26 Ağustos 2011 Cuma

Mağdur...

  Özerklik kazanmış bir yapıya sahip olan kurum TFF. Özerkliğin getirdiği avantajları maalesef ülke futbolu için değil, fenerbahçe için kullanmaya yıllar öncesinden alışmış. Öyle ki, başka bir kulübün başına gelseydi bu süreçte yaşanılanlar,1 hafta bile beklenmeyecek bir durumdaydı ortalık. Ama konu fenerbahçe olunca, yani yıllardır federasyonlarda hep derin yapılanma içine girmiş,ama bunu sürekli reddeden ve çehresinin kızarmak bilmediği bir şekilde mağduru oynayan bir fenerbahçe olunca, tüm kurulları derin fenerbahçe ile çevrilmiş TFF nin verdiği kararda şaşırılmayacak kadar şaşırtıcı bir karardı.

  Öyle ki, vahim olan bir durum, sonralarında yerini iddianamenin beklenmesine bıraktı.Ortada şöyle bir gerçek var ki Türkiye gerçekten bir değişim süreci içerisinde...Bunu savcının; 'İddianameyi bekleyeceğiz' diyen TFF ye cevap niteliğinde belgeleri göndermesiyle bir kez daha gördük. Belgeler geldikten sonra etik kurula bel bağladığını belirten mehmet ali aydınlar, etik kurulunun ülkeyi oyalamasından sonra, küçük çocukların bilie inanmadığı bir açıklama yaparak fenerbahçe hakkında yeterli iddia olmadığını söyledi, önündeki kağıtlarda kanaat oluştuğuna dair bilgiler yer almasına rağmen.

  Bu süreçte, taraftarı olduğum Trabzonspor sustu, bence doğru olanı buydu.Fakat fenerbahçe spor kulübü, gerek medyası aracılığıyla,gerek önemli kararların arefesinde tff yöneticileri ile görüşmeleriyle susmadığını,çalıştığını gösterdi.Nitekim alınan karar fenerbahçeyi memnun etti.

  Bu süreçte gerçekleşen şeyler,adalete inanmış insanlar için kabul edilebilecek bir durum değildi, ve UEFA ya haklı olarak şikayette bulunuldu.Bu şikayetlerden midir tam olarak bilinmez, müfettişin gelişiyle kendi ülkesinde adaleti sağlayamayan özerk kurumun yapamadığını yaptı...Kıyamet koptu...

  İnsan haklı olarak şaşırıyor.Bu gün yöneticilerinin ses kayıtları fotoğraflarla delillendirilmiş,masa başında yapılan anlaşmalarla kazanımlar elde etmiş fenerbhaçe suçsuzum diyor.Ve suçsuzum diye haykırıyor.Buna insan olan herkes şaşırır.Herkese sataşıyor,söyleniyor.Öyle ki, 2 hafta önce kendi lehine karar alan TFF ye bile çıkışıyor.Bu ne yaman çelişkidir anne.

  Nereden başlasa bilemiyor insan ama mutlaka başlamalı bir yerden...Fenerbahçe hakkında o kadar iddia(destekli iddia) varken UEFA fb yi almıyor şampiyonlar ligine.Bunun hıncını bu süreçte kendisine destek olan TFF den çıkartıyor fenerbahçe.Tff Sadri Şeneri verdiği gibi fb yi pfdk ya sevkedemiyor!

  Köşe yazılarında haksızlığa uğradığı düşünülüyor fb nin.Yahu el insaf...Şike yapan bir takımın şl ye gitmesini nasıl hak olarak sunabiliyorsunuz.Cevap hazır 'O zaman TFF niye düşürmedi?'... Bunada verilecek bir cevabımız var elbet.Sürecin başından beri,uzatmak istediniz yolu,UEFA nın sürece dahil olmayacğaına emindiniz, ve böylelikle uzun vadede fb düşmeyecek her şey yanına kalacaktı.UEFA nın müdahalesi ile herşey karıştı ve dün kapalı kapılar arkasında tokalaştığınız insanlarla canlı yayında kavgalar ettiniz.

  Trabzonspor hakkında bir ses kaydı bile yokkken suçlu ilan ettiniz.fb için masumiyet karinesi derken,bize masumiyet teranesi okudunuz.Elin oğlu gewldi,adaleti sağladı.Hiç utanmadınız dimi 'Yabancı geldi benim ülkemde benim adaletimi sağladı'  diye.Hala fb nin haksızlığını savunmak için çırpındınız,çırpınıyorsunuz.

  Siz zaten hiç suçlu olmadınız, sizin yaptığınızı yapmayan,masa başında maç satın almayan Trabzonspor şl ye gidince emek hırsızı oldu...Yahu neyin emeği neyin hırsızlığı...Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun, bu kadar mı karardı vicdanınız kibriniz yüzünden?

