Her Trabzonspor taraftarı,bu maçı anlatırken; ''Nasıl başlasam'' ikilemi yaşar.Özlü sözler yardıma koşuyor Allah'tan.
Başlığın benzerini ilk yazılarımın birinde atmıştım,''Şenol Güneş Vatan Hainliğine Devam Ediyor Hala'' diye... Zaten sorunda aynı...
Öyle ki, Çarşamba günü oynanacak maç,sadece bir Şampiyonlar Ligi maçı değildi,düşünebiliyormusunuz, bir takımın mücadelesi, Şampiyonlar Ligi maçına bile farklı anlam katıyor...İşte böyle bir maç için ekranlara kurulan tüm Türkiye'nin temennisi maalesef aynı değildi.Süreç malum,bu süreçten ders alması gerekenler,derslerini almak bir yana, ders vermeye devam ediyorlar statik köşelerinde.Bir kısım vatandaş, Trabzonspor'un farklı yenilmesi için dua ediyor!Sebebi belli... Hani bir efsane vardır hep, ''Hırsızı evine girmiş halde yakaladın,öldürürsen ve ya yaralarsan suçlusun'' diye,işte bu efsaneyi ortadan kaldırdı Trabzonspor.Çünkü Emeğini çalan hırsızı yakalattığından bu yana, Trabzonspor ''suçlu'' oldu.
Takım dizilişiyle Inter karşısında taktiksel olarak doğru bir yapıya sahipti bence.İlk 45 dakika,rakibi tartayım derken sendelemedi değil,ama yine de ilk Şampiyonlar Ligi maçına göre iyiydi ve harika bir netice aldı.
Ben,neticeden çok,neticenin etkilerine bakıyorum.Trabzonspor'un galibiyeti maalesef çok insanı üzdü.Avrupa basınına baktığınızda, takımın kurgusunun modern bir deplasman takım kurgusu olduğuna vurgu yapılıyor.Dahası da var; yabancı futbol otoritesi sayılabilecek çeşitli ülkeden yorumcular, Trabzonspor'un kurgusu ve hataları dışındaki oyun disiplinin,galibiyeti sürpriz kılmadığını söylüyorlar. 2.devrede, itina ile tartılmış Inter'in vaziyeti ortadaydı zaten...
Fakat aynı maç için, Türk Spor Medyasının fikirleri aynı değil...Maç aynı maç iken, bir,bilemedin iki aklı selim yorumcu dışarısında, Trabzonspor kurgusunu anlayabilen beyin tahmin edildiği gibi yok...''Trabzonspor şansa kazandı.'',''Inter kötüydü.'', ''Inter'in taktiksel hataları bu sonucu verdi.''... Böyle yorumlar çok komik aslında. Çünkü; şans dediğiniz zaman,Halil Altıntopun direkten dönen volesini de değerlendirmeniz gerekir.Eğer şans dedikleriniz Tolga'nın tuttuğu toplar ise, milli takım kalecilerini bir an önce çöllerdeki kutup ayılarından uzaklaştırın. Inter'in taktik hatalarını bahane edenler ise daha komik. Hata ne zaman ortaya çıkar? Sistem çalıştığı zaman.Sistem zorlukla karşılaştığı zaman. Sistemi zorlukla karşılaştıran nedir? Çevre. Inter bu maçta sistem,Trabzon bu maçta çevre idi.Doğal olarak, sistemi zorlaması normal.Zorlanan sistemin ortaya çıkan hataları ise Trabzon'un akılcı oyununu ortaya koyuyor.Yani, Trabzonspor'u kutlamaktan çekinenlerin bahaneleri bile Trabzon'un akılcı oyununu ispatlıyor.
Trabzonspor, zorluklara karşı büyümeye devam ediyor.Bu yolda çok daha zorlanacak, ama her zorluğun pozitif etkisi de, o zorluğun şiddeti ile eşdeğerdir.
UEFA'da ''Ayın takımı'', anketlerde 1 numara çıkan bir takımın,kendi ülkesinde ''Sürpriz'' gözükmesi,aslında ülke futbolunun medyası gözükenlerin,hırsızları ne kadar iyi tanıdığını ve sevdiğini ortaya koyuyor.
Gönül isterdi ki, medyanın hataları yerine, oyuncuların inadını anlatabilelim,ama o zaman da yazı çok uzar, başka bir Inter maçına inşaallah! 28 Sene beklemeyeceğiz çünkü!
Saygılar.
17 Eylül 2011 Cumartesi
13 Eylül 2011 Salı
Süper Lig...Seni Kalbime Gömdüm.
Başlık çalıntı; şöyle ki;
''Seni Kalbime Gömdüm'' kısmı takipçisi olduğum Behzat Ç. nin hayecan ile beklediğim filminin adı,ordan aldım yani... Başlığın başındaki kısım; ''Süper Lig'' ise zaten bildiğiniz gibi tamamen ÇALINTI...
Marka değeri Türkiye Kamuoyunda fazlasıyla önemli olan, hatta markanın değeri, Türk Futbolunu yöneten insanların kişiliğinden,sözlerinden hatta kimi zaman devletin yasalarından daha önemli olan yeni dokunulmazımız Süper Toto Süper Lig başladı.Lig başlayınca şu görüldü ki; insanların ceplerini doldurmak ve ya boşaltmamak için çırpındığı,bir hafta önce söylediği sözleri bile bile unuttuğu, taraftar olmaktan kurtulmayıp,taraftarken TFF başkanlığı yaptığı ligin marka değeri izleyici açısından çoktan bitmiş...Demek ki neymiş? Siz paranız için kişiliğinizi,görevinizi kötüye kullanabilirmişsiniz, ama Türk Futbol Seyircisi, sizin para için bu kadar çırpınmanızdan sonra size zırnık koklatmayıp maça gelmezmiş...Demek ki neymiş? Marka değeri dediğiniz şey, birbirinize uyumadan önce söylediğiniz masalmış.Bir varmış,bin yokmuş yani!
Taraftarın tribünleri doldurmaması, aslında en önemli unsurdur bu süreçte.TFF'nin fenerbahçe ile ortak çalıştığı bu süreci tüm futbolseverler reddetti.Her bir futbol taraftarı Tatar Ramazan'dı bu süreçte yani; ''Benim adım Tatar Ramazan,ben bu oyunu bozarım.'' Aslanım benim,yürü kim tutar seni.
Geçen süreç, Türk Futbolu açısından değil; Dünya Futbolu açısından çok önemlidir.Çünkü ilk defa Dünya Futbolunun önüne, her zaman söylenen; şike-çete ilişkisi kanıtlarla konulmuştur,iddialar çok fazladır,soruşturma şu ana kadar ki en büyük soruşturmadır ve bütün bunlar bence spor hukukunda okutulması gereken muhteşem örneklerdir.
Müslüman.. diye diye yabancıları ''gavur'' olarak benimsemiş toplumumuza da büyük bir ders olmuştur, inançları gereği 1 ay geçmeden kutsal toprağı ziyaret eden kişilerin,gözlerin içine baka baka yalan söylemesi...Ve gavur denilen yabancının gelip adaleti sağlaması...
Sürecin sonlandırılmamak istendiği, ''Artı sonsuza'' götürülmek istendiği bu ülkede, tribünde hırsıza hırsız demek suç olmuş, ama hırsızın posterini asmak suç olmamıştır.Hırsıza sövmek suç olmuş, ama hırsızın tişörtünü ''pisliğin içine girmediği iddia edilen''oyuncuların sallaması ''çığlık'' olmuştur.Tabi bu çığlığın bizim ordaki adına ''Afkurma'' derler, buda başka bir yazı konusu.
Yurt genelinde tüm maçlarda tribünlerin dolmaması haber değildir,ama saha dışında 200 tane bile olmayan fb linin tezahürat yapması haberdir bu canım güzel müslüman ülkemde.
Bu ülkenin istatistik anlayışı öyle fenadır ki,yeri gelir stat dışında tezahürat yapan 200 kişi,25 milyon(!) fb taraftarını simgelerken, hakkı yenilmiş bir şehirde yürüyen 30 bin kişi, 1 avuç insanı simgeler.Şunu da söylemek gerekir ki, şike olaylarının ciddiyetini kabul eden fb taraftarı gerçekten çok çok çok fazla.Ama medya ve medyanın oyuncağı olmuş grupların sayısı çok az olmasına rağmen gücü çok fazla, tüm fb taraftarını temsil ettiğini kabul ettirmeye çalışıyorlar...
Yazı uzayıp gider...Başka zaman devam etmek dileğiyle...Sallanan tişörtler, stat dışından haykırılan tezahüratlar, hırsızları için dökülen gözyaşları,bütün bunları bir mağduriyet simgesi olarak gösteren yayıncı kuruluş adına; Futbol nereye,hepiniz oraya(!)...
Dipnot: Lemi; yeğenini aşkına Trabzonspor'u dün akşam temsil ediş şeklin, bana yeğeninin bir maçtaki kendini yere atma rekorlarını geçtiğini düşündürttü.Atla uşağum atla...
Saygılar.
''Seni Kalbime Gömdüm'' kısmı takipçisi olduğum Behzat Ç. nin hayecan ile beklediğim filminin adı,ordan aldım yani... Başlığın başındaki kısım; ''Süper Lig'' ise zaten bildiğiniz gibi tamamen ÇALINTI...
Marka değeri Türkiye Kamuoyunda fazlasıyla önemli olan, hatta markanın değeri, Türk Futbolunu yöneten insanların kişiliğinden,sözlerinden hatta kimi zaman devletin yasalarından daha önemli olan yeni dokunulmazımız Süper Toto Süper Lig başladı.Lig başlayınca şu görüldü ki; insanların ceplerini doldurmak ve ya boşaltmamak için çırpındığı,bir hafta önce söylediği sözleri bile bile unuttuğu, taraftar olmaktan kurtulmayıp,taraftarken TFF başkanlığı yaptığı ligin marka değeri izleyici açısından çoktan bitmiş...Demek ki neymiş? Siz paranız için kişiliğinizi,görevinizi kötüye kullanabilirmişsiniz, ama Türk Futbol Seyircisi, sizin para için bu kadar çırpınmanızdan sonra size zırnık koklatmayıp maça gelmezmiş...Demek ki neymiş? Marka değeri dediğiniz şey, birbirinize uyumadan önce söylediğiniz masalmış.Bir varmış,bin yokmuş yani!
