17 Temmuz 2011 Pazar

Habib ŞEN...

  O güzelim yeşile,sık sık olmak üzere merhaba diyen,her damlasının meleklerin indirdiğine inanılan yağmur berekettir benim topraklarımda. Yeşili hep yeşil yapan yağmur,ufak uşakları top oynarken hep ıslak eder. Küçük yüreklerin,büyüdükçe yılmaz ve inat bir adam olmasını sağlar yağmur bizim oralarda.Aramız iyidir hani,bir yağdımı,bir dahakini haftalar sonrasına bırakmaz,ertesi gün hatırlatıverir kendisini.

  Bereketin yeryüzüne inmesini sağlayan yağmura bulaşan acı, o yağmur damlalarının gözyaşı olmasına sebep olan şeydir.Acemi mühendismidir bilinmez,teknik hatamıdır anlaşılmaz,yoksa gizli bir nükleer çalışmamıdır,tahmin bile edilmek istenmez.Ama Çerbonildir adı.Lanet olası şehir,lanet olası isim,lanet olası santral.

  Ortalama olarak bir yağmur damlasına da dahil oluveren bilmem kaç mol radyasyon,ortalama bir yaprağa düşen bilmem kaç adet yağmur damlası, ortalama olarak çaydaki yaprak adedi,fındık ocağındaki yaprak adedi,lahananın yüzey alanı,salatanın hacmi.Ortalama olarak bir tencere lahana çorbası için yapılan bilmem kaç adet lahana yaprağı.Ortalama bir ailede,o tencereden çıkan bilmem kaç tabak lahana çorbası.Ortalama bilmem kaç kaşıkta içilen lahana çorbası...Ve sonuç olarak, ortalama her haneden bir can.O bir damladaki bilmem kaç mol lanet radyasyonun sebep olduğu masum canlar,kimisi 1,kimisi 7,kimisi 17,kimisi 47,kimisi 77 yaşında.Her bir can için,bir ananın gözünden,bir bacının gözünden,bir babanın,bir kardeşin,bir teyzenin,bir amcanın,dayının,halanın gözünden düşen gözyaşı damlası...İşte bir bereketsiz yağmur damlası...Binlerce masumun arkasından dökülen gözyaşları...İkisi de su değil mi özünde? Neden biri acı verirken,diğerinin çektiği acıdır?Bilinmez.Aslında bilinir de, bir taze Rize çayı olsa içilemez o derecedir verdiği acı.

   Nedir gerisi,eksiği,fazlası bu işin? Bu işin acısını çeken bilir.Bilmediği bir şehirde,bilmediği işlerin sonucunu çeken bilir bu işin acısını,yüreğindeki yarasını. Bu öyle bir acıdır ki, kendi canından sonra,Çernobil yüzünden giden her canda yarası ilk günkü kadar geniş deşiliverir.

   Bir pantolon,bol bir pantolon,üzerinde bir gömlek,salaş olmak zorundaki o göbeği örtebilsin,gömleğin üzerine bir kravat...Gömleğin iki yakasının birleştiği noktadan itibaren belirginleşen bir meymenetsiz yüz...Ellerinden biri masa üzerinde,diğeri ise gösteri zamanını bekliyor.Zamanı geldiğinde ise,yudumluyor,mis gibi İngiliz çayından.İnanıyor o yeşil bölgenin,yüreği bembeyaz olan nenesi,rahat bir nefes alıyor,içiriyor Çernobil şehidi oğlunun yadigarına,torununa,eskiden mis gibi olan,ama şimdi zehir dolu Rize çayını...Temiz yürekler böyle kandırılıyor bu ülkede,o temiz yüreklerden  bir de torun için yaş dökülmesi gerekiyor,metrekare başına düşen lanet olası yağmur damlalarını nötreylemek için.

   Süslü bir kadın,kameraların yayına girmesi bekleniyor,kameralar kayıtta.Önündeki listeye göre mutlu ve ya hüzünlü olması gereken kadın,o haberin uzunluğu kadar olan süre içerisinde üzgün bir ses tonuyla veriyor bir Çernobil faciasını daha.Haber bitince,kalkıyor masasından,hayatına devam ediyor,en doğal hakkı olan şeye...Yüzünde gülücükler,umrundamı bilmem kaç dakika önce hüzünlü olması gerektiği haberdekinin durumu...Değil.