  Büyük gazetecileriniz ana haber bültenlerinde öyle tanıtımlar öyle haberler yorumlar yaptı ki, gören fb nin suçlu olduğuna inanırdı,sanki o ses kayıtları fb nin değilmiş gibi...Ç ok büyük bir pişkinlik içindesiniz.Ders almayı reddedip, kötülük yapmak için çırpınmaya devam ediyorsunuz.

  fb yi tutan insanları,anadoluda  belirli takımlara yerleştirdiniz, böylece bu süreçte o kişilerin yaptığı açıklamalarla o kulüpleri de fb ye destek veriyormuş gibi gösterdiniz.Siz hiç suçlu olmadınız, siz herşeyi yapacaksınız ama hiç suçlu sayılmayacaksınız.

 tff sizin için iyi karar alırken adaleti düşünmediniz,şimdi adaletten bahsediyorsunuz.Ve haksızlık ruhunuza işlemiş hala susmuyorsunuz.

  Anlaşmıştınız,ayarlaşmıştınız,küme düşmeyecektiniz. Ama avrupa işe el atınca, sene içinde küme düşeceğiniz kesinleşti, sene içerisinde düştüğünüz zaman 1 değil 2 sene kaybedeceğinizi biliyorsunuz bu yüzden sezon bşalamadan ' biz onurumuzla alt lige iniyoruz' oyununu oynamaya başladınız.

  Size en büyük dersi,fb taraftarı verebilirdi,ama onlarda akıllı bir şekilde düşünmek yerine sizin yalanlarınıza inanmaya karar verdi...O kadar pişkinsiniz ki, hem suçu işleyip,hemde bu suça ceza vermeyen tff yi avrupaya şikayet edenlere hain diyorsunuz.Hakkını alana emek hırsızı ve fırsatçı diyorsunuz.Emin olun, israiloığlu gibisiniz.Onca ders alıyor,ama hiç akıllanmıyorsunuz.Hiç Allah'ın ilahi adaletini düşünemiyor hep kibrinizle hareket ediyorsunuz.

 Öğrenmezseniz helak olursunuz;

  Allahın adaleti çok büyüktür.O istediği zaman,adaleti de en hayırlı şeklde tecelli eder ve ilahi adalete karşı kurulan tuzakları Allah sizden önce bilir; şüphesiz ki O; tuzak kuranların en hayırlısıdır.


3 Ağustos 2011 Çarşamba

İlerleyelim,Kalkınalım,Büyüyelim.

Artık yeminle sıkıldım şu çok ünlü markaya sahip kravatları boyunlarına bağlayan,harika gömlekler giyip,pantolonlarını kemerlerinin deliğini son delikleriyle kapatabilen kodaman görünüşlü insan görünümlülerden.

 Yahu hiç mi haysiyet denen birşeyleri kalmadı, hala ''Etik kurulu yargılayamaz'', ''O yargılayamaz'', ''Bu yargılayamaz'',''Şu da yargılayamaz'' diyorlar.

 Vicdansız beyinler, sizin demek istediğiniz belli aslında,''Biz yaparız ama kimse yargılayamaz''.Bunu öğrenmişsiniz büyüklerinizden,yıllarca böyle gelmiş,gidecek sanıyorsunuz. Siz asıl soruyu sormuyorsunuz,soramıyorsunuz... Siz '' Bu şike nasıl yapılmış?'' diye soramıyorsunuz , ''Şikeyi şu kurum yargılayamaz'' dediğiniz kadar, ''Nasıl bu futbolu kirlettiniz''  diyebilseniz,emin olun o yüzünüzde meymenetten küçük bir kırıntı olurdu...

  Vicdansız heriflerin,meymenetsiz suratlarından her gün yeni açıklamalar,''Türk Futbolu için talimatname değişmeli'' ...Yahu bunu söyleyebiliyorsunuz ya, bunu konuşabiliyorsunuz ya, üstelik bunu fısıltılarla değil,utanmadan bir ÇÖZÜM gibi insanlara sunabiliyorsunuz ya, işte o zaman anlaşılıyor o harika gömleklerinizin gizleyemediği göbeğinizin içinde CİSİMLER.

  Bünyesinde bulunduğunuz kurumun hiç bir önemide yok sizlerin gözünde, çünkü siz kurumu önemsemiyorsunuz,siz kurumun bünyesinde olmayı değil,kurumu BÜNYENİZLE özdeşleştirmeyi sevdiğiniz için,kendi çıkarları uğruna toplumun önemli dinamiklerini hareketsiz bırakıyorsunuz,daha doğrusu bıraktığınızı sanıyorsunuz.

   Türk futbolunda ''Duayen'' kabul edilen,aslında bir ''Dinazor'' olduğu bu süreçte ortaya çıkan bazı ''usta'' kalemler sizinle röportajlar yapıyor,kiminizin kimliği avukat,kiminizin kimliği eski tff yöneticisi,kiminizin kimliği ''kodaman''... Hepiniz, finale birgün önceden aynı masada çalışan öğrenciler gibi aynı şeyi tekrarlıyorsunuz, aynı şeyi söylüyorsunuz,arkanıza kurumlarınızın,kimliklerinizin gücünü alarak.. yalan söylüyorsunuz,bir de utanmadan inanılmayınca tepki koyuyorsunuz...

  Korkuyorsunuz, temiz korku iyidir de sizin korkularınız bile temiz değil, köyde ilk kör yılanla karşılaşan bir çocuğun yaşadığı gibi bir temiz korku değil sizin ki, sizin korkunuz bir pişkinin korkusu,hem çevreye zarar verip,hem de kendine ''acaba yakalanırmıyım'' korkusu...Bu korkuyla büyüttü belki sizi babalarınız, ama işte tam da bu korkunun ecele faydası olmuyor.