Taraftarın tribünleri doldurmaması, aslında en önemli unsurdur bu süreçte.TFF'nin fenerbahçe ile ortak çalıştığı bu süreci tüm futbolseverler reddetti.Her bir futbol taraftarı Tatar Ramazan'dı bu süreçte yani; ''Benim adım Tatar Ramazan,ben bu oyunu bozarım.'' Aslanım benim,yürü kim tutar seni.
Geçen süreç, Türk Futbolu açısından değil; Dünya Futbolu açısından çok önemlidir.Çünkü ilk defa Dünya Futbolunun önüne, her zaman söylenen; şike-çete ilişkisi kanıtlarla konulmuştur,iddialar çok fazladır,soruşturma şu ana kadar ki en büyük soruşturmadır ve bütün bunlar bence spor hukukunda okutulması gereken muhteşem örneklerdir.
Müslüman.. diye diye yabancıları ''gavur'' olarak benimsemiş toplumumuza da büyük bir ders olmuştur, inançları gereği 1 ay geçmeden kutsal toprağı ziyaret eden kişilerin,gözlerin içine baka baka yalan söylemesi...Ve gavur denilen yabancının gelip adaleti sağlaması...
Sürecin sonlandırılmamak istendiği, ''Artı sonsuza'' götürülmek istendiği bu ülkede, tribünde hırsıza hırsız demek suç olmuş, ama hırsızın posterini asmak suç olmamıştır.Hırsıza sövmek suç olmuş, ama hırsızın tişörtünü ''pisliğin içine girmediği iddia edilen''oyuncuların sallaması ''çığlık'' olmuştur.Tabi bu çığlığın bizim ordaki adına ''Afkurma'' derler, buda başka bir yazı konusu.
Yurt genelinde tüm maçlarda tribünlerin dolmaması haber değildir,ama saha dışında 200 tane bile olmayan fb linin tezahürat yapması haberdir bu canım güzel müslüman ülkemde.
Bu ülkenin istatistik anlayışı öyle fenadır ki,yeri gelir stat dışında tezahürat yapan 200 kişi,25 milyon(!) fb taraftarını simgelerken, hakkı yenilmiş bir şehirde yürüyen 30 bin kişi, 1 avuç insanı simgeler.Şunu da söylemek gerekir ki, şike olaylarının ciddiyetini kabul eden fb taraftarı gerçekten çok çok çok fazla.Ama medya ve medyanın oyuncağı olmuş grupların sayısı çok az olmasına rağmen gücü çok fazla, tüm fb taraftarını temsil ettiğini kabul ettirmeye çalışıyorlar...
Yazı uzayıp gider...Başka zaman devam etmek dileğiyle...Sallanan tişörtler, stat dışından haykırılan tezahüratlar, hırsızları için dökülen gözyaşları,bütün bunları bir mağduriyet simgesi olarak gösteren yayıncı kuruluş adına; Futbol nereye,hepiniz oraya(!)...
Dipnot: Lemi; yeğenini aşkına Trabzonspor'u dün akşam temsil ediş şeklin, bana yeğeninin bir maçtaki kendini yere atma rekorlarını geçtiğini düşündürttü.Atla uşağum atla...
Saygılar.
8 Eylül 2011 Perşembe
Doğarken Ağladı İNSAN...
Bugün sen çok gençsin yavrum
Hayat ümit neşe dolu...
Mutlu günler vaadediyor sana yıllar ömür boyu...
Ne yalnızlık ne yalan üzmesin seni.
Doğarken ağladı insan...
Bu son olsun bu son.
Ankara'daki Ankaragücü maçını hatırlasana, hani ilk maçtı. Kampa girilmeden sen şampiyonluğa inanmıştın, annenin,babanın hissedemediği, belki de unuttuğu hissi hissediyordun,emindin hani.Her şey güzel gidecekti, inanıyordun sen. Unutulan bir şeydi belki,ama unutulmaması gereken en büyük şeyi tekrar ispat edecektin ya Türkiye'ye...
İşte Ankara'da buna bismillah deyiverdin sen. Hani emindin de, olur da Allah göstermesin kötü bir sonuç alırsak moral bozulurdu...İzledin dimi maçı sen? Ne de mutlu olmuştun, daha futbolcusu kampa girmeden senin ondan beklentini daha o bilmeden,senin öngördüğün oluyordu,diğer Trabzonspor taraftarlarıyla birlikte...
Hani devamıda gelmişti,2. hafta, tarihi farktan kurtuluvermişti Fenerbahçe SK. Hatırlasana...
Manisa maçından sonra korkmuştun ya hani,sen korktuğunda renktaşın sana gülümsemişti, o korkun gitmişti,güvenin yerine gelmişti...Ondan güven ödünç almıştın da ileriki zamanlarda o güveni ona geri ödeyecektin, onun omzuna bu sefer sen el atacaktın,hatırlasana o an ki kalp atışını...
İlk devreyi hatırladın değil mi? Toplanan puan başkalarını şaşırtırken,sen kendine şaşırmıştın hani, ''nasıl bu kadar emin olabildim ben'' diye...Hani küçüklükten beri mızıkçılık yapanlar haksız bir serzenişte bulunmuştu...Korkuyordun kabul et.Bu sefer takımdan değil, kötü niyetlilerin bu gücünü kötüye kullanacağına emin olduğundan korkuyordun.Çok... Ortaya koyulan bir emek, bir başarı,azim,hırs,mücadele. Bunlara yapılacak bir haksızlık...
Senin burnunudan bir damla kan aksa, annen nasıl da korkardı ama... Bir yerin çizildiğinde sardığın yara bandı bile o annenin yüreğinin sızlatırdı da sana çaktırmazdı durumu.İdare ederdi,hani saçını okşamaya bile dikkat eden annen hep sakınırdı seni,görürdü korkularını kalbinin içinde, o korkularına teslim olmadan seni seyrederdi...Ama kötü birşey de olmazdı hani, hep annenin duası kabul olurdu yaradan katında...Sağ salim dönerdin eve çoğu zaman...
Ya ikinci yarıyı hatırladın mı? Unutmak ne mümkün? Kötü niyetliler başlamıştı işe hani...Hani annen sana birşey olmadan önce hissederdi de korkardı ya, işte sana o gün en büyük yanlışlar yapıldı...Kimse göremedi,görmek istemedi, yaşatmadı sana sevincini...Seni gören yine annendi ama dimi? Tüm ülkenin görmesi gerekeni, tüm ülke görmedi,istemedi... Küçüklüğünden beri içinde büyüdüğün ülkenin insanı, burnundan akan kana domates, alnından akan tere yağmur damlası diye baktı.Seni yine birtek annen gördü hani...Gözündeki gözyaşını onun görmesini istemedin ya hani, tüm ülkenini güçlülerinin seni ağlatmasını annenin görmesini istememiştin, çünkü o annendi senin,sen onun göz yaşına kıyamazdın...Tuttun ya kendini,yüzün şekilden şekle girmedi mi? girmez olur mu,hadi itiraf et,sıkmadın mı yumruğunu,aldığın nefese şükretmeyi öğretmedimi sana bu ikinci yarı...Hani sen bu ikinci yarı, Türkiye'ye ''Anneeeeee'' diye bağırmadın mı?
Susmadın,ama susmuş gösterilmedin mi.Sövmedin,ama sövmüş gösterilmedin mi...Doğru söyle sen bu ülkeyi canından çok severken, bu ülkenin çoğu godamanı seni sevmedi değil mi?En çok buna içerlemiştin ya hani,ait olduğun ülkenin seni dışlamasına...
Hani 5 hafta kala,apaçık ortada olan bir vaziyeti tüm Türkiye destan diye kutlamıştı ya...Hani göz göre göre yapılanları 6 nokta bandıyla bağlamışlardı ya bunu, hani bundan biraz bahsettikçe,paranoyak,şizofren damgası yemedin mi? Böyle gelen böyle gidecek laflarına maruz kalmadın mı? Hadi hepsini geçtim de, o son 5 hafta içinde,her haftasonu annenin ağlamasına şahit olmadın mı? Seni gözünden sakınan varlığın üzülmesine izin vermek zorunda kalmadın mı? Hani sen bunu kendine yedirememiştin,hani sen kimi zaman yerde yatarken,kimi zaman holde uyurken bulmamışmıydın kendini...
Son maçın çıkışında,siyah gökyüzüne haykırmamışmıydın sevgini, ağlaya ağlaya...Hüngür hüngür ağlaya ağlaya rabbine şükrederken sevdiğini söylemiştin ya Trabzonsporu... O kadar canı yanmasına rağmen sana ''bende'' diye verdiği cevabı duymuştun ya,ağlarken gülmüştün,şükrederken ağladığın gibi...
Hani bir Pazar sabahıydı,uykulu gözlerle görmüştün gözaltılarını...''Burası Türkiye'' demiştin de, sonra ümitlenmiştin, ortaya çıkanları gördükçe sevinmiştin...Korkmuştun da bu süreçte,ama sonrasında anlamıştın sana atılanın bir iftira olduğunu...Hani sana mücadelen sırasında iftira atanlar,şimdi de iftira atmıştı da sen sadece arada sırada söverken,çoğu zaman tecelli eden ilahi adaletin büyüklüğüne tekrardan şükretmiştin.
Adı büyük,yüreği küçük insanları gördükçe şaşırmıştın...Alamadıkları kararlara kızdıkça gülmüş,gülmüşte şükretmiş,şükrettikçe gözyaşların aklına gelmiş, o gözyaşların senin aklına annenin gözyaşlarını getirmiş, sonra yine kızmıştın...Bu döngüyü sen bulmuştun,adını koymaya gerek bile duymamıştın...
Sen, büyük bildiğin kurumların, güçlü bildiğin kişilerin hepsinin senin yüreğinden küçük olduğunu görmüştün bu ülkede...Toprağın aklına gelmişti,köyün,patika yolun,deren,hamağın,taflanın,fasulyen,annanen,dayın,evin...Sen bu ülkeden çok bu toprağa ait olduğunu anlamıştın,hadi gözün aydın yine bir şerden bir hayır çıkarmıştın,şükretmiştin yaradanına...Sen bu ülkeyi değil, bu ülkenini insanını değil bu toprağını seviyordun...Sen aşıktın da sonradan öğrenmiştin hani...
Aldığın müjdeli haberi de hatırladın mı? Yabancıya gavur diyenlerin sağlayamadığı adaleti sağlayan yabancılara ettiğin teşekkürü? Hayallerini? Çökertilmeye çalışılan ama hep dik duran hayallerini? Gülümsedin ya yine, sonra şükrettin...
