaki sakatlığının ciddi olduğunu öğrendiğimde her taraftar gibi içim sızladı.Fena derecede hemde.Bir sıkıntı hissettimi insan kurtulmak için doğru yolu düşünmesi için sakinlik gerekiyor.
Taraftarın konu hakkındaki yazılarını gördükçe ise, çok bilmişliklerini ukalalık ile donattıklarını görebiliyoruz maalesef. ''Trabzonlu futboldan anlar.'' bence bu söz artık eskisi kadar gerçek olmasa bile size göre değişebilir ama şu günümüzde her bilinçli taraftar şunu kabul eder ki ''Trabzonspor taraftarının insanlıktan anlayan kısmı azınlıktadır.''
Ankaragücü dönemindeki ağır sakatlığı malumumuzdu.Fakat taraftarın şunu bilmesi gerekir ki; oyuncu o sakatlığı yaşadı diye yeni sakatlığı oluşmadı.Pozisyon izlendiğinde zeminin azizliğinden olsa gerek yanlış basmasının ve darbenin etkisini görebilirsiniz.Bunun geçmiş dönemdeki sakatlık ile alakası ancak şöyle olabilirdi;
eğer Vittek geçmiş dönemdeki sakatlığı geçmeden antremanlara başlasaydı ve sakat bacağını güçlendirmeden IBB maçına çıksaydı,yani tam düzelmeden bu maçta olsaydı, o zaman bu sakatlığın,önceki sakatlığı yüzünden olduğunu anlardık.
Ama Vittek sakatlığından kurtulmuştu,güçlenmişti,Şenol Hoca bile, Vittek'in Sapara'dan daha hazır olduğunu söyledi Inter maçından sonra.
Fakat bunu taraftara anlatamazsınız.Aslında bunu taraftar anlarda, kendisini taraftar sananlar anlamaz.Üstelik ukalalığı ve çok bilmişliği herşeyin üzerindedir açık konuşmak gerekirse.Hayatında profesyonel olarak spor yapmamış,takım oyununda bulunmamış taraftarın tepkisidir bu.Bunu taraftarı ezmek için söylemiyorum.Maalesef öyle bir konuşuyor ki taraftar, bu işin içerisinde olmamış,takım oyunu oynamamış olmasına rağmen,çok iyi anlarmış gibi tespitler okuyunca sinirleniyor insan.Pozisyonun aynısı halı sahada kendilerine yapılsa,yeri göğü inletir ama aynı kişiler.
Vittek insan evladı.Sakatlanması gayet doğal.Sakatlığından sonra; ''Al işte zaten sakattı.'' ''Sakat adamı alan şimdi ne düşünüyor'' diye oluşturulan düşünceler inanın sağlıklı değil.
Maalesef olaylara hep karamsar bakan kişi sayısı bir büyük çoğunluk.Bunun zamanla ve jenerasyon ile değişeceğini umuyorum.Kendini beğenmişlik yüzünden sakatlık konusunda nankör olan taraftarımız, umarım birgün bu düşüncülerinin mahcubiyetini yaşarlar.
Saygılar.
19 Eylül 2011 Pazartesi
18 Eylül 2011 Pazar
Kaybetmek ve Alışkanlıklar.
Trabzonspor-İBB maçını izleyemedim.Bu yüzdendir ki, maç kritiği yapmam son derece yanlış olur.Fakat yorumlarına değer verdiğim insanların ve genel kanının birleştiği nokta: top oynayamadık.
Her takım top oynayamayabilir.Her takımın başına bunun gelmeside gayet doğal bir durumdur çünkü oyuncuyu ne kadar iyi hazırlarsanız hazırlayın; yorgunluğu, dikkati vb etkenler oyuna yansır.Üstelik bu bir takım oyunudur.O yüzden dünyanın en iyi futbol oyununu oynayan ekip olsanız bile kaybedersiniz.
Kaybetmek ise zor coğrafyanın çocuklarını fena işkillendiriyor.Bir türlü hazmedemiyor, çabuk parlıyoruz.Doğal olarak fazla zarar veriyoruz.
Takımın 3 gün önce çıktığı zorlu mücadele belli ki fiziksel değil mental olarakta İBB maçına hazırlanmalarını engellemiş.Eğer bir maça konsantre olamazsanız, az önce verdiğim örnekteki gibi,en iyi oyunu oynasanız bile kaybedersiniz.
Inter-Trabzon maç yazısında Inter: sistem, Trabzon: çevre demiştim ve bir çıkarım elde etmiştim.Şimdi aynı durum geçerli.Trabzon bir sistem iken IBB bir çevre...Parametreleri değişken ve zor bir çevre.Bu yüzden bu çevreye karşı hatalar net olarak ortaya çıkabilir.Manisa ve IBB maçlarından çıkarılacak sonuç şudur ki, geçen sene son dakikalara kadar mücadele eden takım, bu sene son dakikalarda mücadele edememekle kalmayıp gol yiyor. Bu bir sorun,ama çözülemeyecek bir sorun değil.
Takımın geçen seneki gibi olması için,önce geçen seneki gibi bir takım olması gerek.Bu sene Trabzonspor, stoper mevkiisi dışındaki tüm mevkiilerinde geçen seneye göre alternatifleriyle beraber çok daha güçlü isimlere sahip.Devre arası transferinde stoper mevkiisinin de güçlendirileceğini düşünüyorum, her ne kadar geç kalınsa da...Bu yüzdendir ki, geçen seneki oyunu görememek en azından bu sene için alışılması gereken bir durum.Çünkü bizim sistemimiz, geçen seneye göre şu anda zayıf.Tüm parametreleri güçlü gözükmesine rağmen,sistemde parametreler dengeyi oluşturamamışlar.
Bu iş sabır işidir.Yeni kurulan bir takımdan, geçen seneki gibi 3 senedir beraber oynayan bir takımın performansını beklemek polyannayı bile kalpazanlaştırabilecek bir iyimserliktir.Benim kendi düşüncem, bu takım şampiyon olabilir ama bu takım 82 puan toplayamaz.Ve aynı şekilde şunu da düşünürüm ki; eğer teknik ekip ve kadro korunursa, önümüzdeki 5 yılda lige damga vuracak bir takıma sahip oluruz.Çünkü takım haline getirmeye çalıştığımız oyuncular bu sene içerisinde ancak takım olabilirler.Aslına bakarsak, bir sene beraber oynamak bile mükkemmel oyunu getirmez size fakat kadrodaki isimlerin kalitesi, bu takımın,takım oyununu 1 senelik beraber top koşturma ile sağlayabileceğini gösteriyor.
Sistemden bahsetmişken, taraftarada utanarak değinmeden olmaz.Çünkü cidden utanılacak bir vaziyet.Anlaşılan o ki, Trabzon tribünlerinde bir Tatar Ramazan çıkmadan tribündeki oyunlar bozulmayacak.Takım sahipsiz kalmakla kalmayıp,kötü sonuçlarda ''yuh''lanacak...Anlamak zor iş, aylardır görmediğin takımın sahaya çıkıyor, üstelik bu takımın geçen sene o kadar çeteye karşı mücadele etmiş ve ağır bir yara almasına rağmen yılmadan şampiyon olmuş, hakkı teslim edilmemiş,Avrupa ona hakkını teslim etmiş.Ve sen bir kötü sonuçta, bu takıma köstek oluyorsun.Senin oyundan önce geçen seneki ruhu alkışlaman gerekir.Kaybetmek her zaman kötü değildir ki bazı kayıplar bence büyük başarıların temelini atar.
İşte taraftarın da buna alışması gerek,yani alışkanlık yapması...Alışkanlıklar iyi ve kötü diye ikiye ayrılır ve iki türünü de bırakmak zordur.Fakat bu zor coğrafyanın çocukları yine tersten yaşarlar hayatı; çünkü maalesef kötü alışkanlıklar iyilerine göre hayli fazladır.
Dipnot: Mustafa Yumlu'ya tepki gösterilmesi beni şaşırtıyor.Her maç ufakta olsa üzerine koyuyor,gelişiyor.Ama sanırım kötü sonuçta en çok tepkiyi alacağını maalesef her özevlat gibi o da biliyor.
Her takım top oynayamayabilir.Her takımın başına bunun gelmeside gayet doğal bir durumdur çünkü oyuncuyu ne kadar iyi hazırlarsanız hazırlayın; yorgunluğu, dikkati vb etkenler oyuna yansır.Üstelik bu bir takım oyunudur.O yüzden dünyanın en iyi futbol oyununu oynayan ekip olsanız bile kaybedersiniz.
Kaybetmek ise zor coğrafyanın çocuklarını fena işkillendiriyor.Bir türlü hazmedemiyor, çabuk parlıyoruz.Doğal olarak fazla zarar veriyoruz.
Takımın 3 gün önce çıktığı zorlu mücadele belli ki fiziksel değil mental olarakta İBB maçına hazırlanmalarını engellemiş.Eğer bir maça konsantre olamazsanız, az önce verdiğim örnekteki gibi,en iyi oyunu oynasanız bile kaybedersiniz.