  O acıyı yaşayan bilir,canı gidenler veya gitmekten son anda kurtulanlar bilir o lanet olası Çernobili.Bir Çernobil mağdurunun yeğeni olarak söylüyorum,o acıya şahit olmaktan son anda kurtulan bir küçük yüreğin sahibi olarak,şimdi o zamana göre biraz daha büyümüş biri olarak söylüyorum,bir Trabzonspor taraftarı olarak söylüyorum;

  Allah mekanını cennet eylesin Habibim.Kardeşim.Allah nur içinde yatırsın.Günahlarını affetsin,mekanını cennet,melekleri arkadaş etsin yanına.Söyle o meleklere,bizim gibi yalvar yaradana,daha inmesin o masmavi gökten zehir dolu yağmur damlaları,yemyeşil doğaya...İnmesin ki,meymenetsiz suratlar,al yanaklı neneyi kandırmasın çay içip, spiker bozuntusu bir kadın 45 saniyeliğine o üzüntüyü yaşıyormuş gibi rol yapmasın.Çeken bilir Habibim.Allah sana rahmet eyleye...

15 Temmuz 2011 Cuma

Simyacı(Trabzonspor)

  Paulo Coelho'yu 8.sınıfta okutmuşlardı, Simyacı'nın-o zamanki düşünceme göre- o kadar sıkıcı bir kapağı vardı ki, açıpta okumak istemiyordum.O kitabı açtığımda ise 1.5 gün sürmüştü bitirmem.Bunu neden yazdığımı son paragraflarda anlamanız dileğiyle.

  En son yazımdan itibaren ne kadar zaman geçmiş?56 gün...''Demek ki 56 gün sürmüş atlatmam.''denilebilir mi? Kesinlikle.

  En son yazdığım yazıya baktım,şaşırdım.Yazdıklarımın birgün gerçekleşeceğini biliyordum ama bu kadar erken olacağını asla...Adaletin tecellisini yaradan en hayırlı zamanda verir de biz farkedemeyiz.Verdi işte.Gündemi meşgul eden ana başlık bu:''Temiz Kramponlar''.

   Fenerbahçe SK Başkanı Aziz Yıldırımın tutuklanması hakkında fazla birşey yazmayacağım.Günlerdir yazılıyor zaten.Sadece şunu demeliyim ki; olması gereken oldu,sebep olduğu canların hesabını inşaallah ağır ağır ve acı içinde çeker.

   Paranoyak yaftasını yapıştırmıştı Türkiye, Trabzonspor Taraftarının üzerine,bundan dolayı Trabzonspor taraftarı paranoyak olmadığının ispatının haklı sevincini yaşarken,kendisiyle dalga geçenlere ''Koyun'' yaftası yapıştırmaktan zevk alıyor.İşte bir takım sadece sahada oynayarak çeteyi,şikeyi,şaibeyi,medyayı ve daha da önemlisi,bunların ağababası olan endüstriyel futbolu böyle yener.

  Peki bu galibiyetin ödülü,haklı zaferin ödülü nedir?''Ceza''...Devrim Arabaları'nı hatırlayalım,ne demişti usta mühendis, toy mühendise? ''Türkiye'de hiç bir başarı cezasız kalmaz evlat.''.Trabzonspor önümüzdeki günlerde bunun bedelini ödeyecek.

  Muhteşem bir yapılanma,ses kayıtları,fotoğraflar,ünlü isimler,medya ayakları...Bunun karşısında Şenol Güneş ve Karadeniz Uşakları. Fenerbahçe hakkında,Beşiktaş hakkında bu kadar net iddialar varken,medyada Trabzonspor hakkında hangi iddia var? ''Teşvik Teşebbüsünün İddiası.'' Bülent Arınç deyimiyle; ''Şeyini şey ettiğimin şeyi.''