Bugün...Rahattın sen...Bir sene önce çokta fazla edinilmemiş tecrübenin eksikliği ile kurulan temiz hayaller, bu sene artık dayanaklarına oturtulmuş,sağlam bir köy evi gibiydi...Hayallerin hala tertemiz, ama daha gerçekçi olmuştu,üstelik hakettiğini almaya başlamıştın,kayıpların olmasına rağmen..Devamı da gelecekti,gelmek zorundaydı...
Hani en çokta o cana sevinmiştin,anneye...Ağlamıordu da gülüyordu artık.Onun gülüşü senin güneşindi...Senini güneşin takımının ateşi,takımının ateşi şehrinin meşalesiydi...Toprağının...
Bugün ağlamadın, çünkü bugün doğdun...Sen doğarken ağladın,uzun sürdü, ama doğdun artık,ağlamana gerek yoktu, ayrıldığın pis dünyadan,temiz bir dünyaya doğdun sen...
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son...
Hayat ümit neşe dolu...
Mutlu günler vaadediyor sana yıllar ömür boyu...
Ne yalnızlık ne yalan üzmesin seni.
Doğarken ağladı insan...
Bu son olsun bu son.
Ankara'daki Ankaragücü maçını hatırlasana, hani ilk maçtı. Kampa girilmeden sen şampiyonluğa inanmıştın, annenin,babanın hissedemediği, belki de unuttuğu hissi hissediyordun,emindin hani.Her şey güzel gidecekti, inanıyordun sen. Unutulan bir şeydi belki,ama unutulmaması gereken en büyük şeyi tekrar ispat edecektin ya Türkiye'ye...
İşte Ankara'da buna bismillah deyiverdin sen. Hani emindin de, olur da Allah göstermesin kötü bir sonuç alırsak moral bozulurdu...İzledin dimi maçı sen? Ne de mutlu olmuştun, daha futbolcusu kampa girmeden senin ondan beklentini daha o bilmeden,senin öngördüğün oluyordu,diğer Trabzonspor taraftarlarıyla birlikte...
Hani devamıda gelmişti,2. hafta, tarihi farktan kurtuluvermişti Fenerbahçe SK. Hatırlasana...
Manisa maçından sonra korkmuştun ya hani,sen korktuğunda renktaşın sana gülümsemişti, o korkun gitmişti,güvenin yerine gelmişti...Ondan güven ödünç almıştın da ileriki zamanlarda o güveni ona geri ödeyecektin, onun omzuna bu sefer sen el atacaktın,hatırlasana o an ki kalp atışını...
İlk devreyi hatırladın değil mi? Toplanan puan başkalarını şaşırtırken,sen kendine şaşırmıştın hani, ''nasıl bu kadar emin olabildim ben'' diye...Hani küçüklükten beri mızıkçılık yapanlar haksız bir serzenişte bulunmuştu...Korkuyordun kabul et.Bu sefer takımdan değil, kötü niyetlilerin bu gücünü kötüye kullanacağına emin olduğundan korkuyordun.Çok... Ortaya koyulan bir emek, bir başarı,azim,hırs,mücadele. Bunlara yapılacak bir haksızlık...
Senin burnunudan bir damla kan aksa, annen nasıl da korkardı ama... Bir yerin çizildiğinde sardığın yara bandı bile o annenin yüreğinin sızlatırdı da sana çaktırmazdı durumu.İdare ederdi,hani saçını okşamaya bile dikkat eden annen hep sakınırdı seni,görürdü korkularını kalbinin içinde, o korkularına teslim olmadan seni seyrederdi...Ama kötü birşey de olmazdı hani, hep annenin duası kabul olurdu yaradan katında...Sağ salim dönerdin eve çoğu zaman...
Ya ikinci yarıyı hatırladın mı? Unutmak ne mümkün? Kötü niyetliler başlamıştı işe hani...Hani annen sana birşey olmadan önce hissederdi de korkardı ya, işte sana o gün en büyük yanlışlar yapıldı...Kimse göremedi,görmek istemedi, yaşatmadı sana sevincini...Seni gören yine annendi ama dimi? Tüm ülkenin görmesi gerekeni, tüm ülke görmedi,istemedi... Küçüklüğünden beri içinde büyüdüğün ülkenin insanı, burnundan akan kana domates, alnından akan tere yağmur damlası diye baktı.Seni yine birtek annen gördü hani...Gözündeki gözyaşını onun görmesini istemedin ya hani, tüm ülkenini güçlülerinin seni ağlatmasını annenin görmesini istememiştin, çünkü o annendi senin,sen onun göz yaşına kıyamazdın...Tuttun ya kendini,yüzün şekilden şekle girmedi mi? girmez olur mu,hadi itiraf et,sıkmadın mı yumruğunu,aldığın nefese şükretmeyi öğretmedimi sana bu ikinci yarı...Hani sen bu ikinci yarı, Türkiye'ye ''Anneeeeee'' diye bağırmadın mı?
Susmadın,ama susmuş gösterilmedin mi.Sövmedin,ama sövmüş gösterilmedin mi...Doğru söyle sen bu ülkeyi canından çok severken, bu ülkenin çoğu godamanı seni sevmedi değil mi?En çok buna içerlemiştin ya hani,ait olduğun ülkenin seni dışlamasına...
Hani 5 hafta kala,apaçık ortada olan bir vaziyeti tüm Türkiye destan diye kutlamıştı ya...Hani göz göre göre yapılanları 6 nokta bandıyla bağlamışlardı ya bunu, hani bundan biraz bahsettikçe,paranoyak,şizofren damgası yemedin mi? Böyle gelen böyle gidecek laflarına maruz kalmadın mı? Hadi hepsini geçtim de, o son 5 hafta içinde,her haftasonu annenin ağlamasına şahit olmadın mı? Seni gözünden sakınan varlığın üzülmesine izin vermek zorunda kalmadın mı? Hani sen bunu kendine yedirememiştin,hani sen kimi zaman yerde yatarken,kimi zaman holde uyurken bulmamışmıydın kendini...
Son maçın çıkışında,siyah gökyüzüne haykırmamışmıydın sevgini, ağlaya ağlaya...Hüngür hüngür ağlaya ağlaya rabbine şükrederken sevdiğini söylemiştin ya Trabzonsporu... O kadar canı yanmasına rağmen sana ''bende'' diye verdiği cevabı duymuştun ya,ağlarken gülmüştün,şükrederken ağladığın gibi...
Hani bir Pazar sabahıydı,uykulu gözlerle görmüştün gözaltılarını...''Burası Türkiye'' demiştin de, sonra ümitlenmiştin, ortaya çıkanları gördükçe sevinmiştin...Korkmuştun da bu süreçte,ama sonrasında anlamıştın sana atılanın bir iftira olduğunu...Hani sana mücadelen sırasında iftira atanlar,şimdi de iftira atmıştı da sen sadece arada sırada söverken,çoğu zaman tecelli eden ilahi adaletin büyüklüğüne tekrardan şükretmiştin.
Adı büyük,yüreği küçük insanları gördükçe şaşırmıştın...Alamadıkları kararlara kızdıkça gülmüş,gülmüşte şükretmiş,şükrettikçe gözyaşların aklına gelmiş, o gözyaşların senin aklına annenin gözyaşlarını getirmiş, sonra yine kızmıştın...Bu döngüyü sen bulmuştun,adını koymaya gerek bile duymamıştın...
Sen, büyük bildiğin kurumların, güçlü bildiğin kişilerin hepsinin senin yüreğinden küçük olduğunu görmüştün bu ülkede...Toprağın aklına gelmişti,köyün,patika yolun,deren,hamağın,taflanın,fasulyen,annanen,dayın,evin...Sen bu ülkeden çok bu toprağa ait olduğunu anlamıştın,hadi gözün aydın yine bir şerden bir hayır çıkarmıştın,şükretmiştin yaradanına...Sen bu ülkeyi değil, bu ülkenini insanını değil bu toprağını seviyordun...Sen aşıktın da sonradan öğrenmiştin hani...
Aldığın müjdeli haberi de hatırladın mı? Yabancıya gavur diyenlerin sağlayamadığı adaleti sağlayan yabancılara ettiğin teşekkürü? Hayallerini? Çökertilmeye çalışılan ama hep dik duran hayallerini? Gülümsedin ya yine, sonra şükrettin...
Bugün...Rahattın sen...Bir sene önce çokta fazla edinilmemiş tecrübenin eksikliği ile kurulan temiz hayaller, bu sene artık dayanaklarına oturtulmuş,sağlam bir köy evi gibiydi...Hayallerin hala tertemiz, ama daha gerçekçi olmuştu,üstelik hakettiğini almaya başlamıştın,kayıpların olmasına rağmen..Devamı da gelecekti,gelmek zorundaydı...
Hani en çokta o cana sevinmiştin,anneye...Ağlamıordu da gülüyordu artık.Onun gülüşü senin güneşindi...Senini güneşin takımının ateşi,takımının ateşi şehrinin meşalesiydi...Toprağının...
Bugün ağlamadın, çünkü bugün doğdun...Sen doğarken ağladın,uzun sürdü, ama doğdun artık,ağlamana gerek yoktu, ayrıldığın pis dünyadan,temiz bir dünyaya doğdun sen...
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son...
26 Ağustos 2011 Cuma
Mağdur...
Özerklik kazanmış bir yapıya sahip olan kurum TFF. Özerkliğin getirdiği avantajları maalesef ülke futbolu için değil, fenerbahçe için kullanmaya yıllar öncesinden alışmış. Öyle ki, başka bir kulübün başına gelseydi bu süreçte yaşanılanlar,1 hafta bile beklenmeyecek bir durumdaydı ortalık. Ama konu fenerbahçe olunca, yani yıllardır federasyonlarda hep derin yapılanma içine girmiş,ama bunu sürekli reddeden ve çehresinin kızarmak bilmediği bir şekilde mağduru oynayan bir fenerbahçe olunca, tüm kurulları derin fenerbahçe ile çevrilmiş TFF nin verdiği kararda şaşırılmayacak kadar şaşırtıcı bir karardı.