  Siz korkuyorsunuz, çünkü her zaman süregelen değişim bu sefer sizi rahatsız ediyor.Bu değişim denen şey önceden de gelecekti,ama siz buna tüm mekanizmalarınızla engel oldunuz, kendi yalanlarınızı, değişim diye Türk Futboluna sundunuz. Şimdi gerçek değişim geliyor,ve siz korkuyorsunuz.Çünkü bu değişim birgün sizi de vuracak; artık başında bulunduğunuz kurumunuz dinamiklerini daha özgürce ve objektif olarak kullanacak,ve burda sizin bir etkiniz o-la-ma-ya-cak. Koltuğunuz gidecek diye korkuyorsunuz, yıllarca o kemerin son deliğine kadar büyüttüğünüz göbeğinizin emeği için endişeleniyorsunuz! Fakat emeğini yediklerinizi sindirebildiğiniz kadar, bugün artık kusacaksınız.Siz kusacaksınız ki, bünyenizde hapsettiğiniz kurumlar,kulüpler artık bünyenizden çıkacak,temiz hava alacak...

  Korkuyorsunuz, çünkü yıllarca haramla beslendiniz,haram ile büyüdünüz.

  Soruyorsunuz sözde gazetecilere,o gazeteciler ki, bir iki saat önceden sizi arayıp soru ce cevapları birlikte tayin ettiğiniz ''Usta'' görünümlü ''Dinazor'' gazeteciler...Onlara soroyursunuz;

 ''Kim,nasıl yargılayabilir ki, etik kurulu yargılayamaz çünkü vs vs, ee tahkim de yargılayamaz çünkü vs vs, disiplin kurulunun yargılama ne haddine çünkü vs vs..,tff de yargılayamaz çünkü vs vs, Avrupa da yargılamasın çünkü prestijimiz söner UEFA ya şikayet etmek vatan hainliğidir, FIFA yargılarsa milli takımlarda ceza alır ki bu daha büyük vata hainliğidir,oda yargılamasın.''  Kısaca söyleyin işte, kim yargılasın demek istiyorsunuz? Cevaplarını kusamıyorlar bu sefer; ''Hiç kimse yargılanmasın yaa, acaba bu seferlik bu olay kapansa olur mu? Söz bir daha yapmayacağız.''... Cevabınız bu aslında da, hayatınız boyunca hep babalarınız,büyüklerinizn peşinde koştuğunuz için gerek duymadığınız yüreğiniz yetmiyor bu cevabı vermeye...Aziz Nesinlik hikayesiniz hepiniz aslında, İlerleyelim,Kalkınalım,Büyüyelim deyip Hazinedeki Paslı Tenekeye bile göz koyacak kadar Aziz Nesinlik vakasınız.

  Ben bir şartla kabul ediyorum,kusmuklarınızı; ''Tamam etikte yargılamasın,tahkim de,disiplinde federasyonda,yargıda yargılamasın,kabul ediyorum, ama tek bir şey yargılasın sizleri, kabul edecekmisiniz? sizi bu olayda VİCDAN  yargılasın mı?'' vicdansız insanlar,korkaklar...o kadar korkaksınız ki, ufak bir çocuğun köyde gördüğü kör yılanı merakından bile korkar,siz görseniz kaçacak delik ararsınız,o deliğe sığmayacak kadar kodaman olsanız bile...

  Saygılar.

17 Temmuz 2011 Pazar

Habib ŞEN...

  O güzelim yeşile,sık sık olmak üzere merhaba diyen,her damlasının meleklerin indirdiğine inanılan yağmur berekettir benim topraklarımda. Yeşili hep yeşil yapan yağmur,ufak uşakları top oynarken hep ıslak eder. Küçük yüreklerin,büyüdükçe yılmaz ve inat bir adam olmasını sağlar yağmur bizim oralarda.Aramız iyidir hani,bir yağdımı,bir dahakini haftalar sonrasına bırakmaz,ertesi gün hatırlatıverir kendisini.

  Bereketin yeryüzüne inmesini sağlayan yağmura bulaşan acı, o yağmur damlalarının gözyaşı olmasına sebep olan şeydir.Acemi mühendismidir bilinmez,teknik hatamıdır anlaşılmaz,yoksa gizli bir nükleer çalışmamıdır,tahmin bile edilmek istenmez.Ama Çerbonildir adı.Lanet olası şehir,lanet olası isim,lanet olası santral.

  Ortalama olarak bir yağmur damlasına da dahil oluveren bilmem kaç mol radyasyon,ortalama bir yaprağa düşen bilmem kaç adet yağmur damlası, ortalama olarak çaydaki yaprak adedi,fındık ocağındaki yaprak adedi,lahananın yüzey alanı,salatanın hacmi.Ortalama olarak bir tencere lahana çorbası için yapılan bilmem kaç adet lahana yaprağı.Ortalama bir ailede,o tencereden çıkan bilmem kaç tabak lahana çorbası.Ortalama bilmem kaç kaşıkta içilen lahana çorbası...Ve sonuç olarak, ortalama her haneden bir can.O bir damladaki bilmem kaç mol lanet radyasyonun sebep olduğu masum canlar,kimisi 1,kimisi 7,kimisi 17,kimisi 47,kimisi 77 yaşında.Her bir can için,bir ananın gözünden,bir bacının gözünden,bir babanın,bir kardeşin,bir teyzenin,bir amcanın,dayının,halanın gözünden düşen gözyaşı damlası...İşte bir bereketsiz yağmur damlası...Binlerce masumun arkasından dökülen gözyaşları...İkisi de su değil mi özünde? Neden biri acı verirken,diğerinin çektiği acıdır?Bilinmez.Aslında bilinir de, bir taze Rize çayı olsa içilemez o derecedir verdiği acı.