  Medya günlerdir bu tuzağa Trabzonsporu çekmenin peşinde,teşebbüs iddiasıyla.2.dalgada gözaltına alınan Sadri Şener haberlerine baktığınızda,Aziz Yıldırımdan daha ağır bir muamele yapılıyor televizyonlarda, bir çete lideri için ''masumiyet teranesi'' okunurken,Hakkında delil olmayan bir başkan için ''Şikeci'' yaftası yapıştırılmaya çalışılıyor. Sonuç? Sadri Şener serbest.Bunun üzerine Aziz Yıldırım hastalanıyor, hemen masumiyet teranesi giriyor devreye. ''Böbreğindeki kötü huylu kist kansere neden olabilir.''.Peki Aziz Yıldırım'ın yaptıkları,haksızlıkları,yapıpta 'yapmadım' dediği pişkinliği,tehditleri,oda basmaları,yan hakemleri,MHK Başkanları,TFF Başkanları,ve hepsinin oluşturduğu adaletsiz düzenin gerçek anlamda kanser ettiği kişilere ne oldu? Bu zeki beyinler neredeydi? Eskişehir maçından sonra kalp krizinden ölen Trabzonsporlunun canı ne olacaktı?Bu sorular niye sorulmadı?

  Sadri Şener serbest kalırken,4 yönetici daha gözaltına alınıyor,medya yine heyecanlı,birşey çıkması için dua ediyor ki o da ne? Soruşturma boyunca emniyetten direkt serbest bırakılan isim yokken,4 Trabzonsporlu yönetici direkt serbest kalıyor.

  Nevzat Şakar'ı unutmadık...Gerek İstanbul medyasının asıl heyecanı,gerek Trabzonspor taraftarının asıl endişesi olan isimdi Nevzat Şakar bu soruşturmada. Hakkında teşvik teşebbüsü iddiası vardı,ve bu iddia medyada Fenerbahçe SK nın şike delilleri kadar önem taşıyordu.Bakın bu sadece bir iddia idi.Bu iddia aynı zamanda Trabzonspor taraftarının kalbine bir hançer gibi saplanıyordu ki, Trabzonspor taraftarı bu iddiayı bile hazmedemiyordu.Çünkü Trabzonspor taraftarının şerefi buna müsaade edecek kadar rahat değildi.Teşebbüs iddiası şunu gösteriyordu: Trabzonspor hakkındaki en ağır iddia teşebbüs.Yaptığı bir şike,verdiği bir para yok.Aldığı 82 puanda Tunga Liman ağabeyin ortaya çıkardığı gibi ORGANİK. Buna rağmen yediremiyordu Trabzonspor Taraftarı onuruna.

  Bu sabah hayırlı bir haber geldi,dualar kabul edildi belki.Nevzat Şakar hastaneden taburcu edildi.Ve bir gözaltı kararı çıkmadı.İfade için önümüzdeki günlerde gideceği öğrenildi.Trabzonspor,taraftarının da istediği şekilde aklanmıştı.Hiç bir bezi yoktu böyle kirli işlerde.Utandırmamıştı taraftarını,boynunu bükmemişti insanının.Geriye kalan neydi peki?Şampiyonluk... İşte burada bir sıkıntı vardı.Türkiye'de çeteleri sadece sahada oynanan oyunla yıkmanın bir cezası vardı,ve Trabzonspor bu bedeli ödeyecekti.Hakettiği şampiyonluğu, bazıları kızmasın diye alamayacaktı,tertemiz olmasına rağmen,şike yapmamış olmasına rağmen,sadece horonu dik oynamasına rağmen verilmeyecekti bu kupa.Çünkü bu işin bir cezası vardı.Ödeyecekti onu Trabzonspor.

  Emeğin;hukuksuzluğa,çetelere,paraya karşı mücadelesini emek kazanmıştı,tarih bunu da yazmıştı Şenol Hocam,ama  tarih Trabzonspor'a verilmeyecek olan kupanın akıbetini de yazacaktı.

  İddianame...İddianamede, bu işlere bulaşmadığı ispatlanan Trabzonspor,yine savcı tarafından büyük ihtimalle yer alacak.Yer alması,büyük ihtimal Trabzonspor'a hak ettiği cezayı getirecek TFF tarafından.Hani şu başkanı Fenerbahçe Başkanına ''Başkanım'' diyen TFF tarafından.80 şehrin  adaletsizliğini yenen o şehir,yine ışıkları erken kapatacaktı,haketmesine rağmen susacaktı yine.Çünkü bu ülkede Trabzonspor tertemiz şampiyon olursa, 25-30 milyon(!) insan ayaklanacaktı(!),askere gitmeyecekti(!). Bu ülkede 25-30 milyon(!)  hukuksuz insan olsa da,bu ülkenin kuzeydoğusunda yaşayan insanlar da vardı...