Inter-Trabzon maç yazısında Inter: sistem, Trabzon: çevre demiştim ve bir çıkarım elde etmiştim.Şimdi aynı durum geçerli.Trabzon bir sistem iken IBB bir çevre...Parametreleri değişken ve zor bir çevre.Bu yüzden bu çevreye karşı hatalar net olarak ortaya çıkabilir.Manisa ve IBB maçlarından çıkarılacak sonuç şudur ki, geçen sene son dakikalara kadar mücadele eden takım, bu sene son dakikalarda mücadele edememekle kalmayıp gol yiyor. Bu bir sorun,ama çözülemeyecek bir sorun değil.
Takımın geçen seneki gibi olması için,önce geçen seneki gibi bir takım olması gerek.Bu sene Trabzonspor, stoper mevkiisi dışındaki tüm mevkiilerinde geçen seneye göre alternatifleriyle beraber çok daha güçlü isimlere sahip.Devre arası transferinde stoper mevkiisinin de güçlendirileceğini düşünüyorum, her ne kadar geç kalınsa da...Bu yüzdendir ki, geçen seneki oyunu görememek en azından bu sene için alışılması gereken bir durum.Çünkü bizim sistemimiz, geçen seneye göre şu anda zayıf.Tüm parametreleri güçlü gözükmesine rağmen,sistemde parametreler dengeyi oluşturamamışlar.
Bu iş sabır işidir.Yeni kurulan bir takımdan, geçen seneki gibi 3 senedir beraber oynayan bir takımın performansını beklemek polyannayı bile kalpazanlaştırabilecek bir iyimserliktir.Benim kendi düşüncem, bu takım şampiyon olabilir ama bu takım 82 puan toplayamaz.Ve aynı şekilde şunu da düşünürüm ki; eğer teknik ekip ve kadro korunursa, önümüzdeki 5 yılda lige damga vuracak bir takıma sahip oluruz.Çünkü takım haline getirmeye çalıştığımız oyuncular bu sene içerisinde ancak takım olabilirler.Aslına bakarsak, bir sene beraber oynamak bile mükkemmel oyunu getirmez size fakat kadrodaki isimlerin kalitesi, bu takımın,takım oyununu 1 senelik beraber top koşturma ile sağlayabileceğini gösteriyor.
Sistemden bahsetmişken, taraftarada utanarak değinmeden olmaz.Çünkü cidden utanılacak bir vaziyet.Anlaşılan o ki, Trabzon tribünlerinde bir Tatar Ramazan çıkmadan tribündeki oyunlar bozulmayacak.Takım sahipsiz kalmakla kalmayıp,kötü sonuçlarda ''yuh''lanacak...Anlamak zor iş, aylardır görmediğin takımın sahaya çıkıyor, üstelik bu takımın geçen sene o kadar çeteye karşı mücadele etmiş ve ağır bir yara almasına rağmen yılmadan şampiyon olmuş, hakkı teslim edilmemiş,Avrupa ona hakkını teslim etmiş.Ve sen bir kötü sonuçta, bu takıma köstek oluyorsun.Senin oyundan önce geçen seneki ruhu alkışlaman gerekir.Kaybetmek her zaman kötü değildir ki bazı kayıplar bence büyük başarıların temelini atar.
İşte taraftarın da buna alışması gerek,yani alışkanlık yapması...Alışkanlıklar iyi ve kötü diye ikiye ayrılır ve iki türünü de bırakmak zordur.Fakat bu zor coğrafyanın çocukları yine tersten yaşarlar hayatı; çünkü maalesef kötü alışkanlıklar iyilerine göre hayli fazladır.
Dipnot: Mustafa Yumlu'ya tepki gösterilmesi beni şaşırtıyor.Her maç ufakta olsa üzerine koyuyor,gelişiyor.Ama sanırım kötü sonuçta en çok tepkiyi alacağını maalesef her özevlat gibi o da biliyor.
17 Eylül 2011 Cumartesi
Trabzonspor Vatan Hainliğine Devam Ediyor Hala...
Her Trabzonspor taraftarı,bu maçı anlatırken; ''Nasıl başlasam'' ikilemi yaşar.Özlü sözler yardıma koşuyor Allah'tan.
Başlığın benzerini ilk yazılarımın birinde atmıştım,''Şenol Güneş Vatan Hainliğine Devam Ediyor Hala'' diye... Zaten sorunda aynı...
Öyle ki, Çarşamba günü oynanacak maç,sadece bir Şampiyonlar Ligi maçı değildi,düşünebiliyormusunuz, bir takımın mücadelesi, Şampiyonlar Ligi maçına bile farklı anlam katıyor...İşte böyle bir maç için ekranlara kurulan tüm Türkiye'nin temennisi maalesef aynı değildi.Süreç malum,bu süreçten ders alması gerekenler,derslerini almak bir yana, ders vermeye devam ediyorlar statik köşelerinde.Bir kısım vatandaş, Trabzonspor'un farklı yenilmesi için dua ediyor!Sebebi belli... Hani bir efsane vardır hep, ''Hırsızı evine girmiş halde yakaladın,öldürürsen ve ya yaralarsan suçlusun'' diye,işte bu efsaneyi ortadan kaldırdı Trabzonspor.Çünkü Emeğini çalan hırsızı yakalattığından bu yana, Trabzonspor ''suçlu'' oldu.
Takım dizilişiyle Inter karşısında taktiksel olarak doğru bir yapıya sahipti bence.İlk 45 dakika,rakibi tartayım derken sendelemedi değil,ama yine de ilk Şampiyonlar Ligi maçına göre iyiydi ve harika bir netice aldı.
Ben,neticeden çok,neticenin etkilerine bakıyorum.Trabzonspor'un galibiyeti maalesef çok insanı üzdü.Avrupa basınına baktığınızda, takımın kurgusunun modern bir deplasman takım kurgusu olduğuna vurgu yapılıyor.Dahası da var; yabancı futbol otoritesi sayılabilecek çeşitli ülkeden yorumcular, Trabzonspor'un kurgusu ve hataları dışındaki oyun disiplinin,galibiyeti sürpriz kılmadığını söylüyorlar. 2.devrede, itina ile tartılmış Inter'in vaziyeti ortadaydı zaten...
Fakat aynı maç için, Türk Spor Medyasının fikirleri aynı değil...Maç aynı maç iken, bir,bilemedin iki aklı selim yorumcu dışarısında, Trabzonspor kurgusunu anlayabilen beyin tahmin edildiği gibi yok...''Trabzonspor şansa kazandı.'',''Inter kötüydü.'', ''Inter'in taktiksel hataları bu sonucu verdi.''... Böyle yorumlar çok komik aslında. Çünkü; şans dediğiniz zaman,Halil Altıntopun direkten dönen volesini de değerlendirmeniz gerekir.Eğer şans dedikleriniz Tolga'nın tuttuğu toplar ise, milli takım kalecilerini bir an önce çöllerdeki kutup ayılarından uzaklaştırın. Inter'in taktik hatalarını bahane edenler ise daha komik. Hata ne zaman ortaya çıkar? Sistem çalıştığı zaman.Sistem zorlukla karşılaştığı zaman. Sistemi zorlukla karşılaştıran nedir? Çevre. Inter bu maçta sistem,Trabzon bu maçta çevre idi.Doğal olarak, sistemi zorlaması normal.Zorlanan sistemin ortaya çıkan hataları ise Trabzon'un akılcı oyununu ortaya koyuyor.Yani, Trabzonspor'u kutlamaktan çekinenlerin bahaneleri bile Trabzon'un akılcı oyununu ispatlıyor.
Trabzonspor, zorluklara karşı büyümeye devam ediyor.Bu yolda çok daha zorlanacak, ama her zorluğun pozitif etkisi de, o zorluğun şiddeti ile eşdeğerdir.
UEFA'da ''Ayın takımı'', anketlerde 1 numara çıkan bir takımın,kendi ülkesinde ''Sürpriz'' gözükmesi,aslında ülke futbolunun medyası gözükenlerin,hırsızları ne kadar iyi tanıdığını ve sevdiğini ortaya koyuyor.
Gönül isterdi ki, medyanın hataları yerine, oyuncuların inadını anlatabilelim,ama o zaman da yazı çok uzar, başka bir Inter maçına inşaallah! 28 Sene beklemeyeceğiz çünkü!
Saygılar.
Başlığın benzerini ilk yazılarımın birinde atmıştım,''Şenol Güneş Vatan Hainliğine Devam Ediyor Hala'' diye... Zaten sorunda aynı...
Öyle ki, Çarşamba günü oynanacak maç,sadece bir Şampiyonlar Ligi maçı değildi,düşünebiliyormusunuz, bir takımın mücadelesi, Şampiyonlar Ligi maçına bile farklı anlam katıyor...İşte böyle bir maç için ekranlara kurulan tüm Türkiye'nin temennisi maalesef aynı değildi.Süreç malum,bu süreçten ders alması gerekenler,derslerini almak bir yana, ders vermeye devam ediyorlar statik köşelerinde.Bir kısım vatandaş, Trabzonspor'un farklı yenilmesi için dua ediyor!Sebebi belli... Hani bir efsane vardır hep, ''Hırsızı evine girmiş halde yakaladın,öldürürsen ve ya yaralarsan suçlusun'' diye,işte bu efsaneyi ortadan kaldırdı Trabzonspor.Çünkü Emeğini çalan hırsızı yakalattığından bu yana, Trabzonspor ''suçlu'' oldu.