   Nedir gerisi,eksiği,fazlası bu işin? Bu işin acısını çeken bilir.Bilmediği bir şehirde,bilmediği işlerin sonucunu çeken bilir bu işin acısını,yüreğindeki yarasını. Bu öyle bir acıdır ki, kendi canından sonra,Çernobil yüzünden giden her canda yarası ilk günkü kadar geniş deşiliverir.

   Bir pantolon,bol bir pantolon,üzerinde bir gömlek,salaş olmak zorundaki o göbeği örtebilsin,gömleğin üzerine bir kravat...Gömleğin iki yakasının birleştiği noktadan itibaren belirginleşen bir meymenetsiz yüz...Ellerinden biri masa üzerinde,diğeri ise gösteri zamanını bekliyor.Zamanı geldiğinde ise,yudumluyor,mis gibi İngiliz çayından.İnanıyor o yeşil bölgenin,yüreği bembeyaz olan nenesi,rahat bir nefes alıyor,içiriyor Çernobil şehidi oğlunun yadigarına,torununa,eskiden mis gibi olan,ama şimdi zehir dolu Rize çayını...Temiz yürekler böyle kandırılıyor bu ülkede,o temiz yüreklerden  bir de torun için yaş dökülmesi gerekiyor,metrekare başına düşen lanet olası yağmur damlalarını nötreylemek için.

   Süslü bir kadın,kameraların yayına girmesi bekleniyor,kameralar kayıtta.Önündeki listeye göre mutlu ve ya hüzünlü olması gereken kadın,o haberin uzunluğu kadar olan süre içerisinde üzgün bir ses tonuyla veriyor bir Çernobil faciasını daha.Haber bitince,kalkıyor masasından,hayatına devam ediyor,en doğal hakkı olan şeye...Yüzünde gülücükler,umrundamı bilmem kaç dakika önce hüzünlü olması gerektiği haberdekinin durumu...Değil.

  O acıyı yaşayan bilir,canı gidenler veya gitmekten son anda kurtulanlar bilir o lanet olası Çernobili.Bir Çernobil mağdurunun yeğeni olarak söylüyorum,o acıya şahit olmaktan son anda kurtulan bir küçük yüreğin sahibi olarak,şimdi o zamana göre biraz daha büyümüş biri olarak söylüyorum,bir Trabzonspor taraftarı olarak söylüyorum;

  Allah mekanını cennet eylesin Habibim.Kardeşim.Allah nur içinde yatırsın.Günahlarını affetsin,mekanını cennet,melekleri arkadaş etsin yanına.Söyle o meleklere,bizim gibi yalvar yaradana,daha inmesin o masmavi gökten zehir dolu yağmur damlaları,yemyeşil doğaya...İnmesin ki,meymenetsiz suratlar,al yanaklı neneyi kandırmasın çay içip, spiker bozuntusu bir kadın 45 saniyeliğine o üzüntüyü yaşıyormuş gibi rol yapmasın.Çeken bilir Habibim.Allah sana rahmet eyleye...

15 Temmuz 2011 Cuma

Simyacı(Trabzonspor)

  Paulo Coelho'yu 8.sınıfta okutmuşlardı, Simyacı'nın-o zamanki düşünceme göre- o kadar sıkıcı bir kapağı vardı ki, açıpta okumak istemiyordum.O kitabı açtığımda ise 1.5 gün sürmüştü bitirmem.Bunu neden yazdığımı son paragraflarda anlamanız dileğiyle.

  En son yazımdan itibaren ne kadar zaman geçmiş?56 gün...''Demek ki 56 gün sürmüş atlatmam.''denilebilir mi? Kesinlikle.

  En son yazdığım yazıya baktım,şaşırdım.Yazdıklarımın birgün gerçekleşeceğini biliyordum ama bu kadar erken olacağını asla...Adaletin tecellisini yaradan en hayırlı zamanda verir de biz farkedemeyiz.Verdi işte.Gündemi meşgul eden ana başlık bu:''Temiz Kramponlar''.

   Fenerbahçe SK Başkanı Aziz Yıldırımın tutuklanması hakkında fazla birşey yazmayacağım.Günlerdir yazılıyor zaten.Sadece şunu demeliyim ki; olması gereken oldu,sebep olduğu canların hesabını inşaallah ağır ağır ve acı içinde çeker.

   Paranoyak yaftasını yapıştırmıştı Türkiye, Trabzonspor Taraftarının üzerine,bundan dolayı Trabzonspor taraftarı paranoyak olmadığının ispatının haklı sevincini yaşarken,kendisiyle dalga geçenlere ''Koyun'' yaftası yapıştırmaktan zevk alıyor.İşte bir takım sadece sahada oynayarak çeteyi,şikeyi,şaibeyi,medyayı ve daha da önemlisi,bunların ağababası olan endüstriyel futbolu böyle yener.