Öyle ki, vahim olan bir durum, sonralarında yerini iddianamenin beklenmesine bıraktı.Ortada şöyle bir gerçek var ki Türkiye gerçekten bir değişim süreci içerisinde...Bunu savcının; 'İddianameyi bekleyeceğiz' diyen TFF ye cevap niteliğinde belgeleri göndermesiyle bir kez daha gördük. Belgeler geldikten sonra etik kurula bel bağladığını belirten mehmet ali aydınlar, etik kurulunun ülkeyi oyalamasından sonra, küçük çocukların bilie inanmadığı bir açıklama yaparak fenerbahçe hakkında yeterli iddia olmadığını söyledi, önündeki kağıtlarda kanaat oluştuğuna dair bilgiler yer almasına rağmen.
Bu süreçte, taraftarı olduğum Trabzonspor sustu, bence doğru olanı buydu.Fakat fenerbahçe spor kulübü, gerek medyası aracılığıyla,gerek önemli kararların arefesinde tff yöneticileri ile görüşmeleriyle susmadığını,çalıştığını gösterdi.Nitekim alınan karar fenerbahçeyi memnun etti.
Bu süreçte gerçekleşen şeyler,adalete inanmış insanlar için kabul edilebilecek bir durum değildi, ve UEFA ya haklı olarak şikayette bulunuldu.Bu şikayetlerden midir tam olarak bilinmez, müfettişin gelişiyle kendi ülkesinde adaleti sağlayamayan özerk kurumun yapamadığını yaptı...Kıyamet koptu...
İnsan haklı olarak şaşırıyor.Bu gün yöneticilerinin ses kayıtları fotoğraflarla delillendirilmiş,masa başında yapılan anlaşmalarla kazanımlar elde etmiş fenerbhaçe suçsuzum diyor.Ve suçsuzum diye haykırıyor.Buna insan olan herkes şaşırır.Herkese sataşıyor,söyleniyor.Öyle ki, 2 hafta önce kendi lehine karar alan TFF ye bile çıkışıyor.Bu ne yaman çelişkidir anne.
Nereden başlasa bilemiyor insan ama mutlaka başlamalı bir yerden...Fenerbahçe hakkında o kadar iddia(destekli iddia) varken UEFA fb yi almıyor şampiyonlar ligine.Bunun hıncını bu süreçte kendisine destek olan TFF den çıkartıyor fenerbahçe.Tff Sadri Şeneri verdiği gibi fb yi pfdk ya sevkedemiyor!
Köşe yazılarında haksızlığa uğradığı düşünülüyor fb nin.Yahu el insaf...Şike yapan bir takımın şl ye gitmesini nasıl hak olarak sunabiliyorsunuz.Cevap hazır 'O zaman TFF niye düşürmedi?'... Bunada verilecek bir cevabımız var elbet.Sürecin başından beri,uzatmak istediniz yolu,UEFA nın sürece dahil olmayacğaına emindiniz, ve böylelikle uzun vadede fb düşmeyecek her şey yanına kalacaktı.UEFA nın müdahalesi ile herşey karıştı ve dün kapalı kapılar arkasında tokalaştığınız insanlarla canlı yayında kavgalar ettiniz.
Trabzonspor hakkında bir ses kaydı bile yokkken suçlu ilan ettiniz.fb için masumiyet karinesi derken,bize masumiyet teranesi okudunuz.Elin oğlu gewldi,adaleti sağladı.Hiç utanmadınız dimi 'Yabancı geldi benim ülkemde benim adaletimi sağladı' diye.Hala fb nin haksızlığını savunmak için çırpındınız,çırpınıyorsunuz.
Siz zaten hiç suçlu olmadınız, sizin yaptığınızı yapmayan,masa başında maç satın almayan Trabzonspor şl ye gidince emek hırsızı oldu...Yahu neyin emeği neyin hırsızlığı...Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun, bu kadar mı karardı vicdanınız kibriniz yüzünden?
Büyük gazetecileriniz ana haber bültenlerinde öyle tanıtımlar öyle haberler yorumlar yaptı ki, gören fb nin suçlu olduğuna inanırdı,sanki o ses kayıtları fb nin değilmiş gibi...Ç ok büyük bir pişkinlik içindesiniz.Ders almayı reddedip, kötülük yapmak için çırpınmaya devam ediyorsunuz.
fb yi tutan insanları,anadoluda belirli takımlara yerleştirdiniz, böylece bu süreçte o kişilerin yaptığı açıklamalarla o kulüpleri de fb ye destek veriyormuş gibi gösterdiniz.Siz hiç suçlu olmadınız, siz herşeyi yapacaksınız ama hiç suçlu sayılmayacaksınız.
tff sizin için iyi karar alırken adaleti düşünmediniz,şimdi adaletten bahsediyorsunuz.Ve haksızlık ruhunuza işlemiş hala susmuyorsunuz.
Anlaşmıştınız,ayarlaşmıştınız,küme düşmeyecektiniz. Ama avrupa işe el atınca, sene içinde küme düşeceğiniz kesinleşti, sene içerisinde düştüğünüz zaman 1 değil 2 sene kaybedeceğinizi biliyorsunuz bu yüzden sezon bşalamadan ' biz onurumuzla alt lige iniyoruz' oyununu oynamaya başladınız.
Size en büyük dersi,fb taraftarı verebilirdi,ama onlarda akıllı bir şekilde düşünmek yerine sizin yalanlarınıza inanmaya karar verdi...O kadar pişkinsiniz ki, hem suçu işleyip,hemde bu suça ceza vermeyen tff yi avrupaya şikayet edenlere hain diyorsunuz.Hakkını alana emek hırsızı ve fırsatçı diyorsunuz.Emin olun, israiloığlu gibisiniz.Onca ders alıyor,ama hiç akıllanmıyorsunuz.Hiç Allah'ın ilahi adaletini düşünemiyor hep kibrinizle hareket ediyorsunuz.
Öğrenmezseniz helak olursunuz;
Allahın adaleti çok büyüktür.O istediği zaman,adaleti de en hayırlı şeklde tecelli eder ve ilahi adalete karşı kurulan tuzakları Allah sizden önce bilir; şüphesiz ki O; tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Öyle ki, vahim olan bir durum, sonralarında yerini iddianamenin beklenmesine bıraktı.Ortada şöyle bir gerçek var ki Türkiye gerçekten bir değişim süreci içerisinde...Bunu savcının; 'İddianameyi bekleyeceğiz' diyen TFF ye cevap niteliğinde belgeleri göndermesiyle bir kez daha gördük. Belgeler geldikten sonra etik kurula bel bağladığını belirten mehmet ali aydınlar, etik kurulunun ülkeyi oyalamasından sonra, küçük çocukların bilie inanmadığı bir açıklama yaparak fenerbahçe hakkında yeterli iddia olmadığını söyledi, önündeki kağıtlarda kanaat oluştuğuna dair bilgiler yer almasına rağmen.
Bu süreçte, taraftarı olduğum Trabzonspor sustu, bence doğru olanı buydu.Fakat fenerbahçe spor kulübü, gerek medyası aracılığıyla,gerek önemli kararların arefesinde tff yöneticileri ile görüşmeleriyle susmadığını,çalıştığını gösterdi.Nitekim alınan karar fenerbahçeyi memnun etti.
Bu süreçte gerçekleşen şeyler,adalete inanmış insanlar için kabul edilebilecek bir durum değildi, ve UEFA ya haklı olarak şikayette bulunuldu.Bu şikayetlerden midir tam olarak bilinmez, müfettişin gelişiyle kendi ülkesinde adaleti sağlayamayan özerk kurumun yapamadığını yaptı...Kıyamet koptu...
İnsan haklı olarak şaşırıyor.Bu gün yöneticilerinin ses kayıtları fotoğraflarla delillendirilmiş,masa başında yapılan anlaşmalarla kazanımlar elde etmiş fenerbhaçe suçsuzum diyor.Ve suçsuzum diye haykırıyor.Buna insan olan herkes şaşırır.Herkese sataşıyor,söyleniyor.Öyle ki, 2 hafta önce kendi lehine karar alan TFF ye bile çıkışıyor.Bu ne yaman çelişkidir anne.
Nereden başlasa bilemiyor insan ama mutlaka başlamalı bir yerden...Fenerbahçe hakkında o kadar iddia(destekli iddia) varken UEFA fb yi almıyor şampiyonlar ligine.Bunun hıncını bu süreçte kendisine destek olan TFF den çıkartıyor fenerbahçe.Tff Sadri Şeneri verdiği gibi fb yi pfdk ya sevkedemiyor!
Köşe yazılarında haksızlığa uğradığı düşünülüyor fb nin.Yahu el insaf...Şike yapan bir takımın şl ye gitmesini nasıl hak olarak sunabiliyorsunuz.Cevap hazır 'O zaman TFF niye düşürmedi?'... Bunada verilecek bir cevabımız var elbet.Sürecin başından beri,uzatmak istediniz yolu,UEFA nın sürece dahil olmayacğaına emindiniz, ve böylelikle uzun vadede fb düşmeyecek her şey yanına kalacaktı.UEFA nın müdahalesi ile herşey karıştı ve dün kapalı kapılar arkasında tokalaştığınız insanlarla canlı yayında kavgalar ettiniz.
Trabzonspor hakkında bir ses kaydı bile yokkken suçlu ilan ettiniz.fb için masumiyet karinesi derken,bize masumiyet teranesi okudunuz.Elin oğlu gewldi,adaleti sağladı.Hiç utanmadınız dimi 'Yabancı geldi benim ülkemde benim adaletimi sağladı' diye.Hala fb nin haksızlığını savunmak için çırpındınız,çırpınıyorsunuz.
Siz zaten hiç suçlu olmadınız, sizin yaptığınızı yapmayan,masa başında maç satın almayan Trabzonspor şl ye gidince emek hırsızı oldu...Yahu neyin emeği neyin hırsızlığı...Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun, bu kadar mı karardı vicdanınız kibriniz yüzünden?
Büyük gazetecileriniz ana haber bültenlerinde öyle tanıtımlar öyle haberler yorumlar yaptı ki, gören fb nin suçlu olduğuna inanırdı,sanki o ses kayıtları fb nin değilmiş gibi...Ç ok büyük bir pişkinlik içindesiniz.Ders almayı reddedip, kötülük yapmak için çırpınmaya devam ediyorsunuz.
fb yi tutan insanları,anadoluda belirli takımlara yerleştirdiniz, böylece bu süreçte o kişilerin yaptığı açıklamalarla o kulüpleri de fb ye destek veriyormuş gibi gösterdiniz.Siz hiç suçlu olmadınız, siz herşeyi yapacaksınız ama hiç suçlu sayılmayacaksınız.
tff sizin için iyi karar alırken adaleti düşünmediniz,şimdi adaletten bahsediyorsunuz.Ve haksızlık ruhunuza işlemiş hala susmuyorsunuz.