Takım dizilişiyle Inter karşısında taktiksel olarak doğru bir yapıya sahipti bence.İlk 45 dakika,rakibi tartayım derken sendelemedi değil,ama yine de ilk Şampiyonlar Ligi maçına göre iyiydi ve harika bir netice aldı.
Ben,neticeden çok,neticenin etkilerine bakıyorum.Trabzonspor'un galibiyeti maalesef çok insanı üzdü.Avrupa basınına baktığınızda, takımın kurgusunun modern bir deplasman takım kurgusu olduğuna vurgu yapılıyor.Dahası da var; yabancı futbol otoritesi sayılabilecek çeşitli ülkeden yorumcular, Trabzonspor'un kurgusu ve hataları dışındaki oyun disiplinin,galibiyeti sürpriz kılmadığını söylüyorlar. 2.devrede, itina ile tartılmış Inter'in vaziyeti ortadaydı zaten...
Fakat aynı maç için, Türk Spor Medyasının fikirleri aynı değil...Maç aynı maç iken, bir,bilemedin iki aklı selim yorumcu dışarısında, Trabzonspor kurgusunu anlayabilen beyin tahmin edildiği gibi yok...''Trabzonspor şansa kazandı.'',''Inter kötüydü.'', ''Inter'in taktiksel hataları bu sonucu verdi.''... Böyle yorumlar çok komik aslında. Çünkü; şans dediğiniz zaman,Halil Altıntopun direkten dönen volesini de değerlendirmeniz gerekir.Eğer şans dedikleriniz Tolga'nın tuttuğu toplar ise, milli takım kalecilerini bir an önce çöllerdeki kutup ayılarından uzaklaştırın. Inter'in taktik hatalarını bahane edenler ise daha komik. Hata ne zaman ortaya çıkar? Sistem çalıştığı zaman.Sistem zorlukla karşılaştığı zaman. Sistemi zorlukla karşılaştıran nedir? Çevre. Inter bu maçta sistem,Trabzon bu maçta çevre idi.Doğal olarak, sistemi zorlaması normal.Zorlanan sistemin ortaya çıkan hataları ise Trabzon'un akılcı oyununu ortaya koyuyor.Yani, Trabzonspor'u kutlamaktan çekinenlerin bahaneleri bile Trabzon'un akılcı oyununu ispatlıyor.
Trabzonspor, zorluklara karşı büyümeye devam ediyor.Bu yolda çok daha zorlanacak, ama her zorluğun pozitif etkisi de, o zorluğun şiddeti ile eşdeğerdir.
UEFA'da ''Ayın takımı'', anketlerde 1 numara çıkan bir takımın,kendi ülkesinde ''Sürpriz'' gözükmesi,aslında ülke futbolunun medyası gözükenlerin,hırsızları ne kadar iyi tanıdığını ve sevdiğini ortaya koyuyor.
Gönül isterdi ki, medyanın hataları yerine, oyuncuların inadını anlatabilelim,ama o zaman da yazı çok uzar, başka bir Inter maçına inşaallah! 28 Sene beklemeyeceğiz çünkü!
Saygılar.
13 Eylül 2011 Salı
Süper Lig...Seni Kalbime Gömdüm.
Başlık çalıntı; şöyle ki;
''Seni Kalbime Gömdüm'' kısmı takipçisi olduğum Behzat Ç. nin hayecan ile beklediğim filminin adı,ordan aldım yani... Başlığın başındaki kısım; ''Süper Lig'' ise zaten bildiğiniz gibi tamamen ÇALINTI...
Marka değeri Türkiye Kamuoyunda fazlasıyla önemli olan, hatta markanın değeri, Türk Futbolunu yöneten insanların kişiliğinden,sözlerinden hatta kimi zaman devletin yasalarından daha önemli olan yeni dokunulmazımız Süper Toto Süper Lig başladı.Lig başlayınca şu görüldü ki; insanların ceplerini doldurmak ve ya boşaltmamak için çırpındığı,bir hafta önce söylediği sözleri bile bile unuttuğu, taraftar olmaktan kurtulmayıp,taraftarken TFF başkanlığı yaptığı ligin marka değeri izleyici açısından çoktan bitmiş...Demek ki neymiş? Siz paranız için kişiliğinizi,görevinizi kötüye kullanabilirmişsiniz, ama Türk Futbol Seyircisi, sizin para için bu kadar çırpınmanızdan sonra size zırnık koklatmayıp maça gelmezmiş...Demek ki neymiş? Marka değeri dediğiniz şey, birbirinize uyumadan önce söylediğiniz masalmış.Bir varmış,bin yokmuş yani!
Taraftarın tribünleri doldurmaması, aslında en önemli unsurdur bu süreçte.TFF'nin fenerbahçe ile ortak çalıştığı bu süreci tüm futbolseverler reddetti.Her bir futbol taraftarı Tatar Ramazan'dı bu süreçte yani; ''Benim adım Tatar Ramazan,ben bu oyunu bozarım.'' Aslanım benim,yürü kim tutar seni.
Geçen süreç, Türk Futbolu açısından değil; Dünya Futbolu açısından çok önemlidir.Çünkü ilk defa Dünya Futbolunun önüne, her zaman söylenen; şike-çete ilişkisi kanıtlarla konulmuştur,iddialar çok fazladır,soruşturma şu ana kadar ki en büyük soruşturmadır ve bütün bunlar bence spor hukukunda okutulması gereken muhteşem örneklerdir.
Müslüman.. diye diye yabancıları ''gavur'' olarak benimsemiş toplumumuza da büyük bir ders olmuştur, inançları gereği 1 ay geçmeden kutsal toprağı ziyaret eden kişilerin,gözlerin içine baka baka yalan söylemesi...Ve gavur denilen yabancının gelip adaleti sağlaması...
Sürecin sonlandırılmamak istendiği, ''Artı sonsuza'' götürülmek istendiği bu ülkede, tribünde hırsıza hırsız demek suç olmuş, ama hırsızın posterini asmak suç olmamıştır.Hırsıza sövmek suç olmuş, ama hırsızın tişörtünü ''pisliğin içine girmediği iddia edilen''oyuncuların sallaması ''çığlık'' olmuştur.Tabi bu çığlığın bizim ordaki adına ''Afkurma'' derler, buda başka bir yazı konusu.
Yurt genelinde tüm maçlarda tribünlerin dolmaması haber değildir,ama saha dışında 200 tane bile olmayan fb linin tezahürat yapması haberdir bu canım güzel müslüman ülkemde.
Bu ülkenin istatistik anlayışı öyle fenadır ki,yeri gelir stat dışında tezahürat yapan 200 kişi,25 milyon(!) fb taraftarını simgelerken, hakkı yenilmiş bir şehirde yürüyen 30 bin kişi, 1 avuç insanı simgeler.Şunu da söylemek gerekir ki, şike olaylarının ciddiyetini kabul eden fb taraftarı gerçekten çok çok çok fazla.Ama medya ve medyanın oyuncağı olmuş grupların sayısı çok az olmasına rağmen gücü çok fazla, tüm fb taraftarını temsil ettiğini kabul ettirmeye çalışıyorlar...
Yazı uzayıp gider...Başka zaman devam etmek dileğiyle...Sallanan tişörtler, stat dışından haykırılan tezahüratlar, hırsızları için dökülen gözyaşları,bütün bunları bir mağduriyet simgesi olarak gösteren yayıncı kuruluş adına; Futbol nereye,hepiniz oraya(!)...
Dipnot: Lemi; yeğenini aşkına Trabzonspor'u dün akşam temsil ediş şeklin, bana yeğeninin bir maçtaki kendini yere atma rekorlarını geçtiğini düşündürttü.Atla uşağum atla...
Saygılar.
''Seni Kalbime Gömdüm'' kısmı takipçisi olduğum Behzat Ç. nin hayecan ile beklediğim filminin adı,ordan aldım yani... Başlığın başındaki kısım; ''Süper Lig'' ise zaten bildiğiniz gibi tamamen ÇALINTI...
Marka değeri Türkiye Kamuoyunda fazlasıyla önemli olan, hatta markanın değeri, Türk Futbolunu yöneten insanların kişiliğinden,sözlerinden hatta kimi zaman devletin yasalarından daha önemli olan yeni dokunulmazımız Süper Toto Süper Lig başladı.Lig başlayınca şu görüldü ki; insanların ceplerini doldurmak ve ya boşaltmamak için çırpındığı,bir hafta önce söylediği sözleri bile bile unuttuğu, taraftar olmaktan kurtulmayıp,taraftarken TFF başkanlığı yaptığı ligin marka değeri izleyici açısından çoktan bitmiş...Demek ki neymiş? Siz paranız için kişiliğinizi,görevinizi kötüye kullanabilirmişsiniz, ama Türk Futbol Seyircisi, sizin para için bu kadar çırpınmanızdan sonra size zırnık koklatmayıp maça gelmezmiş...Demek ki neymiş? Marka değeri dediğiniz şey, birbirinize uyumadan önce söylediğiniz masalmış.Bir varmış,bin yokmuş yani!