  Peki bu galibiyetin ödülü,haklı zaferin ödülü nedir?''Ceza''...Devrim Arabaları'nı hatırlayalım,ne demişti usta mühendis, toy mühendise? ''Türkiye'de hiç bir başarı cezasız kalmaz evlat.''.Trabzonspor önümüzdeki günlerde bunun bedelini ödeyecek.

  Muhteşem bir yapılanma,ses kayıtları,fotoğraflar,ünlü isimler,medya ayakları...Bunun karşısında Şenol Güneş ve Karadeniz Uşakları. Fenerbahçe hakkında,Beşiktaş hakkında bu kadar net iddialar varken,medyada Trabzonspor hakkında hangi iddia var? ''Teşvik Teşebbüsünün İddiası.'' Bülent Arınç deyimiyle; ''Şeyini şey ettiğimin şeyi.''

  Medya günlerdir bu tuzağa Trabzonsporu çekmenin peşinde,teşebbüs iddiasıyla.2.dalgada gözaltına alınan Sadri Şener haberlerine baktığınızda,Aziz Yıldırımdan daha ağır bir muamele yapılıyor televizyonlarda, bir çete lideri için ''masumiyet teranesi'' okunurken,Hakkında delil olmayan bir başkan için ''Şikeci'' yaftası yapıştırılmaya çalışılıyor. Sonuç? Sadri Şener serbest.Bunun üzerine Aziz Yıldırım hastalanıyor, hemen masumiyet teranesi giriyor devreye. ''Böbreğindeki kötü huylu kist kansere neden olabilir.''.Peki Aziz Yıldırım'ın yaptıkları,haksızlıkları,yapıpta 'yapmadım' dediği pişkinliği,tehditleri,oda basmaları,yan hakemleri,MHK Başkanları,TFF Başkanları,ve hepsinin oluşturduğu adaletsiz düzenin gerçek anlamda kanser ettiği kişilere ne oldu? Bu zeki beyinler neredeydi? Eskişehir maçından sonra kalp krizinden ölen Trabzonsporlunun canı ne olacaktı?Bu sorular niye sorulmadı?

  Sadri Şener serbest kalırken,4 yönetici daha gözaltına alınıyor,medya yine heyecanlı,birşey çıkması için dua ediyor ki o da ne? Soruşturma boyunca emniyetten direkt serbest bırakılan isim yokken,4 Trabzonsporlu yönetici direkt serbest kalıyor.

  Nevzat Şakar'ı unutmadık...Gerek İstanbul medyasının asıl heyecanı,gerek Trabzonspor taraftarının asıl endişesi olan isimdi Nevzat Şakar bu soruşturmada. Hakkında teşvik teşebbüsü iddiası vardı,ve bu iddia medyada Fenerbahçe SK nın şike delilleri kadar önem taşıyordu.Bakın bu sadece bir iddia idi.Bu iddia aynı zamanda Trabzonspor taraftarının kalbine bir hançer gibi saplanıyordu ki, Trabzonspor taraftarı bu iddiayı bile hazmedemiyordu.Çünkü Trabzonspor taraftarının şerefi buna müsaade edecek kadar rahat değildi.Teşebbüs iddiası şunu gösteriyordu: Trabzonspor hakkındaki en ağır iddia teşebbüs.Yaptığı bir şike,verdiği bir para yok.Aldığı 82 puanda Tunga Liman ağabeyin ortaya çıkardığı gibi ORGANİK. Buna rağmen yediremiyordu Trabzonspor Taraftarı onuruna.

  Bu sabah hayırlı bir haber geldi,dualar kabul edildi belki.Nevzat Şakar hastaneden taburcu edildi.Ve bir gözaltı kararı çıkmadı.İfade için önümüzdeki günlerde gideceği öğrenildi.Trabzonspor,taraftarının da istediği şekilde aklanmıştı.Hiç bir bezi yoktu böyle kirli işlerde.Utandırmamıştı taraftarını,boynunu bükmemişti insanının.Geriye kalan neydi peki?Şampiyonluk... İşte burada bir sıkıntı vardı.Türkiye'de çeteleri sadece sahada oynanan oyunla yıkmanın bir cezası vardı,ve Trabzonspor bu bedeli ödeyecekti.Hakettiği şampiyonluğu, bazıları kızmasın diye alamayacaktı,tertemiz olmasına rağmen,şike yapmamış olmasına rağmen,sadece horonu dik oynamasına rağmen verilmeyecekti bu kupa.Çünkü bu işin bir cezası vardı.Ödeyecekti onu Trabzonspor.

  Emeğin;hukuksuzluğa,çetelere,paraya karşı mücadelesini emek kazanmıştı,tarih bunu da yazmıştı Şenol Hocam,ama  tarih Trabzonspor'a verilmeyecek olan kupanın akıbetini de yazacaktı.