Anlaşmıştınız,ayarlaşmıştınız,küme düşmeyecektiniz. Ama avrupa işe el atınca, sene içinde küme düşeceğiniz kesinleşti, sene içerisinde düştüğünüz zaman 1 değil 2 sene kaybedeceğinizi biliyorsunuz bu yüzden sezon bşalamadan ' biz onurumuzla alt lige iniyoruz' oyununu oynamaya başladınız.
Size en büyük dersi,fb taraftarı verebilirdi,ama onlarda akıllı bir şekilde düşünmek yerine sizin yalanlarınıza inanmaya karar verdi...O kadar pişkinsiniz ki, hem suçu işleyip,hemde bu suça ceza vermeyen tff yi avrupaya şikayet edenlere hain diyorsunuz.Hakkını alana emek hırsızı ve fırsatçı diyorsunuz.Emin olun, israiloığlu gibisiniz.Onca ders alıyor,ama hiç akıllanmıyorsunuz.Hiç Allah'ın ilahi adaletini düşünemiyor hep kibrinizle hareket ediyorsunuz.
Öğrenmezseniz helak olursunuz;
Allahın adaleti çok büyüktür.O istediği zaman,adaleti de en hayırlı şeklde tecelli eder ve ilahi adalete karşı kurulan tuzakları Allah sizden önce bilir; şüphesiz ki O; tuzak kuranların en hayırlısıdır.
3 Ağustos 2011 Çarşamba
İlerleyelim,Kalkınalım,Büyüyelim.
Artık yeminle sıkıldım şu çok ünlü markaya sahip kravatları boyunlarına bağlayan,harika gömlekler giyip,pantolonlarını kemerlerinin deliğini son delikleriyle kapatabilen kodaman görünüşlü insan görünümlülerden.
Yahu hiç mi haysiyet denen birşeyleri kalmadı, hala ''Etik kurulu yargılayamaz'', ''O yargılayamaz'', ''Bu yargılayamaz'',''Şu da yargılayamaz'' diyorlar.
Vicdansız beyinler, sizin demek istediğiniz belli aslında,''Biz yaparız ama kimse yargılayamaz''.Bunu öğrenmişsiniz büyüklerinizden,yıllarca böyle gelmiş,gidecek sanıyorsunuz. Siz asıl soruyu sormuyorsunuz,soramıyorsunuz... Siz '' Bu şike nasıl yapılmış?'' diye soramıyorsunuz , ''Şikeyi şu kurum yargılayamaz'' dediğiniz kadar, ''Nasıl bu futbolu kirlettiniz'' diyebilseniz,emin olun o yüzünüzde meymenetten küçük bir kırıntı olurdu...
Vicdansız heriflerin,meymenetsiz suratlarından her gün yeni açıklamalar,''Türk Futbolu için talimatname değişmeli'' ...Yahu bunu söyleyebiliyorsunuz ya, bunu konuşabiliyorsunuz ya, üstelik bunu fısıltılarla değil,utanmadan bir ÇÖZÜM gibi insanlara sunabiliyorsunuz ya, işte o zaman anlaşılıyor o harika gömleklerinizin gizleyemediği göbeğinizin içinde CİSİMLER.
Bünyesinde bulunduğunuz kurumun hiç bir önemide yok sizlerin gözünde, çünkü siz kurumu önemsemiyorsunuz,siz kurumun bünyesinde olmayı değil,kurumu BÜNYENİZLE özdeşleştirmeyi sevdiğiniz için,kendi çıkarları uğruna toplumun önemli dinamiklerini hareketsiz bırakıyorsunuz,daha doğrusu bıraktığınızı sanıyorsunuz.
Türk futbolunda ''Duayen'' kabul edilen,aslında bir ''Dinazor'' olduğu bu süreçte ortaya çıkan bazı ''usta'' kalemler sizinle röportajlar yapıyor,kiminizin kimliği avukat,kiminizin kimliği eski tff yöneticisi,kiminizin kimliği ''kodaman''... Hepiniz, finale birgün önceden aynı masada çalışan öğrenciler gibi aynı şeyi tekrarlıyorsunuz, aynı şeyi söylüyorsunuz,arkanıza kurumlarınızın,kimliklerinizin gücünü alarak.. yalan söylüyorsunuz,bir de utanmadan inanılmayınca tepki koyuyorsunuz...
Korkuyorsunuz, temiz korku iyidir de sizin korkularınız bile temiz değil, köyde ilk kör yılanla karşılaşan bir çocuğun yaşadığı gibi bir temiz korku değil sizin ki, sizin korkunuz bir pişkinin korkusu,hem çevreye zarar verip,hem de kendine ''acaba yakalanırmıyım'' korkusu...Bu korkuyla büyüttü belki sizi babalarınız, ama işte tam da bu korkunun ecele faydası olmuyor.
Siz korkuyorsunuz, çünkü her zaman süregelen değişim bu sefer sizi rahatsız ediyor.Bu değişim denen şey önceden de gelecekti,ama siz buna tüm mekanizmalarınızla engel oldunuz, kendi yalanlarınızı, değişim diye Türk Futboluna sundunuz. Şimdi gerçek değişim geliyor,ve siz korkuyorsunuz.Çünkü bu değişim birgün sizi de vuracak; artık başında bulunduğunuz kurumunuz dinamiklerini daha özgürce ve objektif olarak kullanacak,ve burda sizin bir etkiniz o-la-ma-ya-cak. Koltuğunuz gidecek diye korkuyorsunuz, yıllarca o kemerin son deliğine kadar büyüttüğünüz göbeğinizin emeği için endişeleniyorsunuz! Fakat emeğini yediklerinizi sindirebildiğiniz kadar, bugün artık kusacaksınız.Siz kusacaksınız ki, bünyenizde hapsettiğiniz kurumlar,kulüpler artık bünyenizden çıkacak,temiz hava alacak...
Korkuyorsunuz, çünkü yıllarca haramla beslendiniz,haram ile büyüdünüz.
Soruyorsunuz sözde gazetecilere,o gazeteciler ki, bir iki saat önceden sizi arayıp soru ce cevapları birlikte tayin ettiğiniz ''Usta'' görünümlü ''Dinazor'' gazeteciler...Onlara soroyursunuz;
''Kim,nasıl yargılayabilir ki, etik kurulu yargılayamaz çünkü vs vs, ee tahkim de yargılayamaz çünkü vs vs, disiplin kurulunun yargılama ne haddine çünkü vs vs..,tff de yargılayamaz çünkü vs vs, Avrupa da yargılamasın çünkü prestijimiz söner UEFA ya şikayet etmek vatan hainliğidir, FIFA yargılarsa milli takımlarda ceza alır ki bu daha büyük vata hainliğidir,oda yargılamasın.'' Kısaca söyleyin işte, kim yargılasın demek istiyorsunuz? Cevaplarını kusamıyorlar bu sefer; ''Hiç kimse yargılanmasın yaa, acaba bu seferlik bu olay kapansa olur mu? Söz bir daha yapmayacağız.''... Cevabınız bu aslında da, hayatınız boyunca hep babalarınız,büyüklerinizn peşinde koştuğunuz için gerek duymadığınız yüreğiniz yetmiyor bu cevabı vermeye...Aziz Nesinlik hikayesiniz hepiniz aslında, İlerleyelim,Kalkınalım,Büyüyelim deyip Hazinedeki Paslı Tenekeye bile göz koyacak kadar Aziz Nesinlik vakasınız.
Ben bir şartla kabul ediyorum,kusmuklarınızı; ''Tamam etikte yargılamasın,tahkim de,disiplinde federasyonda,yargıda yargılamasın,kabul ediyorum, ama tek bir şey yargılasın sizleri, kabul edecekmisiniz? sizi bu olayda VİCDAN yargılasın mı?'' vicdansız insanlar,korkaklar...o kadar korkaksınız ki, ufak bir çocuğun köyde gördüğü kör yılanı merakından bile korkar,siz görseniz kaçacak delik ararsınız,o deliğe sığmayacak kadar kodaman olsanız bile...
Saygılar.
Yahu hiç mi haysiyet denen birşeyleri kalmadı, hala ''Etik kurulu yargılayamaz'', ''O yargılayamaz'', ''Bu yargılayamaz'',''Şu da yargılayamaz'' diyorlar.
Vicdansız beyinler, sizin demek istediğiniz belli aslında,''Biz yaparız ama kimse yargılayamaz''.Bunu öğrenmişsiniz büyüklerinizden,yıllarca böyle gelmiş,gidecek sanıyorsunuz. Siz asıl soruyu sormuyorsunuz,soramıyorsunuz... Siz '' Bu şike nasıl yapılmış?'' diye soramıyorsunuz , ''Şikeyi şu kurum yargılayamaz'' dediğiniz kadar, ''Nasıl bu futbolu kirlettiniz'' diyebilseniz,emin olun o yüzünüzde meymenetten küçük bir kırıntı olurdu...
Vicdansız heriflerin,meymenetsiz suratlarından her gün yeni açıklamalar,''Türk Futbolu için talimatname değişmeli'' ...Yahu bunu söyleyebiliyorsunuz ya, bunu konuşabiliyorsunuz ya, üstelik bunu fısıltılarla değil,utanmadan bir ÇÖZÜM gibi insanlara sunabiliyorsunuz ya, işte o zaman anlaşılıyor o harika gömleklerinizin gizleyemediği göbeğinizin içinde CİSİMLER.
Bünyesinde bulunduğunuz kurumun hiç bir önemide yok sizlerin gözünde, çünkü siz kurumu önemsemiyorsunuz,siz kurumun bünyesinde olmayı değil,kurumu BÜNYENİZLE özdeşleştirmeyi sevdiğiniz için,kendi çıkarları uğruna toplumun önemli dinamiklerini hareketsiz bırakıyorsunuz,daha doğrusu bıraktığınızı sanıyorsunuz.
Türk futbolunda ''Duayen'' kabul edilen,aslında bir ''Dinazor'' olduğu bu süreçte ortaya çıkan bazı ''usta'' kalemler sizinle röportajlar yapıyor,kiminizin kimliği avukat,kiminizin kimliği eski tff yöneticisi,kiminizin kimliği ''kodaman''... Hepiniz, finale birgün önceden aynı masada çalışan öğrenciler gibi aynı şeyi tekrarlıyorsunuz, aynı şeyi söylüyorsunuz,arkanıza kurumlarınızın,kimliklerinizin gücünü alarak.. yalan söylüyorsunuz,bir de utanmadan inanılmayınca tepki koyuyorsunuz...