Taraftarın tribünleri doldurmaması, aslında en önemli unsurdur bu süreçte.TFF'nin fenerbahçe ile ortak çalıştığı bu süreci tüm futbolseverler reddetti.Her bir futbol taraftarı Tatar Ramazan'dı bu süreçte yani; ''Benim adım Tatar Ramazan,ben bu oyunu bozarım.'' Aslanım benim,yürü kim tutar seni.
Geçen süreç, Türk Futbolu açısından değil; Dünya Futbolu açısından çok önemlidir.Çünkü ilk defa Dünya Futbolunun önüne, her zaman söylenen; şike-çete ilişkisi kanıtlarla konulmuştur,iddialar çok fazladır,soruşturma şu ana kadar ki en büyük soruşturmadır ve bütün bunlar bence spor hukukunda okutulması gereken muhteşem örneklerdir.
Müslüman.. diye diye yabancıları ''gavur'' olarak benimsemiş toplumumuza da büyük bir ders olmuştur, inançları gereği 1 ay geçmeden kutsal toprağı ziyaret eden kişilerin,gözlerin içine baka baka yalan söylemesi...Ve gavur denilen yabancının gelip adaleti sağlaması...
Sürecin sonlandırılmamak istendiği, ''Artı sonsuza'' götürülmek istendiği bu ülkede, tribünde hırsıza hırsız demek suç olmuş, ama hırsızın posterini asmak suç olmamıştır.Hırsıza sövmek suç olmuş, ama hırsızın tişörtünü ''pisliğin içine girmediği iddia edilen''oyuncuların sallaması ''çığlık'' olmuştur.Tabi bu çığlığın bizim ordaki adına ''Afkurma'' derler, buda başka bir yazı konusu.
Yurt genelinde tüm maçlarda tribünlerin dolmaması haber değildir,ama saha dışında 200 tane bile olmayan fb linin tezahürat yapması haberdir bu canım güzel müslüman ülkemde.
Bu ülkenin istatistik anlayışı öyle fenadır ki,yeri gelir stat dışında tezahürat yapan 200 kişi,25 milyon(!) fb taraftarını simgelerken, hakkı yenilmiş bir şehirde yürüyen 30 bin kişi, 1 avuç insanı simgeler.Şunu da söylemek gerekir ki, şike olaylarının ciddiyetini kabul eden fb taraftarı gerçekten çok çok çok fazla.Ama medya ve medyanın oyuncağı olmuş grupların sayısı çok az olmasına rağmen gücü çok fazla, tüm fb taraftarını temsil ettiğini kabul ettirmeye çalışıyorlar...
Yazı uzayıp gider...Başka zaman devam etmek dileğiyle...Sallanan tişörtler, stat dışından haykırılan tezahüratlar, hırsızları için dökülen gözyaşları,bütün bunları bir mağduriyet simgesi olarak gösteren yayıncı kuruluş adına; Futbol nereye,hepiniz oraya(!)...
Dipnot: Lemi; yeğenini aşkına Trabzonspor'u dün akşam temsil ediş şeklin, bana yeğeninin bir maçtaki kendini yere atma rekorlarını geçtiğini düşündürttü.Atla uşağum atla...
Saygılar.
8 Eylül 2011 Perşembe
Doğarken Ağladı İNSAN...
Bugün sen çok gençsin yavrum
Hayat ümit neşe dolu...
Mutlu günler vaadediyor sana yıllar ömür boyu...
Ne yalnızlık ne yalan üzmesin seni.
Doğarken ağladı insan...
Bu son olsun bu son.
Ankara'daki Ankaragücü maçını hatırlasana, hani ilk maçtı. Kampa girilmeden sen şampiyonluğa inanmıştın, annenin,babanın hissedemediği, belki de unuttuğu hissi hissediyordun,emindin hani.Her şey güzel gidecekti, inanıyordun sen. Unutulan bir şeydi belki,ama unutulmaması gereken en büyük şeyi tekrar ispat edecektin ya Türkiye'ye...
İşte Ankara'da buna bismillah deyiverdin sen. Hani emindin de, olur da Allah göstermesin kötü bir sonuç alırsak moral bozulurdu...İzledin dimi maçı sen? Ne de mutlu olmuştun, daha futbolcusu kampa girmeden senin ondan beklentini daha o bilmeden,senin öngördüğün oluyordu,diğer Trabzonspor taraftarlarıyla birlikte...
Hani devamıda gelmişti,2. hafta, tarihi farktan kurtuluvermişti Fenerbahçe SK. Hatırlasana...
Manisa maçından sonra korkmuştun ya hani,sen korktuğunda renktaşın sana gülümsemişti, o korkun gitmişti,güvenin yerine gelmişti...Ondan güven ödünç almıştın da ileriki zamanlarda o güveni ona geri ödeyecektin, onun omzuna bu sefer sen el atacaktın,hatırlasana o an ki kalp atışını...
İlk devreyi hatırladın değil mi? Toplanan puan başkalarını şaşırtırken,sen kendine şaşırmıştın hani, ''nasıl bu kadar emin olabildim ben'' diye...Hani küçüklükten beri mızıkçılık yapanlar haksız bir serzenişte bulunmuştu...Korkuyordun kabul et.Bu sefer takımdan değil, kötü niyetlilerin bu gücünü kötüye kullanacağına emin olduğundan korkuyordun.Çok... Ortaya koyulan bir emek, bir başarı,azim,hırs,mücadele. Bunlara yapılacak bir haksızlık...
Senin burnunudan bir damla kan aksa, annen nasıl da korkardı ama... Bir yerin çizildiğinde sardığın yara bandı bile o annenin yüreğinin sızlatırdı da sana çaktırmazdı durumu.İdare ederdi,hani saçını okşamaya bile dikkat eden annen hep sakınırdı seni,görürdü korkularını kalbinin içinde, o korkularına teslim olmadan seni seyrederdi...Ama kötü birşey de olmazdı hani, hep annenin duası kabul olurdu yaradan katında...Sağ salim dönerdin eve çoğu zaman...
Ya ikinci yarıyı hatırladın mı? Unutmak ne mümkün? Kötü niyetliler başlamıştı işe hani...Hani annen sana birşey olmadan önce hissederdi de korkardı ya, işte sana o gün en büyük yanlışlar yapıldı...Kimse göremedi,görmek istemedi, yaşatmadı sana sevincini...Seni gören yine annendi ama dimi? Tüm ülkenin görmesi gerekeni, tüm ülke görmedi,istemedi... Küçüklüğünden beri içinde büyüdüğün ülkenin insanı, burnundan akan kana domates, alnından akan tere yağmur damlası diye baktı.Seni yine birtek annen gördü hani...Gözündeki gözyaşını onun görmesini istemedin ya hani, tüm ülkenini güçlülerinin seni ağlatmasını annenin görmesini istememiştin, çünkü o annendi senin,sen onun göz yaşına kıyamazdın...Tuttun ya kendini,yüzün şekilden şekle girmedi mi? girmez olur mu,hadi itiraf et,sıkmadın mı yumruğunu,aldığın nefese şükretmeyi öğretmedimi sana bu ikinci yarı...Hani sen bu ikinci yarı, Türkiye'ye ''Anneeeeee'' diye bağırmadın mı?
Susmadın,ama susmuş gösterilmedin mi.Sövmedin,ama sövmüş gösterilmedin mi...Doğru söyle sen bu ülkeyi canından çok severken, bu ülkenin çoğu godamanı seni sevmedi değil mi?En çok buna içerlemiştin ya hani,ait olduğun ülkenin seni dışlamasına...
Hani 5 hafta kala,apaçık ortada olan bir vaziyeti tüm Türkiye destan diye kutlamıştı ya...Hani göz göre göre yapılanları 6 nokta bandıyla bağlamışlardı ya bunu, hani bundan biraz bahsettikçe,paranoyak,şizofren damgası yemedin mi? Böyle gelen böyle gidecek laflarına maruz kalmadın mı? Hadi hepsini geçtim de, o son 5 hafta içinde,her haftasonu annenin ağlamasına şahit olmadın mı? Seni gözünden sakınan varlığın üzülmesine izin vermek zorunda kalmadın mı? Hani sen bunu kendine yedirememiştin,hani sen kimi zaman yerde yatarken,kimi zaman holde uyurken bulmamışmıydın kendini...
Son maçın çıkışında,siyah gökyüzüne haykırmamışmıydın sevgini, ağlaya ağlaya...Hüngür hüngür ağlaya ağlaya rabbine şükrederken sevdiğini söylemiştin ya Trabzonsporu... O kadar canı yanmasına rağmen sana ''bende'' diye verdiği cevabı duymuştun ya,ağlarken gülmüştün,şükrederken ağladığın gibi...
Hani bir Pazar sabahıydı,uykulu gözlerle görmüştün gözaltılarını...''Burası Türkiye'' demiştin de, sonra ümitlenmiştin, ortaya çıkanları gördükçe sevinmiştin...Korkmuştun da bu süreçte,ama sonrasında anlamıştın sana atılanın bir iftira olduğunu...Hani sana mücadelen sırasında iftira atanlar,şimdi de iftira atmıştı da sen sadece arada sırada söverken,çoğu zaman tecelli eden ilahi adaletin büyüklüğüne tekrardan şükretmiştin.