  İddianame...İddianamede, bu işlere bulaşmadığı ispatlanan Trabzonspor,yine savcı tarafından büyük ihtimalle yer alacak.Yer alması,büyük ihtimal Trabzonspor'a hak ettiği cezayı getirecek TFF tarafından.Hani şu başkanı Fenerbahçe Başkanına ''Başkanım'' diyen TFF tarafından.80 şehrin  adaletsizliğini yenen o şehir,yine ışıkları erken kapatacaktı,haketmesine rağmen susacaktı yine.Çünkü bu ülkede Trabzonspor tertemiz şampiyon olursa, 25-30 milyon(!) insan ayaklanacaktı(!),askere gitmeyecekti(!). Bu ülkede 25-30 milyon(!)  hukuksuz insan olsa da,bu ülkenin kuzeydoğusunda yaşayan insanlar da vardı...

   Simyacı ile Trabzonspor'un benzerliği burdan geliyordu işte...Santiago'ya babası para verip demişti ya hani;''Git dünyanın dört bir yanını dolaş,en iyi şatonun bizim şatomuz,en iyi kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğrenene kadar'' diye...Trabzonspor'da böyleydi, O Türkiye'nin  her yanını kendi emeğiyle dolaştıkça, hem o,hem de gördüğü insanlar anlıyordu''En dürüstü Karadenizde,en iyisi Karadenizde'' diye düşünerek...

   Simyacı ile Trabzonspor benziyordu; ikiside rüyasında gördüğüne yürüyordu,pes etmeden,sabır ile,kendini keşfederek,kendi hatalarının üstesinden gelerek.İkisi de bu yolda kah gülüyor,kah dolandırılıyordu.İkisi de yüreğinin sesiyle yürüyordu,biri Mısır çöllerinde,diğeri Türkiye bataklığında.Batmadan ve yılmadan,tertemiz olarak.

  Simyacı ile Trabzonspor benzemiyordu aslında; çünkü Santiago'nun elinde,yaşlı adamın verdiği iki taş vardı, biri ''evet''i diğeri ''hayır''ı temsil ediyordu.Trabzonspor'un ise sadece bir şeyi vardı;Güneş'i...Hep doğru yolu gösteriyordu.

  Santiago ile Trabzonspor farklıydı çünkü,biri rüyalarında gördüğü hazinenin yanında uyanıyor,diğeri ise rüyalarında gördüğü hazinenin yanında uykuya dalıyordu...

 
  

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Dik Dur...Şampiyon...

Keklik gibi kanadımı süzmedim;
Murad alıp doya doya gezmedim
Bu kara yazıyı kendim yazmadım
Alnıma yazılmış bu kara yazı
Kader böyle imiş ağlarım bazı
Gülüm ey… sebebim ey...

Yarın; hakettiğin,emek sarfettiğin şampiyonluğun 4. kez senden çalınışına sevinecek Türkiye'nin 80 ili. Sen ise erkenden kapatacaksın ışıklarını güzel şehir. Dert etme, şimdiki uşakların hesabını soramasa da, bizler hesabını soracağız çalınan hakların. Elbet birgün çökecek bu statüko. Yayla zamanına kadar sabret.

15 Mayıs 2011 Pazar

İlişkiler vs Çelişkiler...

   Bloga Türk Futbolu üzerinden devam edeceğim,taa ki bu lig bitene kadar, benim de Türk Futbolu ve Türk Adaletiyle işim bitene kadar... Yani hepi topu 2 hafta var, geçer...

   Bursaspor-Beşiktaş maçında yaşanılanların açıklanabilir taraflarını dinledik hepimiz,açıklamalara ikna olan varsa buyursun gelsin dertleşelim.

  Problemi çözmek için analiz gerekir,analiz için verilenlerin iyi belirlenmesi,bu saptama içinde verilenler arasındaki ilişkiler iyi saptanması gerekir. Bunlar gerekir ki, verilenlerden istenilenlere, bize öğretilen bağıntılarla ulaşabilelim.Türk Futbolundaki adaleti çözecek kadar aklımız var, Birinci çoğulu kendi adıma değil hepimizin adına kullanıyorum.Herkes bu sorunu özecek hamleleri sunabilir,ama asıl önemli olan bu sorunun analizini yapabilmek.İş analize gelince ya susuyoruz,ya uyuyoruz,çünkü işimize gelmiyor değil mi? Ama gün geliyor canımız yanıyor, o zaman başlıyoruz adalet demeye.Problemin analizine başlayalım.Esas sorun,Türk Futbolunun başarısızlığı; o zaman bismillah.

  1) Türk Futbolu neden başarısız?
  Cevap:Türk Futbolunun başarısızlığı kişiden kişiye iki şekilde değişir.Dönemsel başarılarla tatmin olan kişiler Türk Futbolunun şu an sadece bunalımda olduğunu söyleyip geçerler, 70 milyon nüfuslu ülkenini zaten 10 senede bir başarı elde etmemesi anormaldir. Bu da, dönemsel başarısızlık,buhran gibi kelimeleri adından çok kullananlara atıf olsun.

  2) Türk Futbolunun Sürekli Başarılı Olmasını İsteyenler İçin,Türk Futbolu Neden Başarısız?