   Simyacı ile Trabzonspor'un benzerliği burdan geliyordu işte...Santiago'ya babası para verip demişti ya hani;''Git dünyanın dört bir yanını dolaş,en iyi şatonun bizim şatomuz,en iyi kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğrenene kadar'' diye...Trabzonspor'da böyleydi, O Türkiye'nin  her yanını kendi emeğiyle dolaştıkça, hem o,hem de gördüğü insanlar anlıyordu''En dürüstü Karadenizde,en iyisi Karadenizde'' diye düşünerek...

   Simyacı ile Trabzonspor benziyordu; ikiside rüyasında gördüğüne yürüyordu,pes etmeden,sabır ile,kendini keşfederek,kendi hatalarının üstesinden gelerek.İkisi de bu yolda kah gülüyor,kah dolandırılıyordu.İkisi de yüreğinin sesiyle yürüyordu,biri Mısır çöllerinde,diğeri Türkiye bataklığında.Batmadan ve yılmadan,tertemiz olarak.

  Simyacı ile Trabzonspor benzemiyordu aslında; çünkü Santiago'nun elinde,yaşlı adamın verdiği iki taş vardı, biri ''evet''i diğeri ''hayır''ı temsil ediyordu.Trabzonspor'un ise sadece bir şeyi vardı;Güneş'i...Hep doğru yolu gösteriyordu.

  Santiago ile Trabzonspor farklıydı çünkü,biri rüyalarında gördüğü hazinenin yanında uyanıyor,diğeri ise rüyalarında gördüğü hazinenin yanında uykuya dalıyordu...

 
  

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Dik Dur...Şampiyon...

Keklik gibi kanadımı süzmedim;
Murad alıp doya doya gezmedim
Bu kara yazıyı kendim yazmadım
Alnıma yazılmış bu kara yazı
Kader böyle imiş ağlarım bazı
Gülüm ey… sebebim ey...

Yarın; hakettiğin,emek sarfettiğin şampiyonluğun 4. kez senden çalınışına sevinecek Türkiye'nin 80 ili. Sen ise erkenden kapatacaksın ışıklarını güzel şehir. Dert etme, şimdiki uşakların hesabını soramasa da, bizler hesabını soracağız çalınan hakların. Elbet birgün çökecek bu statüko. Yayla zamanına kadar sabret.

15 Mayıs 2011 Pazar

İlişkiler vs Çelişkiler...

   Bloga Türk Futbolu üzerinden devam edeceğim,taa ki bu lig bitene kadar, benim de Türk Futbolu ve Türk Adaletiyle işim bitene kadar... Yani hepi topu 2 hafta var, geçer...

   Bursaspor-Beşiktaş maçında yaşanılanların açıklanabilir taraflarını dinledik hepimiz,açıklamalara ikna olan varsa buyursun gelsin dertleşelim.

  Problemi çözmek için analiz gerekir,analiz için verilenlerin iyi belirlenmesi,bu saptama içinde verilenler arasındaki ilişkiler iyi saptanması gerekir. Bunlar gerekir ki, verilenlerden istenilenlere, bize öğretilen bağıntılarla ulaşabilelim.Türk Futbolundaki adaleti çözecek kadar aklımız var, Birinci çoğulu kendi adıma değil hepimizin adına kullanıyorum.Herkes bu sorunu özecek hamleleri sunabilir,ama asıl önemli olan bu sorunun analizini yapabilmek.İş analize gelince ya susuyoruz,ya uyuyoruz,çünkü işimize gelmiyor değil mi? Ama gün geliyor canımız yanıyor, o zaman başlıyoruz adalet demeye.Problemin analizine başlayalım.Esas sorun,Türk Futbolunun başarısızlığı; o zaman bismillah.

  1) Türk Futbolu neden başarısız?
  Cevap:Türk Futbolunun başarısızlığı kişiden kişiye iki şekilde değişir.Dönemsel başarılarla tatmin olan kişiler Türk Futbolunun şu an sadece bunalımda olduğunu söyleyip geçerler, 70 milyon nüfuslu ülkenini zaten 10 senede bir başarı elde etmemesi anormaldir. Bu da, dönemsel başarısızlık,buhran gibi kelimeleri adından çok kullananlara atıf olsun.