Adı büyük,yüreği küçük insanları gördükçe şaşırmıştın...Alamadıkları kararlara kızdıkça gülmüş,gülmüşte şükretmiş,şükrettikçe gözyaşların aklına gelmiş, o gözyaşların senin aklına annenin gözyaşlarını getirmiş, sonra yine kızmıştın...Bu döngüyü sen bulmuştun,adını koymaya gerek bile duymamıştın...
Sen, büyük bildiğin kurumların, güçlü bildiğin kişilerin hepsinin senin yüreğinden küçük olduğunu görmüştün bu ülkede...Toprağın aklına gelmişti,köyün,patika yolun,deren,hamağın,taflanın,fasulyen,annanen,dayın,evin...Sen bu ülkeden çok bu toprağa ait olduğunu anlamıştın,hadi gözün aydın yine bir şerden bir hayır çıkarmıştın,şükretmiştin yaradanına...Sen bu ülkeyi değil, bu ülkenini insanını değil bu toprağını seviyordun...Sen aşıktın da sonradan öğrenmiştin hani...
Aldığın müjdeli haberi de hatırladın mı? Yabancıya gavur diyenlerin sağlayamadığı adaleti sağlayan yabancılara ettiğin teşekkürü? Hayallerini? Çökertilmeye çalışılan ama hep dik duran hayallerini? Gülümsedin ya yine, sonra şükrettin...
Bugün...Rahattın sen...Bir sene önce çokta fazla edinilmemiş tecrübenin eksikliği ile kurulan temiz hayaller, bu sene artık dayanaklarına oturtulmuş,sağlam bir köy evi gibiydi...Hayallerin hala tertemiz, ama daha gerçekçi olmuştu,üstelik hakettiğini almaya başlamıştın,kayıpların olmasına rağmen..Devamı da gelecekti,gelmek zorundaydı...
Hani en çokta o cana sevinmiştin,anneye...Ağlamıordu da gülüyordu artık.Onun gülüşü senin güneşindi...Senini güneşin takımının ateşi,takımının ateşi şehrinin meşalesiydi...Toprağının...
Bugün ağlamadın, çünkü bugün doğdun...Sen doğarken ağladın,uzun sürdü, ama doğdun artık,ağlamana gerek yoktu, ayrıldığın pis dünyadan,temiz bir dünyaya doğdun sen...
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son...
Hayat ümit neşe dolu...
Mutlu günler vaadediyor sana yıllar ömür boyu...
Ne yalnızlık ne yalan üzmesin seni.
Doğarken ağladı insan...
Bu son olsun bu son.
Ankara'daki Ankaragücü maçını hatırlasana, hani ilk maçtı. Kampa girilmeden sen şampiyonluğa inanmıştın, annenin,babanın hissedemediği, belki de unuttuğu hissi hissediyordun,emindin hani.Her şey güzel gidecekti, inanıyordun sen. Unutulan bir şeydi belki,ama unutulmaması gereken en büyük şeyi tekrar ispat edecektin ya Türkiye'ye...
İşte Ankara'da buna bismillah deyiverdin sen. Hani emindin de, olur da Allah göstermesin kötü bir sonuç alırsak moral bozulurdu...İzledin dimi maçı sen? Ne de mutlu olmuştun, daha futbolcusu kampa girmeden senin ondan beklentini daha o bilmeden,senin öngördüğün oluyordu,diğer Trabzonspor taraftarlarıyla birlikte...
Hani devamıda gelmişti,2. hafta, tarihi farktan kurtuluvermişti Fenerbahçe SK. Hatırlasana...
Manisa maçından sonra korkmuştun ya hani,sen korktuğunda renktaşın sana gülümsemişti, o korkun gitmişti,güvenin yerine gelmişti...Ondan güven ödünç almıştın da ileriki zamanlarda o güveni ona geri ödeyecektin, onun omzuna bu sefer sen el atacaktın,hatırlasana o an ki kalp atışını...
İlk devreyi hatırladın değil mi? Toplanan puan başkalarını şaşırtırken,sen kendine şaşırmıştın hani, ''nasıl bu kadar emin olabildim ben'' diye...Hani küçüklükten beri mızıkçılık yapanlar haksız bir serzenişte bulunmuştu...Korkuyordun kabul et.Bu sefer takımdan değil, kötü niyetlilerin bu gücünü kötüye kullanacağına emin olduğundan korkuyordun.Çok... Ortaya koyulan bir emek, bir başarı,azim,hırs,mücadele. Bunlara yapılacak bir haksızlık...
Senin burnunudan bir damla kan aksa, annen nasıl da korkardı ama... Bir yerin çizildiğinde sardığın yara bandı bile o annenin yüreğinin sızlatırdı da sana çaktırmazdı durumu.İdare ederdi,hani saçını okşamaya bile dikkat eden annen hep sakınırdı seni,görürdü korkularını kalbinin içinde, o korkularına teslim olmadan seni seyrederdi...Ama kötü birşey de olmazdı hani, hep annenin duası kabul olurdu yaradan katında...Sağ salim dönerdin eve çoğu zaman...
Ya ikinci yarıyı hatırladın mı? Unutmak ne mümkün? Kötü niyetliler başlamıştı işe hani...Hani annen sana birşey olmadan önce hissederdi de korkardı ya, işte sana o gün en büyük yanlışlar yapıldı...Kimse göremedi,görmek istemedi, yaşatmadı sana sevincini...Seni gören yine annendi ama dimi? Tüm ülkenin görmesi gerekeni, tüm ülke görmedi,istemedi... Küçüklüğünden beri içinde büyüdüğün ülkenin insanı, burnundan akan kana domates, alnından akan tere yağmur damlası diye baktı.Seni yine birtek annen gördü hani...Gözündeki gözyaşını onun görmesini istemedin ya hani, tüm ülkenini güçlülerinin seni ağlatmasını annenin görmesini istememiştin, çünkü o annendi senin,sen onun göz yaşına kıyamazdın...Tuttun ya kendini,yüzün şekilden şekle girmedi mi? girmez olur mu,hadi itiraf et,sıkmadın mı yumruğunu,aldığın nefese şükretmeyi öğretmedimi sana bu ikinci yarı...Hani sen bu ikinci yarı, Türkiye'ye ''Anneeeeee'' diye bağırmadın mı?
Susmadın,ama susmuş gösterilmedin mi.Sövmedin,ama sövmüş gösterilmedin mi...Doğru söyle sen bu ülkeyi canından çok severken, bu ülkenin çoğu godamanı seni sevmedi değil mi?En çok buna içerlemiştin ya hani,ait olduğun ülkenin seni dışlamasına...
Hani 5 hafta kala,apaçık ortada olan bir vaziyeti tüm Türkiye destan diye kutlamıştı ya...Hani göz göre göre yapılanları 6 nokta bandıyla bağlamışlardı ya bunu, hani bundan biraz bahsettikçe,paranoyak,şizofren damgası yemedin mi? Böyle gelen böyle gidecek laflarına maruz kalmadın mı? Hadi hepsini geçtim de, o son 5 hafta içinde,her haftasonu annenin ağlamasına şahit olmadın mı? Seni gözünden sakınan varlığın üzülmesine izin vermek zorunda kalmadın mı? Hani sen bunu kendine yedirememiştin,hani sen kimi zaman yerde yatarken,kimi zaman holde uyurken bulmamışmıydın kendini...
Son maçın çıkışında,siyah gökyüzüne haykırmamışmıydın sevgini, ağlaya ağlaya...Hüngür hüngür ağlaya ağlaya rabbine şükrederken sevdiğini söylemiştin ya Trabzonsporu... O kadar canı yanmasına rağmen sana ''bende'' diye verdiği cevabı duymuştun ya,ağlarken gülmüştün,şükrederken ağladığın gibi...
Hani bir Pazar sabahıydı,uykulu gözlerle görmüştün gözaltılarını...''Burası Türkiye'' demiştin de, sonra ümitlenmiştin, ortaya çıkanları gördükçe sevinmiştin...Korkmuştun da bu süreçte,ama sonrasında anlamıştın sana atılanın bir iftira olduğunu...Hani sana mücadelen sırasında iftira atanlar,şimdi de iftira atmıştı da sen sadece arada sırada söverken,çoğu zaman tecelli eden ilahi adaletin büyüklüğüne tekrardan şükretmiştin.
Adı büyük,yüreği küçük insanları gördükçe şaşırmıştın...Alamadıkları kararlara kızdıkça gülmüş,gülmüşte şükretmiş,şükrettikçe gözyaşların aklına gelmiş, o gözyaşların senin aklına annenin gözyaşlarını getirmiş, sonra yine kızmıştın...Bu döngüyü sen bulmuştun,adını koymaya gerek bile duymamıştın...
Sen, büyük bildiğin kurumların, güçlü bildiğin kişilerin hepsinin senin yüreğinden küçük olduğunu görmüştün bu ülkede...Toprağın aklına gelmişti,köyün,patika yolun,deren,hamağın,taflanın,fasulyen,annanen,dayın,evin...Sen bu ülkeden çok bu toprağa ait olduğunu anlamıştın,hadi gözün aydın yine bir şerden bir hayır çıkarmıştın,şükretmiştin yaradanına...Sen bu ülkeyi değil, bu ülkenini insanını değil bu toprağını seviyordun...Sen aşıktın da sonradan öğrenmiştin hani...