  Cevap:Sürekli başarı için,önce sürekliliğin ne olduğunu anlamalıyız.Süreklilik, zamana bağlı değişimler içermeyen, içerse bile bünyesinde ihmal edilebilecek kadar küçük değişimler içeren durumdur. Yani bir denge durumu olarak algılamamız hepimizin yararına olacaktır. İşte bu durum için önce, dengeyi iyi sağlamalıyız. Peki neden dengemiz iyi değil? Çünkü birden fazla sorun var,

 2-a)Altyapımız niye yeterli değil?
  Cevap: Bu sorunun cevabını benim vermem,tespitime zarar verir; bu işi ustalarına havale etmek en doğrusu,  ben b şıkkını irdelemek istiyorum

2-b)Türk Futbolunda ki dengesizliğin diğer nedenleri nedir?
  Cevap: Türk Futbolundaki dengesizlik,tamamen belirli bir grup tarafından yönetiliyor olmasından kaynaklanan birşey. Bu grup, kendi çıkarlarını Türk Futbolunun üzerinde tuttukça,Türk Futbolu dönemsel başarılarla tatmin olmak zorunda kalacaktır. Bu grup; çıkarları için  Türk Futbol mekanizmasında yararlı değişiklikler yapabilecek her türlü olaya karşı çıkmak zorundadır. Ve bu, Türk Futbolunun ilerlememesine,dolayısıyla gelişememesine sebep olur. Bu grup nedir? Kimlerdendir?Ne gibi güçleri vardır?Neleri kullanır?

2-b-1) Bu grup nedir?
Cevap: Bu grubun genel adına statüko diyebiliriz. Siyasete,sırf oy için oyuncak edilen bu kelimenin hakkını işte Türk Futbolundaki bu kesim verir. Birbirleri içerisinde güzel ilişkileri vardır, ilişkileri futbol çıkarlarını geçmiş; iş,aş,aşk ilişkilerine terfi etmiştir. Bu yüzdendir ki statükonun üyeleri birbirine sıkı sıkıya bağlanmıştır, ve bu grubu dağıtmak için harcayacağınız enerji fazla olacaktır.Bu grup dağılmadıkça Türk Futbolu milim ilerleyemez.Bu grubun dezavantajı da tam buradadır; statüko bir mekanizmadır,ve mekanizmanın kolları birbirlerine ne kadar sıkı bağlanırlarsa kullanım kolaylıkları azalır, gevreklikleri artar, kırılma dayanımından sonra, mekanizmanın belirli bir kısmı değil bütünü çöpe atılır. Yani bu grubu dağıtmak için harcayacağınız enerji ilk başta fazladır,fakat kırılma noktasından sonra kendi kendini bitirir.


2-b-2)Kimlerdendir?
 Cevap: Hacı oğlu Hüseyin gibi adamları göremezsiniz, belirli bir kesimdir. Bu kesimin her yerde bir parmağı,her parmağında on marifet vardır. Oyunları itinayla kurarlar, fakat oyunları sekteye uğradığı zaman,aklınıza gelmeyecek yakınlaşmaları görürsünüz. Bu yakınlaşmaları size gösteren basındır,ve unutlmamalıdır ki basın en etkili silahlarından sadece biridir.

2-b-3)Ne gibi güçleri vardır?
 Cevap: Türkiye'nin üst kesimi derler ya,işte bu grubun üyeleri değişse bile hepsi bu kesimin içerisindedir. TV lerde gördüğünüz kişiler sadece bir piyondur,asıl işler ofislerde halledilir. Bu kişiler; gazete sahibidirler, editörleri onlar belirler. Editörler ise yayına konulacak yazıları belirler.Bu yazılar statüko yararına her türlü iftirayı bir gerçekmiş gibi sunabilir,her türlü yalanı doğru diye bağırarak inandırabilir. Bu gazetenin yazarları, patronlar tarafından çok sevilir, çünkü patronları  o yazarları meydana çıkarır,kimisine '' futbolun tarafsız yüzü'', kimisine ''futbolun melekesi'' vb isimler takar. Bu kalemlerin görevi ise, statükonun oyunu su yüzüne çıkana kadar tarafsız olmak,herkesin takdirini toplamak,tam su yüzüne çıkacakken ise, topladığı beğenileri kullanarak patronlarına asıl hizmeti yapmaktır,onlar sayesinde statüko hep haklı gözükür.

    Gazete sahibi olmak yetmez,kanal sahibidirler ayrıca,işleri sarpa sarınca  destekledikleri kulübün başkanını çıkarırlar,çok samimi açıklamalar yapar başkan(!). Halk bir kez daha kandırılmak istenir,itinayla kandırılır.

   Bu kişilerden bazıları aynı zamanda futbol otoristesidir. Kendi çıkarları için Türk Futbolunun kazanacağı yetenekleri görmezden gelirler,kendi takımlarının oyuncularını öve öve bitiremezler. Bu oyuncular Türkiye'de yıldız, Avrupa'da ise yardımcı uydu olur. Gerçek yeteneklerin önünde ki tek şans, statükonun takımına geçmektir.Eğer burada kendisini gösterirse ancak yıldız ünvanını alabilir. Ancak bu takımlarda oynarsa futbolcu olur. Yoksa her gün farklı bir transfer haberi hakkında çıkarılır;taraftarıyla,yönetimiyle,kimi zaman menajeriyle arasında güvensizlik oluşturulur ve oyuncu yalnız bırakılır. Yani yıldızlar,bu ülkede itinayla kaydırılır. O yüzdendir ki 70 milyon Türk vatandaşının yaşadığı ülkede, bir tane dünya kulübüne giden oyuncu yoktur, ama gurbetteki Türkler 3. nesillerinde  iki elin parmağını geçecek sayıda Türk'ü dünya futboluna sunmuşlardır.