  2) Türk Futbolunun Sürekli Başarılı Olmasını İsteyenler İçin,Türk Futbolu Neden Başarısız?

  Cevap:Sürekli başarı için,önce sürekliliğin ne olduğunu anlamalıyız.Süreklilik, zamana bağlı değişimler içermeyen, içerse bile bünyesinde ihmal edilebilecek kadar küçük değişimler içeren durumdur. Yani bir denge durumu olarak algılamamız hepimizin yararına olacaktır. İşte bu durum için önce, dengeyi iyi sağlamalıyız. Peki neden dengemiz iyi değil? Çünkü birden fazla sorun var,

 2-a)Altyapımız niye yeterli değil?
  Cevap: Bu sorunun cevabını benim vermem,tespitime zarar verir; bu işi ustalarına havale etmek en doğrusu,  ben b şıkkını irdelemek istiyorum

2-b)Türk Futbolunda ki dengesizliğin diğer nedenleri nedir?
  Cevap: Türk Futbolundaki dengesizlik,tamamen belirli bir grup tarafından yönetiliyor olmasından kaynaklanan birşey. Bu grup, kendi çıkarlarını Türk Futbolunun üzerinde tuttukça,Türk Futbolu dönemsel başarılarla tatmin olmak zorunda kalacaktır. Bu grup; çıkarları için  Türk Futbol mekanizmasında yararlı değişiklikler yapabilecek her türlü olaya karşı çıkmak zorundadır. Ve bu, Türk Futbolunun ilerlememesine,dolayısıyla gelişememesine sebep olur. Bu grup nedir? Kimlerdendir?Ne gibi güçleri vardır?Neleri kullanır?

2-b-1) Bu grup nedir?
Cevap: Bu grubun genel adına statüko diyebiliriz. Siyasete,sırf oy için oyuncak edilen bu kelimenin hakkını işte Türk Futbolundaki bu kesim verir. Birbirleri içerisinde güzel ilişkileri vardır, ilişkileri futbol çıkarlarını geçmiş; iş,aş,aşk ilişkilerine terfi etmiştir. Bu yüzdendir ki statükonun üyeleri birbirine sıkı sıkıya bağlanmıştır, ve bu grubu dağıtmak için harcayacağınız enerji fazla olacaktır.Bu grup dağılmadıkça Türk Futbolu milim ilerleyemez.Bu grubun dezavantajı da tam buradadır; statüko bir mekanizmadır,ve mekanizmanın kolları birbirlerine ne kadar sıkı bağlanırlarsa kullanım kolaylıkları azalır, gevreklikleri artar, kırılma dayanımından sonra, mekanizmanın belirli bir kısmı değil bütünü çöpe atılır. Yani bu grubu dağıtmak için harcayacağınız enerji ilk başta fazladır,fakat kırılma noktasından sonra kendi kendini bitirir.


2-b-2)Kimlerdendir?
 Cevap: Hacı oğlu Hüseyin gibi adamları göremezsiniz, belirli bir kesimdir. Bu kesimin her yerde bir parmağı,her parmağında on marifet vardır. Oyunları itinayla kurarlar, fakat oyunları sekteye uğradığı zaman,aklınıza gelmeyecek yakınlaşmaları görürsünüz. Bu yakınlaşmaları size gösteren basındır,ve unutlmamalıdır ki basın en etkili silahlarından sadece biridir.

2-b-3)Ne gibi güçleri vardır?
 Cevap: Türkiye'nin üst kesimi derler ya,işte bu grubun üyeleri değişse bile hepsi bu kesimin içerisindedir. TV lerde gördüğünüz kişiler sadece bir piyondur,asıl işler ofislerde halledilir. Bu kişiler; gazete sahibidirler, editörleri onlar belirler. Editörler ise yayına konulacak yazıları belirler.Bu yazılar statüko yararına her türlü iftirayı bir gerçekmiş gibi sunabilir,her türlü yalanı doğru diye bağırarak inandırabilir. Bu gazetenin yazarları, patronlar tarafından çok sevilir, çünkü patronları  o yazarları meydana çıkarır,kimisine '' futbolun tarafsız yüzü'', kimisine ''futbolun melekesi'' vb isimler takar. Bu kalemlerin görevi ise, statükonun oyunu su yüzüne çıkana kadar tarafsız olmak,herkesin takdirini toplamak,tam su yüzüne çıkacakken ise, topladığı beğenileri kullanarak patronlarına asıl hizmeti yapmaktır,onlar sayesinde statüko hep haklı gözükür.