Aldığın müjdeli haberi de hatırladın mı? Yabancıya gavur diyenlerin sağlayamadığı adaleti sağlayan yabancılara ettiğin teşekkürü? Hayallerini? Çökertilmeye çalışılan ama hep dik duran hayallerini? Gülümsedin ya yine, sonra şükrettin...
Bugün...Rahattın sen...Bir sene önce çokta fazla edinilmemiş tecrübenin eksikliği ile kurulan temiz hayaller, bu sene artık dayanaklarına oturtulmuş,sağlam bir köy evi gibiydi...Hayallerin hala tertemiz, ama daha gerçekçi olmuştu,üstelik hakettiğini almaya başlamıştın,kayıpların olmasına rağmen..Devamı da gelecekti,gelmek zorundaydı...
Hani en çokta o cana sevinmiştin,anneye...Ağlamıordu da gülüyordu artık.Onun gülüşü senin güneşindi...Senini güneşin takımının ateşi,takımının ateşi şehrinin meşalesiydi...Toprağının...
Bugün ağlamadın, çünkü bugün doğdun...Sen doğarken ağladın,uzun sürdü, ama doğdun artık,ağlamana gerek yoktu, ayrıldığın pis dünyadan,temiz bir dünyaya doğdun sen...
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son...
26 Ağustos 2011 Cuma
Mağdur...
Özerklik kazanmış bir yapıya sahip olan kurum TFF. Özerkliğin getirdiği avantajları maalesef ülke futbolu için değil, fenerbahçe için kullanmaya yıllar öncesinden alışmış. Öyle ki, başka bir kulübün başına gelseydi bu süreçte yaşanılanlar,1 hafta bile beklenmeyecek bir durumdaydı ortalık. Ama konu fenerbahçe olunca, yani yıllardır federasyonlarda hep derin yapılanma içine girmiş,ama bunu sürekli reddeden ve çehresinin kızarmak bilmediği bir şekilde mağduru oynayan bir fenerbahçe olunca, tüm kurulları derin fenerbahçe ile çevrilmiş TFF nin verdiği kararda şaşırılmayacak kadar şaşırtıcı bir karardı.
Öyle ki, vahim olan bir durum, sonralarında yerini iddianamenin beklenmesine bıraktı.Ortada şöyle bir gerçek var ki Türkiye gerçekten bir değişim süreci içerisinde...Bunu savcının; 'İddianameyi bekleyeceğiz' diyen TFF ye cevap niteliğinde belgeleri göndermesiyle bir kez daha gördük. Belgeler geldikten sonra etik kurula bel bağladığını belirten mehmet ali aydınlar, etik kurulunun ülkeyi oyalamasından sonra, küçük çocukların bilie inanmadığı bir açıklama yaparak fenerbahçe hakkında yeterli iddia olmadığını söyledi, önündeki kağıtlarda kanaat oluştuğuna dair bilgiler yer almasına rağmen.
Bu süreçte, taraftarı olduğum Trabzonspor sustu, bence doğru olanı buydu.Fakat fenerbahçe spor kulübü, gerek medyası aracılığıyla,gerek önemli kararların arefesinde tff yöneticileri ile görüşmeleriyle susmadığını,çalıştığını gösterdi.Nitekim alınan karar fenerbahçeyi memnun etti.
Bu süreçte gerçekleşen şeyler,adalete inanmış insanlar için kabul edilebilecek bir durum değildi, ve UEFA ya haklı olarak şikayette bulunuldu.Bu şikayetlerden midir tam olarak bilinmez, müfettişin gelişiyle kendi ülkesinde adaleti sağlayamayan özerk kurumun yapamadığını yaptı...Kıyamet koptu...
İnsan haklı olarak şaşırıyor.Bu gün yöneticilerinin ses kayıtları fotoğraflarla delillendirilmiş,masa başında yapılan anlaşmalarla kazanımlar elde etmiş fenerbhaçe suçsuzum diyor.Ve suçsuzum diye haykırıyor.Buna insan olan herkes şaşırır.Herkese sataşıyor,söyleniyor.Öyle ki, 2 hafta önce kendi lehine karar alan TFF ye bile çıkışıyor.Bu ne yaman çelişkidir anne.
Nereden başlasa bilemiyor insan ama mutlaka başlamalı bir yerden...Fenerbahçe hakkında o kadar iddia(destekli iddia) varken UEFA fb yi almıyor şampiyonlar ligine.Bunun hıncını bu süreçte kendisine destek olan TFF den çıkartıyor fenerbahçe.Tff Sadri Şeneri verdiği gibi fb yi pfdk ya sevkedemiyor!
Köşe yazılarında haksızlığa uğradığı düşünülüyor fb nin.Yahu el insaf...Şike yapan bir takımın şl ye gitmesini nasıl hak olarak sunabiliyorsunuz.Cevap hazır 'O zaman TFF niye düşürmedi?'... Bunada verilecek bir cevabımız var elbet.Sürecin başından beri,uzatmak istediniz yolu,UEFA nın sürece dahil olmayacğaına emindiniz, ve böylelikle uzun vadede fb düşmeyecek her şey yanına kalacaktı.UEFA nın müdahalesi ile herşey karıştı ve dün kapalı kapılar arkasında tokalaştığınız insanlarla canlı yayında kavgalar ettiniz.
Trabzonspor hakkında bir ses kaydı bile yokkken suçlu ilan ettiniz.fb için masumiyet karinesi derken,bize masumiyet teranesi okudunuz.Elin oğlu gewldi,adaleti sağladı.Hiç utanmadınız dimi 'Yabancı geldi benim ülkemde benim adaletimi sağladı' diye.Hala fb nin haksızlığını savunmak için çırpındınız,çırpınıyorsunuz.
Siz zaten hiç suçlu olmadınız, sizin yaptığınızı yapmayan,masa başında maç satın almayan Trabzonspor şl ye gidince emek hırsızı oldu...Yahu neyin emeği neyin hırsızlığı...Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun, bu kadar mı karardı vicdanınız kibriniz yüzünden?
Büyük gazetecileriniz ana haber bültenlerinde öyle tanıtımlar öyle haberler yorumlar yaptı ki, gören fb nin suçlu olduğuna inanırdı,sanki o ses kayıtları fb nin değilmiş gibi...Ç ok büyük bir pişkinlik içindesiniz.Ders almayı reddedip, kötülük yapmak için çırpınmaya devam ediyorsunuz.
fb yi tutan insanları,anadoluda belirli takımlara yerleştirdiniz, böylece bu süreçte o kişilerin yaptığı açıklamalarla o kulüpleri de fb ye destek veriyormuş gibi gösterdiniz.Siz hiç suçlu olmadınız, siz herşeyi yapacaksınız ama hiç suçlu sayılmayacaksınız.
tff sizin için iyi karar alırken adaleti düşünmediniz,şimdi adaletten bahsediyorsunuz.Ve haksızlık ruhunuza işlemiş hala susmuyorsunuz.
Anlaşmıştınız,ayarlaşmıştınız,küme düşmeyecektiniz. Ama avrupa işe el atınca, sene içinde küme düşeceğiniz kesinleşti, sene içerisinde düştüğünüz zaman 1 değil 2 sene kaybedeceğinizi biliyorsunuz bu yüzden sezon bşalamadan ' biz onurumuzla alt lige iniyoruz' oyununu oynamaya başladınız.
Size en büyük dersi,fb taraftarı verebilirdi,ama onlarda akıllı bir şekilde düşünmek yerine sizin yalanlarınıza inanmaya karar verdi...O kadar pişkinsiniz ki, hem suçu işleyip,hemde bu suça ceza vermeyen tff yi avrupaya şikayet edenlere hain diyorsunuz.Hakkını alana emek hırsızı ve fırsatçı diyorsunuz.Emin olun, israiloığlu gibisiniz.Onca ders alıyor,ama hiç akıllanmıyorsunuz.Hiç Allah'ın ilahi adaletini düşünemiyor hep kibrinizle hareket ediyorsunuz.
Öğrenmezseniz helak olursunuz;
Allahın adaleti çok büyüktür.O istediği zaman,adaleti de en hayırlı şeklde tecelli eder ve ilahi adalete karşı kurulan tuzakları Allah sizden önce bilir; şüphesiz ki O; tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Öyle ki, vahim olan bir durum, sonralarında yerini iddianamenin beklenmesine bıraktı.Ortada şöyle bir gerçek var ki Türkiye gerçekten bir değişim süreci içerisinde...Bunu savcının; 'İddianameyi bekleyeceğiz' diyen TFF ye cevap niteliğinde belgeleri göndermesiyle bir kez daha gördük. Belgeler geldikten sonra etik kurula bel bağladığını belirten mehmet ali aydınlar, etik kurulunun ülkeyi oyalamasından sonra, küçük çocukların bilie inanmadığı bir açıklama yaparak fenerbahçe hakkında yeterli iddia olmadığını söyledi, önündeki kağıtlarda kanaat oluştuğuna dair bilgiler yer almasına rağmen.