Korkuyorsunuz, temiz korku iyidir de sizin korkularınız bile temiz değil, köyde ilk kör yılanla karşılaşan bir çocuğun yaşadığı gibi bir temiz korku değil sizin ki, sizin korkunuz bir pişkinin korkusu,hem çevreye zarar verip,hem de kendine ''acaba yakalanırmıyım'' korkusu...Bu korkuyla büyüttü belki sizi babalarınız, ama işte tam da bu korkunun ecele faydası olmuyor.
Siz korkuyorsunuz, çünkü her zaman süregelen değişim bu sefer sizi rahatsız ediyor.Bu değişim denen şey önceden de gelecekti,ama siz buna tüm mekanizmalarınızla engel oldunuz, kendi yalanlarınızı, değişim diye Türk Futboluna sundunuz. Şimdi gerçek değişim geliyor,ve siz korkuyorsunuz.Çünkü bu değişim birgün sizi de vuracak; artık başında bulunduğunuz kurumunuz dinamiklerini daha özgürce ve objektif olarak kullanacak,ve burda sizin bir etkiniz o-la-ma-ya-cak. Koltuğunuz gidecek diye korkuyorsunuz, yıllarca o kemerin son deliğine kadar büyüttüğünüz göbeğinizin emeği için endişeleniyorsunuz! Fakat emeğini yediklerinizi sindirebildiğiniz kadar, bugün artık kusacaksınız.Siz kusacaksınız ki, bünyenizde hapsettiğiniz kurumlar,kulüpler artık bünyenizden çıkacak,temiz hava alacak...
Korkuyorsunuz, çünkü yıllarca haramla beslendiniz,haram ile büyüdünüz.
Soruyorsunuz sözde gazetecilere,o gazeteciler ki, bir iki saat önceden sizi arayıp soru ce cevapları birlikte tayin ettiğiniz ''Usta'' görünümlü ''Dinazor'' gazeteciler...Onlara soroyursunuz;
''Kim,nasıl yargılayabilir ki, etik kurulu yargılayamaz çünkü vs vs, ee tahkim de yargılayamaz çünkü vs vs, disiplin kurulunun yargılama ne haddine çünkü vs vs..,tff de yargılayamaz çünkü vs vs, Avrupa da yargılamasın çünkü prestijimiz söner UEFA ya şikayet etmek vatan hainliğidir, FIFA yargılarsa milli takımlarda ceza alır ki bu daha büyük vata hainliğidir,oda yargılamasın.'' Kısaca söyleyin işte, kim yargılasın demek istiyorsunuz? Cevaplarını kusamıyorlar bu sefer; ''Hiç kimse yargılanmasın yaa, acaba bu seferlik bu olay kapansa olur mu? Söz bir daha yapmayacağız.''... Cevabınız bu aslında da, hayatınız boyunca hep babalarınız,büyüklerinizn peşinde koştuğunuz için gerek duymadığınız yüreğiniz yetmiyor bu cevabı vermeye...Aziz Nesinlik hikayesiniz hepiniz aslında, İlerleyelim,Kalkınalım,Büyüyelim deyip Hazinedeki Paslı Tenekeye bile göz koyacak kadar Aziz Nesinlik vakasınız.
Ben bir şartla kabul ediyorum,kusmuklarınızı; ''Tamam etikte yargılamasın,tahkim de,disiplinde federasyonda,yargıda yargılamasın,kabul ediyorum, ama tek bir şey yargılasın sizleri, kabul edecekmisiniz? sizi bu olayda VİCDAN yargılasın mı?'' vicdansız insanlar,korkaklar...o kadar korkaksınız ki, ufak bir çocuğun köyde gördüğü kör yılanı merakından bile korkar,siz görseniz kaçacak delik ararsınız,o deliğe sığmayacak kadar kodaman olsanız bile...
Saygılar.
17 Temmuz 2011 Pazar
Habib ŞEN...
O güzelim yeşile,sık sık olmak üzere merhaba diyen,her damlasının meleklerin indirdiğine inanılan yağmur berekettir benim topraklarımda. Yeşili hep yeşil yapan yağmur,ufak uşakları top oynarken hep ıslak eder. Küçük yüreklerin,büyüdükçe yılmaz ve inat bir adam olmasını sağlar yağmur bizim oralarda.Aramız iyidir hani,bir yağdımı,bir dahakini haftalar sonrasına bırakmaz,ertesi gün hatırlatıverir kendisini.
Bereketin yeryüzüne inmesini sağlayan yağmura bulaşan acı, o yağmur damlalarının gözyaşı olmasına sebep olan şeydir.Acemi mühendismidir bilinmez,teknik hatamıdır anlaşılmaz,yoksa gizli bir nükleer çalışmamıdır,tahmin bile edilmek istenmez.Ama Çerbonildir adı.Lanet olası şehir,lanet olası isim,lanet olası santral.
Ortalama olarak bir yağmur damlasına da dahil oluveren bilmem kaç mol radyasyon,ortalama bir yaprağa düşen bilmem kaç adet yağmur damlası, ortalama olarak çaydaki yaprak adedi,fındık ocağındaki yaprak adedi,lahananın yüzey alanı,salatanın hacmi.Ortalama olarak bir tencere lahana çorbası için yapılan bilmem kaç adet lahana yaprağı.Ortalama bir ailede,o tencereden çıkan bilmem kaç tabak lahana çorbası.Ortalama bilmem kaç kaşıkta içilen lahana çorbası...Ve sonuç olarak, ortalama her haneden bir can.O bir damladaki bilmem kaç mol lanet radyasyonun sebep olduğu masum canlar,kimisi 1,kimisi 7,kimisi 17,kimisi 47,kimisi 77 yaşında.Her bir can için,bir ananın gözünden,bir bacının gözünden,bir babanın,bir kardeşin,bir teyzenin,bir amcanın,dayının,halanın gözünden düşen gözyaşı damlası...İşte bir bereketsiz yağmur damlası...Binlerce masumun arkasından dökülen gözyaşları...İkisi de su değil mi özünde? Neden biri acı verirken,diğerinin çektiği acıdır?Bilinmez.Aslında bilinir de, bir taze Rize çayı olsa içilemez o derecedir verdiği acı.
Nedir gerisi,eksiği,fazlası bu işin? Bu işin acısını çeken bilir.Bilmediği bir şehirde,bilmediği işlerin sonucunu çeken bilir bu işin acısını,yüreğindeki yarasını. Bu öyle bir acıdır ki, kendi canından sonra,Çernobil yüzünden giden her canda yarası ilk günkü kadar geniş deşiliverir.
Bir pantolon,bol bir pantolon,üzerinde bir gömlek,salaş olmak zorundaki o göbeği örtebilsin,gömleğin üzerine bir kravat...Gömleğin iki yakasının birleştiği noktadan itibaren belirginleşen bir meymenetsiz yüz...Ellerinden biri masa üzerinde,diğeri ise gösteri zamanını bekliyor.Zamanı geldiğinde ise,yudumluyor,mis gibi İngiliz çayından.İnanıyor o yeşil bölgenin,yüreği bembeyaz olan nenesi,rahat bir nefes alıyor,içiriyor Çernobil şehidi oğlunun yadigarına,torununa,eskiden mis gibi olan,ama şimdi zehir dolu Rize çayını...Temiz yürekler böyle kandırılıyor bu ülkede,o temiz yüreklerden bir de torun için yaş dökülmesi gerekiyor,metrekare başına düşen lanet olası yağmur damlalarını nötreylemek için.
Süslü bir kadın,kameraların yayına girmesi bekleniyor,kameralar kayıtta.Önündeki listeye göre mutlu ve ya hüzünlü olması gereken kadın,o haberin uzunluğu kadar olan süre içerisinde üzgün bir ses tonuyla veriyor bir Çernobil faciasını daha.Haber bitince,kalkıyor masasından,hayatına devam ediyor,en doğal hakkı olan şeye...Yüzünde gülücükler,umrundamı bilmem kaç dakika önce hüzünlü olması gerektiği haberdekinin durumu...Değil.
O acıyı yaşayan bilir,canı gidenler veya gitmekten son anda kurtulanlar bilir o lanet olası Çernobili.Bir Çernobil mağdurunun yeğeni olarak söylüyorum,o acıya şahit olmaktan son anda kurtulan bir küçük yüreğin sahibi olarak,şimdi o zamana göre biraz daha büyümüş biri olarak söylüyorum,bir Trabzonspor taraftarı olarak söylüyorum;
Allah mekanını cennet eylesin Habibim.Kardeşim.Allah nur içinde yatırsın.Günahlarını affetsin,mekanını cennet,melekleri arkadaş etsin yanına.Söyle o meleklere,bizim gibi yalvar yaradana,daha inmesin o masmavi gökten zehir dolu yağmur damlaları,yemyeşil doğaya...İnmesin ki,meymenetsiz suratlar,al yanaklı neneyi kandırmasın çay içip, spiker bozuntusu bir kadın 45 saniyeliğine o üzüntüyü yaşıyormuş gibi rol yapmasın.Çeken bilir Habibim.Allah sana rahmet eyleye...
Bereketin yeryüzüne inmesini sağlayan yağmura bulaşan acı, o yağmur damlalarının gözyaşı olmasına sebep olan şeydir.Acemi mühendismidir bilinmez,teknik hatamıdır anlaşılmaz,yoksa gizli bir nükleer çalışmamıdır,tahmin bile edilmek istenmez.Ama Çerbonildir adı.Lanet olası şehir,lanet olası isim,lanet olası santral.
Ortalama olarak bir yağmur damlasına da dahil oluveren bilmem kaç mol radyasyon,ortalama bir yaprağa düşen bilmem kaç adet yağmur damlası, ortalama olarak çaydaki yaprak adedi,fındık ocağındaki yaprak adedi,lahananın yüzey alanı,salatanın hacmi.Ortalama olarak bir tencere lahana çorbası için yapılan bilmem kaç adet lahana yaprağı.Ortalama bir ailede,o tencereden çıkan bilmem kaç tabak lahana çorbası.Ortalama bilmem kaç kaşıkta içilen lahana çorbası...Ve sonuç olarak, ortalama her haneden bir can.O bir damladaki bilmem kaç mol lanet radyasyonun sebep olduğu masum canlar,kimisi 1,kimisi 7,kimisi 17,kimisi 47,kimisi 77 yaşında.Her bir can için,bir ananın gözünden,bir bacının gözünden,bir babanın,bir kardeşin,bir teyzenin,bir amcanın,dayının,halanın gözünden düşen gözyaşı damlası...İşte bir bereketsiz yağmur damlası...Binlerce masumun arkasından dökülen gözyaşları...İkisi de su değil mi özünde? Neden biri acı verirken,diğerinin çektiği acıdır?Bilinmez.Aslında bilinir de, bir taze Rize çayı olsa içilemez o derecedir verdiği acı.