    Gazete sahibi olmak yetmez,kanal sahibidirler ayrıca,işleri sarpa sarınca  destekledikleri kulübün başkanını çıkarırlar,çok samimi açıklamalar yapar başkan(!). Halk bir kez daha kandırılmak istenir,itinayla kandırılır.

   Bu kişilerden bazıları aynı zamanda futbol otoristesidir. Kendi çıkarları için Türk Futbolunun kazanacağı yetenekleri görmezden gelirler,kendi takımlarının oyuncularını öve öve bitiremezler. Bu oyuncular Türkiye'de yıldız, Avrupa'da ise yardımcı uydu olur. Gerçek yeteneklerin önünde ki tek şans, statükonun takımına geçmektir.Eğer burada kendisini gösterirse ancak yıldız ünvanını alabilir. Ancak bu takımlarda oynarsa futbolcu olur. Yoksa her gün farklı bir transfer haberi hakkında çıkarılır;taraftarıyla,yönetimiyle,kimi zaman menajeriyle arasında güvensizlik oluşturulur ve oyuncu yalnız bırakılır. Yani yıldızlar,bu ülkede itinayla kaydırılır. O yüzdendir ki 70 milyon Türk vatandaşının yaşadığı ülkede, bir tane dünya kulübüne giden oyuncu yoktur, ama gurbetteki Türkler 3. nesillerinde  iki elin parmağını geçecek sayıda Türk'ü dünya futboluna sunmuşlardır.

   Bu güçler, hiç bir zaman Anadolu Takımlarının gelişmesini istemez,çünkü anadolu geliştikçe büyür. Büyüdükçe güçlenir. Güçlendikçe,binbir destekle ayakta tuttukları statükosporlar yıkılır,onlar yıkılınca Türk Futbolunda statüko kalmaz. Statüko bunu istemez, bu yüzdendir ki bütün dünyada her şehrin takımı eşit şansa sahipken,Türkiye'de sadece bir ilin takımları hep şampiyonluk yarışındadır. Örneğin Karşıyaka-Göztepe derbisi gibi bir mazileri bile yokken derbi sıfatını hakedebilirler.Dünyanın en büyük derbilerinden biri gösterilirler,bu kadar temiz bir derbi tarihi hiç duyulmamıştır heralde. Çünkü diğer derbilerin geçmişinde sadece aynı şehir takımı olmak yoktur,din çatışmaları,ırk çatışmaları,siyasi çatışmalar vardır...

2-b-4)Neleri Kullanırlar?
Cevap: Güçlü olan onlar olduğu için bu ülkede  parayla alınan herşeyi kullanabilirler. Çok sıkıştıkları zaman ise siyaseti,yeri geldiğinde ülkenin sorumlusunu kullanırlar. Onlar siyaseti kullandıkça,siyasette o şehirlerdeki nüfusunu kullanır,böylelikle o şehrin takımı yalnız bırakılmaya çalışılır.Kullanamadıkları tek şey,yüreklerdir. Bu yürekler her zmaan onlara tehdit oluşturur,ama onlar korkularından o yüreklerin yüzüne bile bakmazlar.

  Bu yüzdendir ki Trabzonspor statükoya bunca acı yaşatmasına rağmen hala diktir,hala ayaktadır. Yaşayacağı ve yaşatacağı çok şey vardır. Şehri ona sahip çıkmış,o da şehrini kucaklamıştır. Şehri onun sayesinde bu oyunları görmüştür. Orda,bir şehir vardır uzakta,ama o şehir uzakta olmasına rağmen bütün oyunların kokusunu alır. O şehir,o toprak bizim şehrimiz,bizim toprağımızdır. O yürek bizimdir, biz ise dürüst Trabzonspor'un...