Bu süreçte, taraftarı olduğum Trabzonspor sustu, bence doğru olanı buydu.Fakat fenerbahçe spor kulübü, gerek medyası aracılığıyla,gerek önemli kararların arefesinde tff yöneticileri ile görüşmeleriyle susmadığını,çalıştığını gösterdi.Nitekim alınan karar fenerbahçeyi memnun etti.
Bu süreçte gerçekleşen şeyler,adalete inanmış insanlar için kabul edilebilecek bir durum değildi, ve UEFA ya haklı olarak şikayette bulunuldu.Bu şikayetlerden midir tam olarak bilinmez, müfettişin gelişiyle kendi ülkesinde adaleti sağlayamayan özerk kurumun yapamadığını yaptı...Kıyamet koptu...
İnsan haklı olarak şaşırıyor.Bu gün yöneticilerinin ses kayıtları fotoğraflarla delillendirilmiş,masa başında yapılan anlaşmalarla kazanımlar elde etmiş fenerbhaçe suçsuzum diyor.Ve suçsuzum diye haykırıyor.Buna insan olan herkes şaşırır.Herkese sataşıyor,söyleniyor.Öyle ki, 2 hafta önce kendi lehine karar alan TFF ye bile çıkışıyor.Bu ne yaman çelişkidir anne.
Nereden başlasa bilemiyor insan ama mutlaka başlamalı bir yerden...Fenerbahçe hakkında o kadar iddia(destekli iddia) varken UEFA fb yi almıyor şampiyonlar ligine.Bunun hıncını bu süreçte kendisine destek olan TFF den çıkartıyor fenerbahçe.Tff Sadri Şeneri verdiği gibi fb yi pfdk ya sevkedemiyor!
Köşe yazılarında haksızlığa uğradığı düşünülüyor fb nin.Yahu el insaf...Şike yapan bir takımın şl ye gitmesini nasıl hak olarak sunabiliyorsunuz.Cevap hazır 'O zaman TFF niye düşürmedi?'... Bunada verilecek bir cevabımız var elbet.Sürecin başından beri,uzatmak istediniz yolu,UEFA nın sürece dahil olmayacğaına emindiniz, ve böylelikle uzun vadede fb düşmeyecek her şey yanına kalacaktı.UEFA nın müdahalesi ile herşey karıştı ve dün kapalı kapılar arkasında tokalaştığınız insanlarla canlı yayında kavgalar ettiniz.
Trabzonspor hakkında bir ses kaydı bile yokkken suçlu ilan ettiniz.fb için masumiyet karinesi derken,bize masumiyet teranesi okudunuz.Elin oğlu gewldi,adaleti sağladı.Hiç utanmadınız dimi 'Yabancı geldi benim ülkemde benim adaletimi sağladı' diye.Hala fb nin haksızlığını savunmak için çırpındınız,çırpınıyorsunuz.
Siz zaten hiç suçlu olmadınız, sizin yaptığınızı yapmayan,masa başında maç satın almayan Trabzonspor şl ye gidince emek hırsızı oldu...Yahu neyin emeği neyin hırsızlığı...Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun, bu kadar mı karardı vicdanınız kibriniz yüzünden?
Büyük gazetecileriniz ana haber bültenlerinde öyle tanıtımlar öyle haberler yorumlar yaptı ki, gören fb nin suçlu olduğuna inanırdı,sanki o ses kayıtları fb nin değilmiş gibi...Ç ok büyük bir pişkinlik içindesiniz.Ders almayı reddedip, kötülük yapmak için çırpınmaya devam ediyorsunuz.
fb yi tutan insanları,anadoluda belirli takımlara yerleştirdiniz, böylece bu süreçte o kişilerin yaptığı açıklamalarla o kulüpleri de fb ye destek veriyormuş gibi gösterdiniz.Siz hiç suçlu olmadınız, siz herşeyi yapacaksınız ama hiç suçlu sayılmayacaksınız.
tff sizin için iyi karar alırken adaleti düşünmediniz,şimdi adaletten bahsediyorsunuz.Ve haksızlık ruhunuza işlemiş hala susmuyorsunuz.
Anlaşmıştınız,ayarlaşmıştınız,küme düşmeyecektiniz. Ama avrupa işe el atınca, sene içinde küme düşeceğiniz kesinleşti, sene içerisinde düştüğünüz zaman 1 değil 2 sene kaybedeceğinizi biliyorsunuz bu yüzden sezon bşalamadan ' biz onurumuzla alt lige iniyoruz' oyununu oynamaya başladınız.
Size en büyük dersi,fb taraftarı verebilirdi,ama onlarda akıllı bir şekilde düşünmek yerine sizin yalanlarınıza inanmaya karar verdi...O kadar pişkinsiniz ki, hem suçu işleyip,hemde bu suça ceza vermeyen tff yi avrupaya şikayet edenlere hain diyorsunuz.Hakkını alana emek hırsızı ve fırsatçı diyorsunuz.Emin olun, israiloığlu gibisiniz.Onca ders alıyor,ama hiç akıllanmıyorsunuz.Hiç Allah'ın ilahi adaletini düşünemiyor hep kibrinizle hareket ediyorsunuz.
Öğrenmezseniz helak olursunuz;
Allahın adaleti çok büyüktür.O istediği zaman,adaleti de en hayırlı şeklde tecelli eder ve ilahi adalete karşı kurulan tuzakları Allah sizden önce bilir; şüphesiz ki O; tuzak kuranların en hayırlısıdır.
3 Ağustos 2011 Çarşamba
İlerleyelim,Kalkınalım,Büyüyelim.
Artık yeminle sıkıldım şu çok ünlü markaya sahip kravatları boyunlarına bağlayan,harika gömlekler giyip,pantolonlarını kemerlerinin deliğini son delikleriyle kapatabilen kodaman görünüşlü insan görünümlülerden.
Yahu hiç mi haysiyet denen birşeyleri kalmadı, hala ''Etik kurulu yargılayamaz'', ''O yargılayamaz'', ''Bu yargılayamaz'',''Şu da yargılayamaz'' diyorlar.
Vicdansız beyinler, sizin demek istediğiniz belli aslında,''Biz yaparız ama kimse yargılayamaz''.Bunu öğrenmişsiniz büyüklerinizden,yıllarca böyle gelmiş,gidecek sanıyorsunuz. Siz asıl soruyu sormuyorsunuz,soramıyorsunuz... Siz '' Bu şike nasıl yapılmış?'' diye soramıyorsunuz , ''Şikeyi şu kurum yargılayamaz'' dediğiniz kadar, ''Nasıl bu futbolu kirlettiniz'' diyebilseniz,emin olun o yüzünüzde meymenetten küçük bir kırıntı olurdu...
Vicdansız heriflerin,meymenetsiz suratlarından her gün yeni açıklamalar,''Türk Futbolu için talimatname değişmeli'' ...Yahu bunu söyleyebiliyorsunuz ya, bunu konuşabiliyorsunuz ya, üstelik bunu fısıltılarla değil,utanmadan bir ÇÖZÜM gibi insanlara sunabiliyorsunuz ya, işte o zaman anlaşılıyor o harika gömleklerinizin gizleyemediği göbeğinizin içinde CİSİMLER.
Bünyesinde bulunduğunuz kurumun hiç bir önemide yok sizlerin gözünde, çünkü siz kurumu önemsemiyorsunuz,siz kurumun bünyesinde olmayı değil,kurumu BÜNYENİZLE özdeşleştirmeyi sevdiğiniz için,kendi çıkarları uğruna toplumun önemli dinamiklerini hareketsiz bırakıyorsunuz,daha doğrusu bıraktığınızı sanıyorsunuz.
Türk futbolunda ''Duayen'' kabul edilen,aslında bir ''Dinazor'' olduğu bu süreçte ortaya çıkan bazı ''usta'' kalemler sizinle röportajlar yapıyor,kiminizin kimliği avukat,kiminizin kimliği eski tff yöneticisi,kiminizin kimliği ''kodaman''... Hepiniz, finale birgün önceden aynı masada çalışan öğrenciler gibi aynı şeyi tekrarlıyorsunuz, aynı şeyi söylüyorsunuz,arkanıza kurumlarınızın,kimliklerinizin gücünü alarak.. yalan söylüyorsunuz,bir de utanmadan inanılmayınca tepki koyuyorsunuz...
Korkuyorsunuz, temiz korku iyidir de sizin korkularınız bile temiz değil, köyde ilk kör yılanla karşılaşan bir çocuğun yaşadığı gibi bir temiz korku değil sizin ki, sizin korkunuz bir pişkinin korkusu,hem çevreye zarar verip,hem de kendine ''acaba yakalanırmıyım'' korkusu...Bu korkuyla büyüttü belki sizi babalarınız, ama işte tam da bu korkunun ecele faydası olmuyor.