Nedir gerisi,eksiği,fazlası bu işin? Bu işin acısını çeken bilir.Bilmediği bir şehirde,bilmediği işlerin sonucunu çeken bilir bu işin acısını,yüreğindeki yarasını. Bu öyle bir acıdır ki, kendi canından sonra,Çernobil yüzünden giden her canda yarası ilk günkü kadar geniş deşiliverir.
Bir pantolon,bol bir pantolon,üzerinde bir gömlek,salaş olmak zorundaki o göbeği örtebilsin,gömleğin üzerine bir kravat...Gömleğin iki yakasının birleştiği noktadan itibaren belirginleşen bir meymenetsiz yüz...Ellerinden biri masa üzerinde,diğeri ise gösteri zamanını bekliyor.Zamanı geldiğinde ise,yudumluyor,mis gibi İngiliz çayından.İnanıyor o yeşil bölgenin,yüreği bembeyaz olan nenesi,rahat bir nefes alıyor,içiriyor Çernobil şehidi oğlunun yadigarına,torununa,eskiden mis gibi olan,ama şimdi zehir dolu Rize çayını...Temiz yürekler böyle kandırılıyor bu ülkede,o temiz yüreklerden bir de torun için yaş dökülmesi gerekiyor,metrekare başına düşen lanet olası yağmur damlalarını nötreylemek için.
Süslü bir kadın,kameraların yayına girmesi bekleniyor,kameralar kayıtta.Önündeki listeye göre mutlu ve ya hüzünlü olması gereken kadın,o haberin uzunluğu kadar olan süre içerisinde üzgün bir ses tonuyla veriyor bir Çernobil faciasını daha.Haber bitince,kalkıyor masasından,hayatına devam ediyor,en doğal hakkı olan şeye...Yüzünde gülücükler,umrundamı bilmem kaç dakika önce hüzünlü olması gerektiği haberdekinin durumu...Değil.
O acıyı yaşayan bilir,canı gidenler veya gitmekten son anda kurtulanlar bilir o lanet olası Çernobili.Bir Çernobil mağdurunun yeğeni olarak söylüyorum,o acıya şahit olmaktan son anda kurtulan bir küçük yüreğin sahibi olarak,şimdi o zamana göre biraz daha büyümüş biri olarak söylüyorum,bir Trabzonspor taraftarı olarak söylüyorum;
Allah mekanını cennet eylesin Habibim.Kardeşim.Allah nur içinde yatırsın.Günahlarını affetsin,mekanını cennet,melekleri arkadaş etsin yanına.Söyle o meleklere,bizim gibi yalvar yaradana,daha inmesin o masmavi gökten zehir dolu yağmur damlaları,yemyeşil doğaya...İnmesin ki,meymenetsiz suratlar,al yanaklı neneyi kandırmasın çay içip, spiker bozuntusu bir kadın 45 saniyeliğine o üzüntüyü yaşıyormuş gibi rol yapmasın.Çeken bilir Habibim.Allah sana rahmet eyleye...
15 Temmuz 2011 Cuma
Simyacı(Trabzonspor)
Paulo Coelho'yu 8.sınıfta okutmuşlardı, Simyacı'nın-o zamanki düşünceme göre- o kadar sıkıcı bir kapağı vardı ki, açıpta okumak istemiyordum.O kitabı açtığımda ise 1.5 gün sürmüştü bitirmem.Bunu neden yazdığımı son paragraflarda anlamanız dileğiyle.
En son yazımdan itibaren ne kadar zaman geçmiş?56 gün...''Demek ki 56 gün sürmüş atlatmam.''denilebilir mi? Kesinlikle.
En son yazdığım yazıya baktım,şaşırdım.Yazdıklarımın birgün gerçekleşeceğini biliyordum ama bu kadar erken olacağını asla...Adaletin tecellisini yaradan en hayırlı zamanda verir de biz farkedemeyiz.Verdi işte.Gündemi meşgul eden ana başlık bu:''Temiz Kramponlar''.
Fenerbahçe SK Başkanı Aziz Yıldırımın tutuklanması hakkında fazla birşey yazmayacağım.Günlerdir yazılıyor zaten.Sadece şunu demeliyim ki; olması gereken oldu,sebep olduğu canların hesabını inşaallah ağır ağır ve acı içinde çeker.
Paranoyak yaftasını yapıştırmıştı Türkiye, Trabzonspor Taraftarının üzerine,bundan dolayı Trabzonspor taraftarı paranoyak olmadığının ispatının haklı sevincini yaşarken,kendisiyle dalga geçenlere ''Koyun'' yaftası yapıştırmaktan zevk alıyor.İşte bir takım sadece sahada oynayarak çeteyi,şikeyi,şaibeyi,medyayı ve daha da önemlisi,bunların ağababası olan endüstriyel futbolu böyle yener.
Peki bu galibiyetin ödülü,haklı zaferin ödülü nedir?''Ceza''...Devrim Arabaları'nı hatırlayalım,ne demişti usta mühendis, toy mühendise? ''Türkiye'de hiç bir başarı cezasız kalmaz evlat.''.Trabzonspor önümüzdeki günlerde bunun bedelini ödeyecek.
Muhteşem bir yapılanma,ses kayıtları,fotoğraflar,ünlü isimler,medya ayakları...Bunun karşısında Şenol Güneş ve Karadeniz Uşakları. Fenerbahçe hakkında,Beşiktaş hakkında bu kadar net iddialar varken,medyada Trabzonspor hakkında hangi iddia var? ''Teşvik Teşebbüsünün İddiası.'' Bülent Arınç deyimiyle; ''Şeyini şey ettiğimin şeyi.''
Medya günlerdir bu tuzağa Trabzonsporu çekmenin peşinde,teşebbüs iddiasıyla.2.dalgada gözaltına alınan Sadri Şener haberlerine baktığınızda,Aziz Yıldırımdan daha ağır bir muamele yapılıyor televizyonlarda, bir çete lideri için ''masumiyet teranesi'' okunurken,Hakkında delil olmayan bir başkan için ''Şikeci'' yaftası yapıştırılmaya çalışılıyor. Sonuç? Sadri Şener serbest.Bunun üzerine Aziz Yıldırım hastalanıyor, hemen masumiyet teranesi giriyor devreye. ''Böbreğindeki kötü huylu kist kansere neden olabilir.''.Peki Aziz Yıldırım'ın yaptıkları,haksızlıkları,yapıpta 'yapmadım' dediği pişkinliği,tehditleri,oda basmaları,yan hakemleri,MHK Başkanları,TFF Başkanları,ve hepsinin oluşturduğu adaletsiz düzenin gerçek anlamda kanser ettiği kişilere ne oldu? Bu zeki beyinler neredeydi? Eskişehir maçından sonra kalp krizinden ölen Trabzonsporlunun canı ne olacaktı?Bu sorular niye sorulmadı?
Sadri Şener serbest kalırken,4 yönetici daha gözaltına alınıyor,medya yine heyecanlı,birşey çıkması için dua ediyor ki o da ne? Soruşturma boyunca emniyetten direkt serbest bırakılan isim yokken,4 Trabzonsporlu yönetici direkt serbest kalıyor.
Nevzat Şakar'ı unutmadık...Gerek İstanbul medyasının asıl heyecanı,gerek Trabzonspor taraftarının asıl endişesi olan isimdi Nevzat Şakar bu soruşturmada. Hakkında teşvik teşebbüsü iddiası vardı,ve bu iddia medyada Fenerbahçe SK nın şike delilleri kadar önem taşıyordu.Bakın bu sadece bir iddia idi.Bu iddia aynı zamanda Trabzonspor taraftarının kalbine bir hançer gibi saplanıyordu ki, Trabzonspor taraftarı bu iddiayı bile hazmedemiyordu.Çünkü Trabzonspor taraftarının şerefi buna müsaade edecek kadar rahat değildi.Teşebbüs iddiası şunu gösteriyordu: Trabzonspor hakkındaki en ağır iddia teşebbüs.Yaptığı bir şike,verdiği bir para yok.Aldığı 82 puanda Tunga Liman ağabeyin ortaya çıkardığı gibi ORGANİK. Buna rağmen yediremiyordu Trabzonspor Taraftarı onuruna.
Bu sabah hayırlı bir haber geldi,dualar kabul edildi belki.Nevzat Şakar hastaneden taburcu edildi.Ve bir gözaltı kararı çıkmadı.İfade için önümüzdeki günlerde gideceği öğrenildi.Trabzonspor,taraftarının da istediği şekilde aklanmıştı.Hiç bir bezi yoktu böyle kirli işlerde.Utandırmamıştı taraftarını,boynunu bükmemişti insanının.Geriye kalan neydi peki?Şampiyonluk... İşte burada bir sıkıntı vardı.Türkiye'de çeteleri sadece sahada oynanan oyunla yıkmanın bir cezası vardı,ve Trabzonspor bu bedeli ödeyecekti.Hakettiği şampiyonluğu, bazıları kızmasın diye alamayacaktı,tertemiz olmasına rağmen,şike yapmamış olmasına rağmen,sadece horonu dik oynamasına rağmen verilmeyecekti bu kupa.Çünkü bu işin bir cezası vardı.Ödeyecekti onu Trabzonspor.
Emeğin;hukuksuzluğa,çetelere,paraya karşı mücadelesini emek kazanmıştı,tarih bunu da yazmıştı Şenol Hocam,ama tarih Trabzonspor'a verilmeyecek olan kupanın akıbetini de yazacaktı.