 Bu oyunlara  karşı her zaman dik duracağız,çünkü onların oynadıkları oyun bizim horon karşısında hiç birşey. Biz horonu bile dik oynuyorsak,onların oyunları bizi terletmez. Mücadelemiz bundandır,kandırılmayışımızın cezasını ise,çalınan şampiyonluklarımızla çekeriz sanılır...

 Sevgiler...


 





  

 

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Sol Alt Köşe

      Tahmin ettiğimiz gibi,zor bir maç yaşıyoruz gerek oyuncusuyla gerek taraftarıyla İzmirde... Bucaspor'un futbolu gerçekten takdire değer, böyle futbol oynayan bir takım bu ligden düşmemeliydi,Türk Futbolu kaybetti,gerçekten üzüldüm. Bucaspor ligden düştü, bir aksilik çıkmadı! Siyasi otoritelere duyurulur!

      Bucaspor'un gol atacağını zaten biliyordum,çünkü hücumda çok etkililer, Fb'ye karşı hak ettikleri bir galibiyet vardı, hani bir sorun çıkmaması için ellerinden alınan,işte o maçtan belliydi bu takımın kalitesi fakat statükoya yenildin sen Buca, inşaallah seneye gelirsin tekrar bazı şeylerin  intikamı için...

     Maçta büyük bir stres vardı, o stresi azaltan ise Karabük maçındaki beraberlikti. Dakika 67de sol alt köşede bir pencere açıldı; Fb'nin golü karşımızdaydı,moralimiz çok bozuldu cidden. Gol de öyle bir goldü ki hani, neyse canımızı sıkmayalım daha fazla. Ben golden çok başka birşeye dikkat ettim sol alt köşede,golden sonra İrdeleme Porfesörü sayın A.Kocamanın sevinmesine dikkat ettim. Daha doğrusu merak ettim. Fakat bir sevinme göremedim,sevinmeden çok stresini atmanın rahatlığı vardı sanırım, o iki elini saçlarına götürdü ve bir ohh çekti. Haklı da, Emenikeyi oynattırmadığınız bir maçta,böyle bir skorun sonucunda atılan gol,sevinmenize engel olabiliyor işte. Birde bizim golden sonra Şenol Hoca'nın sevinmesine baktım,ilk maçtaki gibi. Doğal,çocuk gibi mutlu ve takdire değer bi sevinç.

   Tuttuğunuz takım önemli değil,sadece bunu karşılaştırın.İşte o zaman kimin konumunu hakettiğini, kimin medya+pfdk+mhk+tff desteğiyle burada olduğunu göreceksiniz.

  İlahi adaletin tecelli edeceği zaman inşaallah bizim şampiyonluk sürecimiz içindedir, eğer sonra tecelli edeceksede yaradanın kalbimize genişlik vermesi için dua ediyoruz. Çünkü çok dışlandık bu sistemde,çok hakkımız yendi...

7 Mayıs 2011 Cumartesi

En büyük delildir bu ki; doğrular değişmez.

Türkiye'nin en büyüğü gösterilen,sürekli medya tarafından pohpohlanan,her zaman cüzi miktarlarla lig bitiren,bütçesiyle dünyanın en büyük on kulübü arasındayım diyen ama ''oynanmamış ligin kupasını alabilecek kadar açgözlü,hakbilmez,haramyer'' Fenerbahçe;

Monarşileşmiş düzeni,statükoyu,paranın gücünü yıkan,ve herşeyden önce dürüstlük ve aşk ile yoğrulmuş, teşviklerle değil, evvelsi günün yorgunluğuna rağmen,sırtına dolu sepetini almaya üşenmeyip,kedilerin geçemeyeceği yerden balerin gibi geçen 70 yaşındaki teyzelerin dualarıyla gelişen Trabzonspor;

İkiside Türk takımı diye geçiyor,ikisi de ''büyük'' diye geçiyor,fenerbahçe daha büyük gösteriliyor.Zamanın ahir zaman olduğunu anlamanın en büyük delilidir bu; haksızlık yapıp güçlü kalanın, başarısı olmasa geçmişindeki yokluğa gömülecek olanların ''daha büyük'' gösterilmesi.Ahiz zamanın en büyük delillerinden biridir,Fenerbahçenin her daim haklı gösterilmesi.

Bir şeyin en iyisini yapmasına rağmen, mütevaziliğini bozmamış duyguların en büyük delilidir Trabzonspor!