Siz korkuyorsunuz, çünkü her zaman süregelen değişim bu sefer sizi rahatsız ediyor.Bu değişim denen şey önceden de gelecekti,ama siz buna tüm mekanizmalarınızla engel oldunuz, kendi yalanlarınızı, değişim diye Türk Futboluna sundunuz. Şimdi gerçek değişim geliyor,ve siz korkuyorsunuz.Çünkü bu değişim birgün sizi de vuracak; artık başında bulunduğunuz kurumunuz dinamiklerini daha özgürce ve objektif olarak kullanacak,ve burda sizin bir etkiniz o-la-ma-ya-cak. Koltuğunuz gidecek diye korkuyorsunuz, yıllarca o kemerin son deliğine kadar büyüttüğünüz göbeğinizin emeği için endişeleniyorsunuz! Fakat emeğini yediklerinizi sindirebildiğiniz kadar, bugün artık kusacaksınız.Siz kusacaksınız ki, bünyenizde hapsettiğiniz kurumlar,kulüpler artık bünyenizden çıkacak,temiz hava alacak...
Korkuyorsunuz, çünkü yıllarca haramla beslendiniz,haram ile büyüdünüz.
Soruyorsunuz sözde gazetecilere,o gazeteciler ki, bir iki saat önceden sizi arayıp soru ce cevapları birlikte tayin ettiğiniz ''Usta'' görünümlü ''Dinazor'' gazeteciler...Onlara soroyursunuz;
''Kim,nasıl yargılayabilir ki, etik kurulu yargılayamaz çünkü vs vs, ee tahkim de yargılayamaz çünkü vs vs, disiplin kurulunun yargılama ne haddine çünkü vs vs..,tff de yargılayamaz çünkü vs vs, Avrupa da yargılamasın çünkü prestijimiz söner UEFA ya şikayet etmek vatan hainliğidir, FIFA yargılarsa milli takımlarda ceza alır ki bu daha büyük vata hainliğidir,oda yargılamasın.'' Kısaca söyleyin işte, kim yargılasın demek istiyorsunuz? Cevaplarını kusamıyorlar bu sefer; ''Hiç kimse yargılanmasın yaa, acaba bu seferlik bu olay kapansa olur mu? Söz bir daha yapmayacağız.''... Cevabınız bu aslında da, hayatınız boyunca hep babalarınız,büyüklerinizn peşinde koştuğunuz için gerek duymadığınız yüreğiniz yetmiyor bu cevabı vermeye...Aziz Nesinlik hikayesiniz hepiniz aslında, İlerleyelim,Kalkınalım,Büyüyelim deyip Hazinedeki Paslı Tenekeye bile göz koyacak kadar Aziz Nesinlik vakasınız.
Ben bir şartla kabul ediyorum,kusmuklarınızı; ''Tamam etikte yargılamasın,tahkim de,disiplinde federasyonda,yargıda yargılamasın,kabul ediyorum, ama tek bir şey yargılasın sizleri, kabul edecekmisiniz? sizi bu olayda VİCDAN yargılasın mı?'' vicdansız insanlar,korkaklar...o kadar korkaksınız ki, ufak bir çocuğun köyde gördüğü kör yılanı merakından bile korkar,siz görseniz kaçacak delik ararsınız,o deliğe sığmayacak kadar kodaman olsanız bile...
Saygılar.
Yahu hiç mi haysiyet denen birşeyleri kalmadı, hala ''Etik kurulu yargılayamaz'', ''O yargılayamaz'', ''Bu yargılayamaz'',''Şu da yargılayamaz'' diyorlar.
Vicdansız beyinler, sizin demek istediğiniz belli aslında,''Biz yaparız ama kimse yargılayamaz''.Bunu öğrenmişsiniz büyüklerinizden,yıllarca böyle gelmiş,gidecek sanıyorsunuz. Siz asıl soruyu sormuyorsunuz,soramıyorsunuz... Siz '' Bu şike nasıl yapılmış?'' diye soramıyorsunuz , ''Şikeyi şu kurum yargılayamaz'' dediğiniz kadar, ''Nasıl bu futbolu kirlettiniz'' diyebilseniz,emin olun o yüzünüzde meymenetten küçük bir kırıntı olurdu...
Vicdansız heriflerin,meymenetsiz suratlarından her gün yeni açıklamalar,''Türk Futbolu için talimatname değişmeli'' ...Yahu bunu söyleyebiliyorsunuz ya, bunu konuşabiliyorsunuz ya, üstelik bunu fısıltılarla değil,utanmadan bir ÇÖZÜM gibi insanlara sunabiliyorsunuz ya, işte o zaman anlaşılıyor o harika gömleklerinizin gizleyemediği göbeğinizin içinde CİSİMLER.
Bünyesinde bulunduğunuz kurumun hiç bir önemide yok sizlerin gözünde, çünkü siz kurumu önemsemiyorsunuz,siz kurumun bünyesinde olmayı değil,kurumu BÜNYENİZLE özdeşleştirmeyi sevdiğiniz için,kendi çıkarları uğruna toplumun önemli dinamiklerini hareketsiz bırakıyorsunuz,daha doğrusu bıraktığınızı sanıyorsunuz.
Türk futbolunda ''Duayen'' kabul edilen,aslında bir ''Dinazor'' olduğu bu süreçte ortaya çıkan bazı ''usta'' kalemler sizinle röportajlar yapıyor,kiminizin kimliği avukat,kiminizin kimliği eski tff yöneticisi,kiminizin kimliği ''kodaman''... Hepiniz, finale birgün önceden aynı masada çalışan öğrenciler gibi aynı şeyi tekrarlıyorsunuz, aynı şeyi söylüyorsunuz,arkanıza kurumlarınızın,kimliklerinizin gücünü alarak.. yalan söylüyorsunuz,bir de utanmadan inanılmayınca tepki koyuyorsunuz...
Korkuyorsunuz, temiz korku iyidir de sizin korkularınız bile temiz değil, köyde ilk kör yılanla karşılaşan bir çocuğun yaşadığı gibi bir temiz korku değil sizin ki, sizin korkunuz bir pişkinin korkusu,hem çevreye zarar verip,hem de kendine ''acaba yakalanırmıyım'' korkusu...Bu korkuyla büyüttü belki sizi babalarınız, ama işte tam da bu korkunun ecele faydası olmuyor.
Siz korkuyorsunuz, çünkü her zaman süregelen değişim bu sefer sizi rahatsız ediyor.Bu değişim denen şey önceden de gelecekti,ama siz buna tüm mekanizmalarınızla engel oldunuz, kendi yalanlarınızı, değişim diye Türk Futboluna sundunuz. Şimdi gerçek değişim geliyor,ve siz korkuyorsunuz.Çünkü bu değişim birgün sizi de vuracak; artık başında bulunduğunuz kurumunuz dinamiklerini daha özgürce ve objektif olarak kullanacak,ve burda sizin bir etkiniz o-la-ma-ya-cak. Koltuğunuz gidecek diye korkuyorsunuz, yıllarca o kemerin son deliğine kadar büyüttüğünüz göbeğinizin emeği için endişeleniyorsunuz! Fakat emeğini yediklerinizi sindirebildiğiniz kadar, bugün artık kusacaksınız.Siz kusacaksınız ki, bünyenizde hapsettiğiniz kurumlar,kulüpler artık bünyenizden çıkacak,temiz hava alacak...
Korkuyorsunuz, çünkü yıllarca haramla beslendiniz,haram ile büyüdünüz.
Soruyorsunuz sözde gazetecilere,o gazeteciler ki, bir iki saat önceden sizi arayıp soru ce cevapları birlikte tayin ettiğiniz ''Usta'' görünümlü ''Dinazor'' gazeteciler...Onlara soroyursunuz;
''Kim,nasıl yargılayabilir ki, etik kurulu yargılayamaz çünkü vs vs, ee tahkim de yargılayamaz çünkü vs vs, disiplin kurulunun yargılama ne haddine çünkü vs vs..,tff de yargılayamaz çünkü vs vs, Avrupa da yargılamasın çünkü prestijimiz söner UEFA ya şikayet etmek vatan hainliğidir, FIFA yargılarsa milli takımlarda ceza alır ki bu daha büyük vata hainliğidir,oda yargılamasın.'' Kısaca söyleyin işte, kim yargılasın demek istiyorsunuz? Cevaplarını kusamıyorlar bu sefer; ''Hiç kimse yargılanmasın yaa, acaba bu seferlik bu olay kapansa olur mu? Söz bir daha yapmayacağız.''... Cevabınız bu aslında da, hayatınız boyunca hep babalarınız,büyüklerinizn peşinde koştuğunuz için gerek duymadığınız yüreğiniz yetmiyor bu cevabı vermeye...Aziz Nesinlik hikayesiniz hepiniz aslında, İlerleyelim,Kalkınalım,Büyüyelim deyip Hazinedeki Paslı Tenekeye bile göz koyacak kadar Aziz Nesinlik vakasınız.
Ben bir şartla kabul ediyorum,kusmuklarınızı; ''Tamam etikte yargılamasın,tahkim de,disiplinde federasyonda,yargıda yargılamasın,kabul ediyorum, ama tek bir şey yargılasın sizleri, kabul edecekmisiniz? sizi bu olayda VİCDAN yargılasın mı?'' vicdansız insanlar,korkaklar...o kadar korkaksınız ki, ufak bir çocuğun köyde gördüğü kör yılanı merakından bile korkar,siz görseniz kaçacak delik ararsınız,o deliğe sığmayacak kadar kodaman olsanız bile...
Saygılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)