İddianame...İddianamede, bu işlere bulaşmadığı ispatlanan Trabzonspor,yine savcı tarafından büyük ihtimalle yer alacak.Yer alması,büyük ihtimal Trabzonspor'a hak ettiği cezayı getirecek TFF tarafından.Hani şu başkanı Fenerbahçe Başkanına ''Başkanım'' diyen TFF tarafından.80 şehrin adaletsizliğini yenen o şehir,yine ışıkları erken kapatacaktı,haketmesine rağmen susacaktı yine.Çünkü bu ülkede Trabzonspor tertemiz şampiyon olursa, 25-30 milyon(!) insan ayaklanacaktı(!),askere gitmeyecekti(!). Bu ülkede 25-30 milyon(!) hukuksuz insan olsa da,bu ülkenin kuzeydoğusunda yaşayan insanlar da vardı...
Simyacı ile Trabzonspor'un benzerliği burdan geliyordu işte...Santiago'ya babası para verip demişti ya hani;''Git dünyanın dört bir yanını dolaş,en iyi şatonun bizim şatomuz,en iyi kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğrenene kadar'' diye...Trabzonspor'da böyleydi, O Türkiye'nin her yanını kendi emeğiyle dolaştıkça, hem o,hem de gördüğü insanlar anlıyordu''En dürüstü Karadenizde,en iyisi Karadenizde'' diye düşünerek...
Simyacı ile Trabzonspor benziyordu; ikiside rüyasında gördüğüne yürüyordu,pes etmeden,sabır ile,kendini keşfederek,kendi hatalarının üstesinden gelerek.İkisi de bu yolda kah gülüyor,kah dolandırılıyordu.İkisi de yüreğinin sesiyle yürüyordu,biri Mısır çöllerinde,diğeri Türkiye bataklığında.Batmadan ve yılmadan,tertemiz olarak.
Simyacı ile Trabzonspor benzemiyordu aslında; çünkü Santiago'nun elinde,yaşlı adamın verdiği iki taş vardı, biri ''evet''i diğeri ''hayır''ı temsil ediyordu.Trabzonspor'un ise sadece bir şeyi vardı;Güneş'i...Hep doğru yolu gösteriyordu.
Santiago ile Trabzonspor farklıydı çünkü,biri rüyalarında gördüğü hazinenin yanında uyanıyor,diğeri ise rüyalarında gördüğü hazinenin yanında uykuya dalıyordu...
En son yazımdan itibaren ne kadar zaman geçmiş?56 gün...''Demek ki 56 gün sürmüş atlatmam.''denilebilir mi? Kesinlikle.
En son yazdığım yazıya baktım,şaşırdım.Yazdıklarımın birgün gerçekleşeceğini biliyordum ama bu kadar erken olacağını asla...Adaletin tecellisini yaradan en hayırlı zamanda verir de biz farkedemeyiz.Verdi işte.Gündemi meşgul eden ana başlık bu:''Temiz Kramponlar''.
Fenerbahçe SK Başkanı Aziz Yıldırımın tutuklanması hakkında fazla birşey yazmayacağım.Günlerdir yazılıyor zaten.Sadece şunu demeliyim ki; olması gereken oldu,sebep olduğu canların hesabını inşaallah ağır ağır ve acı içinde çeker.
Paranoyak yaftasını yapıştırmıştı Türkiye, Trabzonspor Taraftarının üzerine,bundan dolayı Trabzonspor taraftarı paranoyak olmadığının ispatının haklı sevincini yaşarken,kendisiyle dalga geçenlere ''Koyun'' yaftası yapıştırmaktan zevk alıyor.İşte bir takım sadece sahada oynayarak çeteyi,şikeyi,şaibeyi,medyayı ve daha da önemlisi,bunların ağababası olan endüstriyel futbolu böyle yener.
Peki bu galibiyetin ödülü,haklı zaferin ödülü nedir?''Ceza''...Devrim Arabaları'nı hatırlayalım,ne demişti usta mühendis, toy mühendise? ''Türkiye'de hiç bir başarı cezasız kalmaz evlat.''.Trabzonspor önümüzdeki günlerde bunun bedelini ödeyecek.
Muhteşem bir yapılanma,ses kayıtları,fotoğraflar,ünlü isimler,medya ayakları...Bunun karşısında Şenol Güneş ve Karadeniz Uşakları. Fenerbahçe hakkında,Beşiktaş hakkında bu kadar net iddialar varken,medyada Trabzonspor hakkında hangi iddia var? ''Teşvik Teşebbüsünün İddiası.'' Bülent Arınç deyimiyle; ''Şeyini şey ettiğimin şeyi.''
Medya günlerdir bu tuzağa Trabzonsporu çekmenin peşinde,teşebbüs iddiasıyla.2.dalgada gözaltına alınan Sadri Şener haberlerine baktığınızda,Aziz Yıldırımdan daha ağır bir muamele yapılıyor televizyonlarda, bir çete lideri için ''masumiyet teranesi'' okunurken,Hakkında delil olmayan bir başkan için ''Şikeci'' yaftası yapıştırılmaya çalışılıyor. Sonuç? Sadri Şener serbest.Bunun üzerine Aziz Yıldırım hastalanıyor, hemen masumiyet teranesi giriyor devreye. ''Böbreğindeki kötü huylu kist kansere neden olabilir.''.Peki Aziz Yıldırım'ın yaptıkları,haksızlıkları,yapıpta 'yapmadım' dediği pişkinliği,tehditleri,oda basmaları,yan hakemleri,MHK Başkanları,TFF Başkanları,ve hepsinin oluşturduğu adaletsiz düzenin gerçek anlamda kanser ettiği kişilere ne oldu? Bu zeki beyinler neredeydi? Eskişehir maçından sonra kalp krizinden ölen Trabzonsporlunun canı ne olacaktı?Bu sorular niye sorulmadı?
Sadri Şener serbest kalırken,4 yönetici daha gözaltına alınıyor,medya yine heyecanlı,birşey çıkması için dua ediyor ki o da ne? Soruşturma boyunca emniyetten direkt serbest bırakılan isim yokken,4 Trabzonsporlu yönetici direkt serbest kalıyor.
Nevzat Şakar'ı unutmadık...Gerek İstanbul medyasının asıl heyecanı,gerek Trabzonspor taraftarının asıl endişesi olan isimdi Nevzat Şakar bu soruşturmada. Hakkında teşvik teşebbüsü iddiası vardı,ve bu iddia medyada Fenerbahçe SK nın şike delilleri kadar önem taşıyordu.Bakın bu sadece bir iddia idi.Bu iddia aynı zamanda Trabzonspor taraftarının kalbine bir hançer gibi saplanıyordu ki, Trabzonspor taraftarı bu iddiayı bile hazmedemiyordu.Çünkü Trabzonspor taraftarının şerefi buna müsaade edecek kadar rahat değildi.Teşebbüs iddiası şunu gösteriyordu: Trabzonspor hakkındaki en ağır iddia teşebbüs.Yaptığı bir şike,verdiği bir para yok.Aldığı 82 puanda Tunga Liman ağabeyin ortaya çıkardığı gibi ORGANİK. Buna rağmen yediremiyordu Trabzonspor Taraftarı onuruna.
Bu sabah hayırlı bir haber geldi,dualar kabul edildi belki.Nevzat Şakar hastaneden taburcu edildi.Ve bir gözaltı kararı çıkmadı.İfade için önümüzdeki günlerde gideceği öğrenildi.Trabzonspor,taraftarının da istediği şekilde aklanmıştı.Hiç bir bezi yoktu böyle kirli işlerde.Utandırmamıştı taraftarını,boynunu bükmemişti insanının.Geriye kalan neydi peki?Şampiyonluk... İşte burada bir sıkıntı vardı.Türkiye'de çeteleri sadece sahada oynanan oyunla yıkmanın bir cezası vardı,ve Trabzonspor bu bedeli ödeyecekti.Hakettiği şampiyonluğu, bazıları kızmasın diye alamayacaktı,tertemiz olmasına rağmen,şike yapmamış olmasına rağmen,sadece horonu dik oynamasına rağmen verilmeyecekti bu kupa.Çünkü bu işin bir cezası vardı.Ödeyecekti onu Trabzonspor.
Emeğin;hukuksuzluğa,çetelere,paraya karşı mücadelesini emek kazanmıştı,tarih bunu da yazmıştı Şenol Hocam,ama tarih Trabzonspor'a verilmeyecek olan kupanın akıbetini de yazacaktı.
İddianame...İddianamede, bu işlere bulaşmadığı ispatlanan Trabzonspor,yine savcı tarafından büyük ihtimalle yer alacak.Yer alması,büyük ihtimal Trabzonspor'a hak ettiği cezayı getirecek TFF tarafından.Hani şu başkanı Fenerbahçe Başkanına ''Başkanım'' diyen TFF tarafından.80 şehrin adaletsizliğini yenen o şehir,yine ışıkları erken kapatacaktı,haketmesine rağmen susacaktı yine.Çünkü bu ülkede Trabzonspor tertemiz şampiyon olursa, 25-30 milyon(!) insan ayaklanacaktı(!),askere gitmeyecekti(!). Bu ülkede 25-30 milyon(!) hukuksuz insan olsa da,bu ülkenin kuzeydoğusunda yaşayan insanlar da vardı...
Simyacı ile Trabzonspor'un benzerliği burdan geliyordu işte...Santiago'ya babası para verip demişti ya hani;''Git dünyanın dört bir yanını dolaş,en iyi şatonun bizim şatomuz,en iyi kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğrenene kadar'' diye...Trabzonspor'da böyleydi, O Türkiye'nin her yanını kendi emeğiyle dolaştıkça, hem o,hem de gördüğü insanlar anlıyordu''En dürüstü Karadenizde,en iyisi Karadenizde'' diye düşünerek...
Simyacı ile Trabzonspor benziyordu; ikiside rüyasında gördüğüne yürüyordu,pes etmeden,sabır ile,kendini keşfederek,kendi hatalarının üstesinden gelerek.İkisi de bu yolda kah gülüyor,kah dolandırılıyordu.İkisi de yüreğinin sesiyle yürüyordu,biri Mısır çöllerinde,diğeri Türkiye bataklığında.Batmadan ve yılmadan,tertemiz olarak.
Simyacı ile Trabzonspor benzemiyordu aslında; çünkü Santiago'nun elinde,yaşlı adamın verdiği iki taş vardı, biri ''evet''i diğeri ''hayır''ı temsil ediyordu.Trabzonspor'un ise sadece bir şeyi vardı;Güneş'i...Hep doğru yolu gösteriyordu.
Santiago ile Trabzonspor farklıydı çünkü,biri rüyalarında gördüğü hazinenin yanında uyanıyor,diğeri ise rüyalarında gördüğü hazinenin yanında uykuya dalıyordu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)