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Elim Sende.

   Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
   Her işine güzel demek kolaydı.
   Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,
   Evrenin özü doğruluk olaydı.

    Hayyam'ın bir güzel dörtlüğü. Farkındayım böyle güzel dörtlükleri çok basite indirgiyorum gibi gelebiliyor.Bu güzel dörtlüklerin en güzel yanı,en küçük detayda bile kendini belli etmesi. Tıpkı günümüz Türk Futbolundaki gibi...

   Son 3 hafta, şampiyonluk kutlamaları başladı.Cehennem donana kadar Fenerbahçe demişlerdi ya hani,   (kendi koreografilerini bile başkanlarının cümleleri oluşturuyor), onu kutlamaya başlıyorlar akılları sıra ama akıllarını yetmediği birşey var.Cehenneminizi dondurana kadar Trabzonspor. Niye mi? Çünkü bu statükoyu ancak bu yürekli uşaklar yıkabilir,elbet birgün yıkacaklar da.


   Son 3 hafta, şenlikler başlamış, düğün bayram yeri Saracoğlu. Bir şerefli şampiyonluğa daha merhaba diyorlar ama sormak lazım; taşıma su ile nereye kadar?

  Oluşturdukları süreç tıkır tıkır işliyor.Fb, namağlup gidiyor,ve bunu destan olarak sayıyorlar. Kendi yalanında boğulanlar,ancak bu kadar saf olabilirdi. Hangi Trabzonspor taraftarına sorsanız bırakın beraberliği,adaletli yönetim olsa fb nin puan kaybedeceği 3 maçı,kendi adı gibi sayar. Fakat kimseden ses yok. Niye? Çünkü çarkın işletme sahibi onlar.Cepleri de doluyor. Uyuyabiliyorlarsa eğer geceleri ne ala. Nitekim hak yiyip uyumak ne kadar zorsa,hakkı yenilenin uyuması o kadar daha zor. İsyan istiyor yürek,ama biraz daha sabır...

  Bu sefer düzenden kendileri de rahatsız oldu. Artık alenen oynadıkları oyunun herkes tarafından görüldüğünü çok iyi anladılar ki, bu hafta Antep maçında, çirkin oyunlarına bir çirkinlik daha ekleyip,  Trabzonspor'un üzerine kara bir leke bırakmak istediler. Sezon başından beri ilk defa Trabzonspor'a belki de (sadece belki)penaltı olmayan pozisyon penaltı olarak verildi,irdelemek isteyenlere duyurulur. Tipik bir Elim Sende vakası. Haketmediğimiz penaltıları(tartışılır) bize veriyorlar,ama biz onlar kadar kör ve gururdan yoksun değiliz,haketmediğimiz penaltıyı söylüyoruz işte. Amaçları oldukça basit; Fenere bunları yaptık,öne geçirdik,sizin gollerinizi saymadık kemiklerinizi kırdık,şimdi ikincisiniz,lig böyle biter ve lig bitene kadar size haksız düdükler çalalım da hiç konuşamayın. Daha tanıyamamışlar bizi,  birini yenmek istiyorsanız ilk önce tanıyacaksınız. Bizim taraftar profilimiz, fb taraftar profili değil,bunu anladığınızda mağlubiyetin acısını yaşayacaksınız.

  Fenerbahçenin geleceği statükonun geleceğine bağlıdır. Bu düzen elbet yıkılacak ve tarihte şu zamana kadar er almasının tek sebebi olan başarıları( ne kadar şerefli olduğu her zaman tartışılır,ama onlara sorsanız hakedilmiştir) statüko kaybolduğunda artık olmayacak. Bir kültürü,bir mirası olmadan yaşamanın acısını çeke çeke çökecek bu kulüp. Kendi ülkesinde bile adalete yer vermek istemeyenlerle beraber.

 Keser dönecek sap dönecek,gün gelecek hesap dönecek. Sadece sabır.Allahın ilahi adaleti en hayırlı vakitte tecelli edecek.Hayyamla başladık öyle bitirelim.

  Gelip de eskiyenler,yeni gelenler,
  Hepsi gider bugün yarın,birer birer;
  Kimselere kalmamış bu eski dünya:
  Kimi gitti gider,kimi geldi gider.