   Bu güçler, hiç bir zaman Anadolu Takımlarının gelişmesini istemez,çünkü anadolu geliştikçe büyür. Büyüdükçe güçlenir. Güçlendikçe,binbir destekle ayakta tuttukları statükosporlar yıkılır,onlar yıkılınca Türk Futbolunda statüko kalmaz. Statüko bunu istemez, bu yüzdendir ki bütün dünyada her şehrin takımı eşit şansa sahipken,Türkiye'de sadece bir ilin takımları hep şampiyonluk yarışındadır. Örneğin Karşıyaka-Göztepe derbisi gibi bir mazileri bile yokken derbi sıfatını hakedebilirler.Dünyanın en büyük derbilerinden biri gösterilirler,bu kadar temiz bir derbi tarihi hiç duyulmamıştır heralde. Çünkü diğer derbilerin geçmişinde sadece aynı şehir takımı olmak yoktur,din çatışmaları,ırk çatışmaları,siyasi çatışmalar vardır...

2-b-4)Neleri Kullanırlar?
Cevap: Güçlü olan onlar olduğu için bu ülkede  parayla alınan herşeyi kullanabilirler. Çok sıkıştıkları zaman ise siyaseti,yeri geldiğinde ülkenin sorumlusunu kullanırlar. Onlar siyaseti kullandıkça,siyasette o şehirlerdeki nüfusunu kullanır,böylelikle o şehrin takımı yalnız bırakılmaya çalışılır.Kullanamadıkları tek şey,yüreklerdir. Bu yürekler her zmaan onlara tehdit oluşturur,ama onlar korkularından o yüreklerin yüzüne bile bakmazlar.

  Bu yüzdendir ki Trabzonspor statükoya bunca acı yaşatmasına rağmen hala diktir,hala ayaktadır. Yaşayacağı ve yaşatacağı çok şey vardır. Şehri ona sahip çıkmış,o da şehrini kucaklamıştır. Şehri onun sayesinde bu oyunları görmüştür. Orda,bir şehir vardır uzakta,ama o şehir uzakta olmasına rağmen bütün oyunların kokusunu alır. O şehir,o toprak bizim şehrimiz,bizim toprağımızdır. O yürek bizimdir, biz ise dürüst Trabzonspor'un...

 Bu oyunlara  karşı her zaman dik duracağız,çünkü onların oynadıkları oyun bizim horon karşısında hiç birşey. Biz horonu bile dik oynuyorsak,onların oyunları bizi terletmez. Mücadelemiz bundandır,kandırılmayışımızın cezasını ise,çalınan şampiyonluklarımızla çekeriz sanılır...

 Sevgiler...


 





  

 

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Sol Alt Köşe

      Tahmin ettiğimiz gibi,zor bir maç yaşıyoruz gerek oyuncusuyla gerek taraftarıyla İzmirde... Bucaspor'un futbolu gerçekten takdire değer, böyle futbol oynayan bir takım bu ligden düşmemeliydi,Türk Futbolu kaybetti,gerçekten üzüldüm. Bucaspor ligden düştü, bir aksilik çıkmadı! Siyasi otoritelere duyurulur!

      Bucaspor'un gol atacağını zaten biliyordum,çünkü hücumda çok etkililer, Fb'ye karşı hak ettikleri bir galibiyet vardı, hani bir sorun çıkmaması için ellerinden alınan,işte o maçtan belliydi bu takımın kalitesi fakat statükoya yenildin sen Buca, inşaallah seneye gelirsin tekrar bazı şeylerin  intikamı için...

     Maçta büyük bir stres vardı, o stresi azaltan ise Karabük maçındaki beraberlikti. Dakika 67de sol alt köşede bir pencere açıldı; Fb'nin golü karşımızdaydı,moralimiz çok bozuldu cidden. Gol de öyle bir goldü ki hani, neyse canımızı sıkmayalım daha fazla. Ben golden çok başka birşeye dikkat ettim sol alt köşede,golden sonra İrdeleme Porfesörü sayın A.Kocamanın sevinmesine dikkat ettim. Daha doğrusu merak ettim. Fakat bir sevinme göremedim,sevinmeden çok stresini atmanın rahatlığı vardı sanırım, o iki elini saçlarına götürdü ve bir ohh çekti. Haklı da, Emenikeyi oynattırmadığınız bir maçta,böyle bir skorun sonucunda atılan gol,sevinmenize engel olabiliyor işte. Birde bizim golden sonra Şenol Hoca'nın sevinmesine baktım,ilk maçtaki gibi. Doğal,çocuk gibi mutlu ve takdire değer bi sevinç.

   Tuttuğunuz takım önemli değil,sadece bunu karşılaştırın.İşte o zaman kimin konumunu hakettiğini, kimin medya+pfdk+mhk+tff desteğiyle burada olduğunu göreceksiniz.

  İlahi adaletin tecelli edeceği zaman inşaallah bizim şampiyonluk sürecimiz içindedir, eğer sonra tecelli edeceksede yaradanın kalbimize genişlik vermesi için dua ediyoruz. Çünkü çok dışlandık bu sistemde,çok hakkımız yendi...